HASAN AYDIN
2025 emek ve eğitimin kaybettiği yıl oldu
2025 yılı, işçiler, kamu çalışanları, emekliler ve eğitim sistemi açısından kayıp bir yıl oldu.
Fabrikada, okulda, sokakta, emeklinin evinde ve pazarda; geçim derdi, güvensizlik, adaletsizlik ve eğitimsizlik öne çıktı. TÜİK’in sahadaki gerçeklerle ilişkisi olmayan rakamlarıyla ekonomi makyajlanırken, hayat pahalılığının asıl yükü sabit gelirli emekçilerin sırtına yüklendi.
Döviz kuru, baskılanmaya rağmen arttı. Vatandaşların bir kısmı geleceği belirsiz olan bu ekonomik ortamda Türk Lirası'na alternatif olarak altına yöneldi.
Özellikle CHP’li belediyelere yönelik soruşturmalar, tutuklamalar, görevden alıp kayyum atamaları ve bütçe kısıtlamaları devam etti. Önceleri DEM’li, daha sonra CHP’li belediyelere yönelik müdahaleler, yüzeysel bir denetim faaliyetinden çok sandıkta kaybettiği alanları hukuk ve idari baskıyla telafi etme çabasına dönüştü.
İşçiler, grevler ve sendikalar
Milyonlarca işçi 2025’te yoksullaşmaya devam ederken genç işsiz oranı da artmaya devam etti. Esnek çalışma, güvencesizlik ve taşeronlaştırma kural haline getirildi. Türkiye ekonomisinin temel makro ekonomik hedeflerini ve politikalarını belirleyen Orta Vadeli Program (OVP) doğrultusunda ücretler baskılandı. Enflasyonu kontrol altına alma ve tek haneli seviyelere indirme hedefi tutmadı.
İş cinayetlerine karşı yeterli önlem alınmadı. Ülkenin birçok yerinde güvencesiz iş koşullarında çalışan yüzlerce işçi, geçen yıl iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Bunların bir kısmı da MESEM’ler aracılığı ile işletmelere ucuz iş gücü olarak gönderilen ve sigortasız çalıştırılan çocuk işçilerdi.
İşçilere toplu sözleşmelerde verilen ücret zamları bazı özel işletmeler haricinde hep düşük kaldı. İşçi sendikalarının mücadele dağınıklığı, güçlü ve merkezi bir mücadeleyi sekteye uğrattı. İktidar, işçi grevlerini “milli güvenlik”, “ekonomik istikrar” gibi gerekçelerle yasakladı. Grevi yasaklanan metal işçileri 2026’ya mücadele içinde giriyorlar. Geçen yıl birçok fabrikada, işletmede sendikalı olmak isteyen işçilerin işine kod 46 (yüz kızartıcı suç) ile son verildi. Buna rağmen bazı işçiler sendikal haklarını mücadele ederek kazandılar. Sendikalı oldukları için işten atılan Çatalca’daki Polonez Gıda işçileri 172 günlük bir direnişle sendikal haklarını kazandılar. DYO Boya işçilerinin ücretlerine 43 gün devam eden mücadele sonucunda yüzde 92,64 oranında zam yapıldı. Tabii bu zam bir istisnaydı. TÜPRAŞ’ta işçilerin maaşlarına 2025 yılının ilk altı ayı için yüzde 35, ikinci altı ayı için ise yüzde 24 artış sağlandı. Belediyelerde gerçekleşen grevler anlaşma ile sonuçlandı fakat emekçiler birçok yerel yönetimin işçi haklarına karşı önyargılı tutumlarını da bu grevler esnasında daha net bir şekilde görmüş oldular. Ülkenin birçok yerinde grevde olan işçiler hala mücadelelerini sürdürüyorlar.
Geçen yıl yüzde 30 oranında zam yapılan asgari ücrete, bu yıl uluslararası sermayenin önerileri doğrultusunda yüzde 27 oranında zam yapıldı. Zam oranında, gerçekleşen enflasyona rakamları değil, beklenen enflasyon oranı dikkate alındı. Asgari ücret 2025 yılında ortalama bir ücret haline gelirken, genel ücreti ve toplumun refahını belirlemede bir kıstas oldu. Sonuç olarak 2025 yılında sendikal baskılar ve dışlayıcı söylemler arttırıldı, grev hakkı daraltıldı, işçilerin asgari ücretlerinin reel gelirleri düştü.
Kamu çalışanlarının durumu
2025 yılında kamu çalışanları için toplu sözleşme ile daha önceden belirlenmiş olan rakamlar anlamını yitirdi. 2025 yılının ilk altı ayı için kamu çalışanlarına yüzde 11,54 oranında zam yapıldı. Kamu emekçileri, uygulanan adaletsiz vergi, ek ödemelerin maaşlara yansıtılmaması ve reva görülen sefalet ücretine karşı 13 Ocak 2025’te Türkiye genelinde bir günlük iş bıraktı. 2025 yılı Temmuz ayında toplamda yüzde 15,57 oranında zam alan kamu emekçisi bu artıştan memnun olmadı; çünkü Temmuz ayı gerçek enflasyon oranı yüzde 29,7’ydi. Özellikle memur toplu sözleşmelerinde daha önceden tespit edilen düşük oran maaş kaybında da büyük rol oynadı.
2025 yılı Ağustos ayında, 2026-2027 yıllarını kapsayan 8. Dönem Toplu Sözleşme Görüşmeleri iktidar yanlısı tutum sergileyen Memur-Sen’in ikili tavrı nedeniyle emekçilerin aleyhine sonuçlandı ve uyuşmazlığa gidildi. Kamu emekçilerinin iş bırakma eylemine rağmen hakem kurulu, 2026 yılı ilk altı ayı içinde yüzde 11, ikinci altı ayı için yüzde 7, 2027 yılı için de yüzde 4 + 4 zam yapılacağını duyurdu. Adaletsiz bir şekilde oluşturulan hakem kurulunun bu kararı kamu emekçileri tarafından tepkiyle karşılandı.
TBMM’de 2026 yılı bütçe görüşmeleri sürerken Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) giderek derinleşen ekonomik kriz, hayat pahalılığı ve bütçe adaletsizliğinin emekçiler üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekmek amacıyla 22 Kasım’da Samsun ve Adana’da, 29 Kasım’da ise İzmir ve Van’da dört bölgesel miting gerçekleştirdi.
2025 yılında Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın taban maaş mücadelesi alanlarda kesintisiz devam etti. Sendika, haksız yere işten çıkarılan, fiziki saldırıya uğrayan, güvencesizliği iliklerine kadar hisseden özel sektör öğretmenlerinin yanında yer alarak güven verdi. Aynı zamanda sendika, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in özel eğitim kurumları öğretmenlerinin itibarını sarsıcı açıklamalarına karşı dava açtı.
Emeklilerin durumu
2025 yılında emekli; yetkililerin bazı açıklamaları ile devlete bir mali yük olarak gösterildi. Emekli memurlar yasa gereği çalışan memurlar kadar zam alırlarken, SSK ve Bağkur emeklileri Ocak 2025’te yüzde 15,75, Temmuz ayında ise yüzde 16,67 oranında zam aldılar. Ocak ayında 14 bin 469 lira olan en düşük emekli maaşı Temmuz ayında 16 bin 881 liraya çıkarıldı. Asgari ücretin altındaki bu düşük maaşla, emekli çarşıya ve pazara çıkamaz oldu. Geçinemediği için ek iş arayan, güvencesiz ortamlarda çalışan emekli sayısı arttı. İş bulup çalışanlardan bazıları ise iş cinayetleri sonucu yaşamını yitirdiler.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 2025 yılında yapmış olduğu bir açıklamada “Çok şükür emeklinin maaşını zor koşulda olsak da ödüyoruz.” diyerek emeklilere maaş ödenmesini bir lütuf gibi gösterilmesi algısına yol açtı. Yine yapılan açıklamada farklı ülkelerden örnekler verilerek Türkiye’de 20 yıl prim ödendiğini, 40 yıl emekli maaşı alındığının altı çizildi. SGK genel müdürü de emeklinin uzun yaşaması ve EYT nedeniyle sosyal güvenlik sisteminin sıkıntıda olduğunu belirtmişti.
Emeklilere 2025 yılında daha önce çalışan memurlara verilen seyyanen zam ödemesi yapılmadığı gibi, emeklilerle çalışanlar arasında bilinçli bir gelir uçurumu yaratıldı.
Emekli sendikaları 2025 yılında taleplerini meydanlarda ses yükselterek yansıttılar. Basın açıklamaları ve açtıkları standlarla kamuoyunu bilgilendirirlerken, bu sendikaların devlet yetkililerince tanınmaması geçen yıl da devam etti.
Sendikaların örgütlenme çabaları engellenirken, güçlü ve birleşik bir emekli sendikacılığının ilk çalışmaları da ortak eylemliliklerle başlatıldı.
Emeklilerin sağlıkta ödedikleri katkı payları oranı arttırıldı, ilaç fiyat farkları büyüdü, emekliler özel hastanelere mecbur bırakılarak maddi kayıplara uğradılar.
Eğitimin durumu
2025 yılında eğitim alanında “reform” adı altında yapılan düzenlemeler, eğitimin seviyesine ve pedagojik ihtiyaçlara dayalı olarak değil; daha çok ideolojik ve idari tercihlere göre yapıldı. Her fırsatta laik ve bilimsel eğitime karşı girişimlerde bulunuldu. Yeri geldi karma eğitime karşı çıkıldı, yeri geldi lise eğitiminin dört yıldan üç yıla düşürülmesine çalışıldı. Böylece MESEM’ler aracılığı ile ucuz iş gücü kaynağı olarak görülen öğrencilerin, özel işletmelere gönderilmesinin yeni yolları arandı.
Yüz binlerce öğretmenin atamasının yapılmadığı gibi binlerce ücretli öğretmenin istihdamına devam edildi. Atanan öğretmen sayısı ise düşük tutuldu. KPSS’de yüksek puan alan öğretmen adaylarının mülakatlarda elenmesine dair itirazlar ve açılan hukuki davalar devam etti. Öğretmenlik Meslek Kanunu’na (ÖMK) dayandırılarak Milli Eğitim Akademileri’nin kuruluş çalışmalarına devam edildi. Bu akademilerde eğitim görmek için sınava giren ve kazanan öğretmenlerin eğitimine 2026 yılı içinde başlanacağı duyurusu yapıldı. Bu akademilerin kuruluşuyla eğitim fakültelerinde görülen eğitimin de üzeri çizilmiş oldu.
Okullarda mesleki güvence zayıflatıldı. ÖMK ile dar bir kalıba sokulmak istenen ve yetkililerin her fırsatta itibarsızlaştırma söylemleri ile karşılaşan öğretmenler, okullarda fiziki saldırılara uğradı.
Yeni kurumlar, yeni müfredat ve merkeziyetçi yapılar tartışılırken, sınıfların kalabalığı, okullarda temizlik elemanlarının uzun süre boyunca temin edilememesi gibi olumsuzluklar 2025’te devam etti. Bağış adı altında toplanan kayıt parası tartışma konusu oldu. Akran zorbalığı devam ederken cezaların yetersizliği şiddeti teşvik eder hale geldi.
Devlet okulları kaynak yoksunluğu yaşarken, özel okullara ulaşmak imkansız hale geldi. Eğitimdeki eşitsizlik derinleşti.
Tüm olumsuzluklara rağmen, alın terinin değer gördüğü, adaletin, dayanışmanın ve toplumsal barışın büyüdüğü, geleceğe umutla baktığımız bir 2026 dileği ile... Tüm okurlarımızın yeni yılını kutluyorum.