Ebu Hamza’nın vatandaşlığına Hacıbey Beyaztaş kararından bakmak: ÖSO ile çatışmak müebbet gerektirir

İnsan hafızası ilginç bir depo. "Unuttum” dedikleriniz, bir anda "daha demin olmuş” gibi su yüzüne çıkıverir.

Suriye’de faaliyet gösteren Ecnad’üş Şam isimli radikal grubun üyelerinden –kimi kaynaklara göre liderlerinden- Ebu Hamza’nın, Manar Alshami ismiyle Türk vatandaşlığına alındığı ve sonrasındaki gelişmelere ilişkin haberleri duyunca 2018’de Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nden çıkmış olan bir karar işte “daha demin” gibi aklıma geliverdi.

Bir taraftan Yargıtay’ın o kararını bulmaya çalışırken bir taraftan da Yetkin Report’tan haberi okuyordum. Haberde, Ebu Hamza’nın vatandaşlığa alındığının kamuoyuna nasıl yansıdığı, bu iddialar üzerine CHP Milletvekili Ünal Çeviköz’ün İçişleri Bakanlığı’na yönelttiği sorular ve nihayetinde Bakanlığın verdiği cevap yer alıyordu. Bakanlığa göre Ebu Hamza’nın faaliyet yürüttüğü Ecnad’üş Şam, El Kaide ile değil Özgür Suriye Ordusu ile bağlantılıydı. Bakanlık devam ediyordu:

"Manas Alshami isimli şahsın Türk vatandaşlığına alınmasına ilişkin dosyası Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenmiş olup, ilgili birimler tarafından şahıs hakkında yapılan inceleme ve araştırmada suç unsuru oluşturabilecek herhangi bir durum tespit edilmemiştir.”

Özcesi Bakanlık diyordu ki: Ebu Hamza El Kaide üyesi değil, ÖSO üyesiydi.

Yani bir sorun yoktu. Hiç sorun olur muydu? Türk Silahlı Kuvvetleri, Suriye’de ÖSO ile birlikte hareket etmemiş miydi. İşte arşivimde aradığım ve bulmakta gecikmediğim kararda “dahası” vardı. Yargıtay’a göre Suriye’de ÖSO demek, TSK demekti. ÖSO’yla çatışmaya girmek TSK ile çatışmaya girmek demekti. Ve cezası da ona göre kesilmeli, müebbet olmalıydı. Yanlış okumadınız. Kararın içine birazdan girelim. Önce kararın nasıl verildiğini kısaca yine karardaki bilgilerden aktarayım:

HACIBEY BEYAZTAŞ KARARI: ÜYELİKTEN CEZA YETMEZ, MÜEBBET GEREK

Hacıbey Beyaztaş Bursa’da yaşardı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kobani operasyonları sırasında Bursa’dan yola çıktı. Ayn El Arab’a geçti. Burada 7-8 ay boyunca IŞİD ile savaştı. Oradan da Menbiç’e ve Herama bölgesine geçti. Burada Özgür Suriye Ordusu mensuplarıyla girdiği çatışmada yaralandı ve esir düştü. 21 Mart 2017’de de sınır kapısından ÖSO tarafından Türkiye’ye teslim edildi. Yani Beyaztaş, 3 yıllık yaşam kesitinde Türk Silahlı Kuvvetleri’yle hiç karşı karşıya gelmedi. Karşısındaki ya IŞİD’di ya da ÖSO’ydu.

Beyaztaş, Türkiye’ye “verildikten” sonra hakkında “terör örgütü üyeliği”nden dava açıldı. Yargılaması Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü; “örgüt üyeliği”nden süreli hapse mahkum oldu. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi’nde de kabul gördü. Ama suçun niteliği gereği dosyanın Yargıtay denetiminden de geçmesi gerekiyordu. Dosya temyiz için Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi’ne geldi. Daire’ye göre Beyaztaş’ın suçu daha büyüktü. Ne demekti TSK’nın birlikte hareket ettiği ÖSO ile “çatışmaya girmek”? Daire, “örgüt üyeliği”nden verilen kararı bozdu; “Sanığın eylemi (ÖSO ile çatışma) devletin ülkesine, egemenliğine ve birliğine karşı bir suçtur” dedi. “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan, Türk Ceza Kanunu’nun 302. Maddesinden yargılanıp ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilmeli” dedi.

HA ÖSO İLE ÇATIŞMIŞSIN HA TSK İLE

Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin bu kararı, özünde şunu söylüyordu: ÖSO’ya kurşun sıkmak, TSK’ya kurşun sıkmaktır. Ha ÖSO ile çatışmışsın, ha TSK ile.

Bunu söylemek elbette zordu. Uzun uzun “gerekçelendirmek” gerekirdi. Yargıtay bu nedenle “terör” tanımından girdi, Esad rejiminden çıktı. Yargıtay’a göre Türk Silahlı Kuvvetleri de ÖSO da bölgedeki hem PKK hem de IŞİD’le ortak mücadele ediyordu. “IŞİD ve PKK Türkiye Cumhuriyeti’ne olduğu gibi, Suriye’ye karşı da tehdit”ti. Ve buna sebep olan Esad rejimiydi.

Yargıtay, "Esad rejiminin ülkedeki protestolara verdiği tepki iç savaşa neden oldu, bölgesel ve küresel aktörler dahil olunca da sorun nitelik değiştirerek uluslararasılaştı. Yönetilemeyen alanlar ortaya çıktı, Bu yönetilemeyen alanlar da terör ve terör örgütleri ya küresel cihadizm ya da cihad dışı terörizm suç şebekeleri için üs sağladı” diyordu. Ve özetle ekliyordu:

"Türkiye terör saldırıları sonucunda güney sınırlarını korumak, Suriye topraklarının parçalanmasını önlemek ve PYD’nin koridor açmasına engel olmak istemiştir.”
Özgür Suriye Ordusu’yla çatışmakla TSK ile çatışmanın aynı anlama geldiği işte bu amaca yönelik ortaklıktan kaynaklıydı. Yargıtay aynen şöyle diyordu:
“(Bu amaçlarla) ilki 24 Ağustos 2016 tarihinde gerçekleştirilen Fırat Kalkanı, daha sonrasında ise Afrin bölgesini kapsayan Zeytin Dalı ve İdlib bölgesi olmak üzere Özgür Suriye Ordusu ile beraber Suriye’nin kuzeyinde askeri bir operasyon başlatılmıştır.”

“ESAD İSTEKSİZ DAVRANIYOR”

Yargıtay’ın ÖSO’yla çatışmanın devlet güvenliği suçu olduğunu, ÖSO’nun Türkiye için "önemini” anlatabilmek için daha çok söz söylemesi gerekiyordu. Çünkü Yargıtay’ın tezine göre bölgedeki bütün tehditleri bertaraf etmekte ÖSO yol arkadaşıydı, Esad rejimi ise en azından isteksizdi, hatta Türkiye’yi Birleşmiş Milletler’e şikayet ediyordu. Kararda bunu da anlatmak gerekirdi ki ÖSO’nun önemi ve onunla çatışmaya giren sanığın neden devlet bütünlüğüne karşı suç işlediği anlatılabilsin. Dost düşman bilinsin(!) Nitekim Yargıtay da öyle yaptı. Uzun uzun anlattı:

"Öncelikle Esad rejimi Türkiye’ye karşı doğrudan şimdiye kadar bin saldırı gerçekleştirmemiştir. Buna karşı devlet dışı aktör olarak zuhur eden IŞİD/DEAŞ ve PKK/PYD/YPG’nin eylemleri açısından meseleyi ele aldığımızda ise İŞİD / DEAŞ ile PKK/PYD/YPG, Türkiye’ye yönelik çok sayıda ülkesel terör saldırılarında bulunmuştur… Öte yandan yönetilemeyen topraklardan Türkiye’ye yapılan silahlı saldırılar ile ülke güvenliği, milletin can ve mal güvenliği tehdit altında kalmıştır. Suriye’de Esad rejimi ülkenin bütününde otoritesini yitirdiği için ve daha önemlisi Türkiye’nin izlediği Suriye dış politikadan rahatsız olduğu için Suriye kaynaklı IŞİD/DEAŞ ve YPG/PYD saldırılarını önlemede hem 'acziyet’ içinde, hem de ‘isteksizdir’.”

Karar, “isteksiz” kelimesini tırnak işareti içine alarak, “bu kadarını söyleyebiliyorum” diyordu ve devam ediyordu: “Nitekim Fırat Kalkanı başladığında Türk tanklarının Suriye’ye girmesini egemenlik ihlali olarak değerlendirmiş ve BM Genel Sekreterine ve BM Güvenlik Konseyi’ne bir mektupla Türkiye’yi şikayet etmiştir.”

DOSTUM ESAD DEĞİL, DOSTUM ÖSO

Yargıtay böylelikle, “dostum Esad değil, ÖSO’dur. O nedenle de ÖSO’yla çatışmak memleket meselesidir” demiş oluyordu.

Kararı veren heyet pek bir "dolu”ydu. Türkiye’yi sadece ÖSO anlıyordu. Herkes yalnız bırakıyor, kendi hesaplarını yapıyordu. Bu yakınma da karara şu satırlarla yansıyordu:

“Suriye’de devam eden çatışmalar çerçevesinde bazı devletlerin farklı amaçlarla gerçekleştirdikleri askeri müdahale ve uygulamalarının meşruluğunu değerlendirecek bir merci, forum yoktur. Zira veto nedeniyle BM sistemi tıpkı ‘soğuk savaş’ döneminde olduğu gibi yeniden kilitlenmiştir. Bu durum, terörizmle ‘küresel savaş’ adı altında meşruiyet zırhı giydirilerek gerçekleştirilen müdahalelerin aslında müdahaleci devletlerin kendi ‘jeo-politik’ çıkarlarını koruma ve gerçekleştirme gayreti çabasından başka bir şey değildir. Suriye iç savaşının uzamasının ardında tam da bu gerekçe yatmaktadır… Türkiye’nin sınırlarını, vatandaşlarını ve bekasını korumak için Suriye’nin kuzeyinde Özgür Suriye Ordusu ile birlikte gerçekleştirdiği askeri operasyonlarda uluslar arası hukuk açısından meşru savunma hakkını kullandığı açıktır.”

İşte Yargıtay’a göre Özgür Suriye Ordusu ile çatışmaya giren Hacıbey Beyaztaş böylesine bir “yol arkadaşına” saldırmıştı ve suçu; "ÖSO ile çatışarak, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne saldırmış olduğu” için ağırlaştırılmış müebbet hapisti.

Bütün bunlardan sonra ÖSO lideri Ebu Hamza’nın "Alshami Manar” olarak mavi renkli Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartı almasına şaşırmamak gerekirdi. En azından şimdilik "gazi” ilan edilmemişti!

Önceki ve Sonraki Yazılar