Genel af tartışmaları: Yeni bir başlangıç mı doldur boşalt mı?

Türkiye’deki unutulmaz seçim vaatleri Süleyman Demirel’in 1991 seçimlerinde “Kim ne veriyorsa 5 lira fazlasını vereceğim,”, Cem Uzan’ın 2002 seçimlerinde “Vallahi mazot 1 lira olacak” ve Çiller’in “Herkese iki anahtar” ve Besim Tibuk’un futbolda “Ofsaytı kaldıracağım” idi.

Genel af da hemen her seçim öncesi gündeme gelir ve bazı partilerin vaatleri arasına girer.

Ve aynı tartışma yine başladı…

MHP’nin yaklaşık iki yıl önce cezaevlerindeki hükümlü ve tutuklu sayısının 300 bini geçtiğini söyleyerek Meclis’e taşıdığı “şartlı ceza indirimi” teklifi AKP’nin desteği ile gerçekleşmişti.

“Cumhuriyetin 100. yıldönümü” dolayısıyla gündeme getirilebileceği savunulan genel affa AKP ise şimdilik mesafeli ama unutmamak lazım ki MHP’nin bugüne kadar koalisyonun ergeni gibi isteyip de AKP’nin başta disiplinli baba tavrıyla “Bakarız” deyip sonradan yapmadığı pek bir şey yok.

Alaattin Çakıcı’nın resmen özel afla cezaevinden tahliye edilmesi hala akıllarda.

Erdoğan, 2018 yılında af konusunda İslam hukukuna uygunluk çağrışımlı bir ilke ortaya koyuyor ve şöyle diyordu:

“Eğer bir suç, devlete karşı işleniyorsa devletin bunu af yetkisi olabilir. Fakat şahıslara karşı işleniyorsa, bunun af yetkisi devlette değildir. Ancak bunu affedebilecek merci, o şahısların, mazlum, mağdur insanların ta kendisidir. Biz o yetkiyi devlet olarak kendimize alamayız.

Bunun dışında parasal suçlar, hırsızlık, şu, bu... Aynı şekilde edebilir miyiz? Bunlar üzerinde çalışırız.”

Sonuç, kısmi afla belli cezalar affedildi. Cezaevleri yeni mahkumlar için biraz açıldı ve konu kapandı. Bu bir aftan çok teknik olarak cezaevlerindeki yer darlığı sorunuydu ve mesele çözüldü. AKP yine pragmatik bir ilkesizlikle kervanını yolda düzmüştü.

2023 seçimi öncesi konu yine gündemde ve argüman “kader mahkumları” olsa da mesele yine cezaevlerindeki aşırı yoğunluk.

Halbuki 2022 yılı başında Adalet Bakanlığı, 36 yeni cezaevi daha yapılacağını ve Türkiye’deki toplam cezaevi sayısının 419’a çıkartılacağını “müjdelemişti.”

Kaç cezaevi açılırsa açılsın suç yaratmakta ve üretmekte Avrupa’nın ikinci olarak başa güreşmeye devam ettiğimiz için bu cezaevleri de yetmeyecek…

TÜİK ve Adalet Bakanlığı istatistiklerindeki suç oranı artışları endişe verecek boyutu çoktan geçmiş durumda.

AKP yetkilileri geçtiğimiz günlerde “Şu an için bir çalışma yok. Ama 2023 seçimde AK Parti çok iyi bir sonuç elde ederse, o prestijle belki böyle bir konu düşünülebilir” diyerek ortaya havucu bıraktı.

Kılıçdaroğlu, Twitter’dan “Af konusunda titizlikle yönetilmiş bir düzenlemeyi iktidar ile konuşmaya hazırız. Görüyoruz beceremiyorlar, birlikte çözebiliriz. Ancak bu af sadece belli başlı suçları kapsayacak; terör, taciz, tecavüz ve benzeri suçlar kapsam dışı kalacak, kader mahkumlarına yönelik olacaktır” diye bir mesaj paylaşmıştı.

Yani Kılıçdaroğlu da MHP’nin yaklaşımını pekiştiren ve terör suçu sayılarak cezalandırılan siyasi suçları kapsam dışında bırakan bir görüşü dile getiriyordu.

Mesele nasıl sonuçlanır bilmek zor ama en azından bir af tartışmasına daha girmiş bulunuyoruz.

Halk arasında ’Rahşan Affı’ olarak anılan yasa da esasında 2000 yılında cezaevlerinde yer kalmadığı için çıkarılmıştı. Aftan sonra 70 bin kişilik kapasitesi dolan cezaevlerinin nüfusu 40 bine kadar düşmüştü. Ancak, üç yılda mahkum sayısı 24 bin artarak yeniden 64 bine çıkmıştı.

Adli sicil kayıtları üzerinden yapılan istatistikler, cezaevinden çıkan tutuklu ve hükümlülerin yüzde 65’nin beş yıl içinde yeniden cezaevlerine döndüğünü gösteriyor.

Rahşan Affı’nda kanun tekniği açısından o kadar büyük sorunlar vardı ki görünüşte tecavüz suçundan mahkum olanlar kanunun getirdiği infaz indiriminden yararlanamıyor ancak öldürme suçunu işleyenler yararlanabiliyordu. Daha da vahimi, tecavüz ederek öldürme suçunu işleyenler de kanunun akıllara durgunluk veren boşluğundan yararlanarak infaz indiriminden yararlanmış ve tahliye edilmişlerdi. Kamu vicdanını en rahatsız eden örneklerin başında 1998’de anasınıfı öğretmeni Serpil Yeşilyurt ve annesi Hanım Yeşilyurt’u kaçırarak tecavüz eden ve Serpil öğretmeni öldüren dört hükümlünün tahliye edilmesi geliyordu. Bu kan dondurucu olayın dört failinden biri olan Savaş Tüblek, 2005 yılında Ümraniye’de iki kişiyi yaralamak suçundan yeniden cezaevine girecekti.

Rahşan Ecevit, büyük tartışmaya neden olan af için “Ben affı garibanlar için istedim, katiller yararlandı” ifadesiyle kendini savunmuştu ama bu kör döngü bugün yine devam ediyor.

Özellikle hırsızlık, dolandırıcılık ve yağma gibi suçların rekor artış yaşandığını gösteriyor. Geçen yıl bu suçlardan 2 milyon 461 bin dosya açıldı.

2020'de 39 bin 663 çocukların cinsel istismarı suçu işlendiği iddiası kayda alınırken, 2021'de buna ilişkin suç iddiası 44 bin 880'e yükseldi. 2021'de cinsel suçlardan yürütülen soruşturmaların 43 bin 15'i davaya dönüştü.

2021 yılına gelindiğinde ise uyuşturucu suçlarında artış görüldü. Uyuşturucu kullanmaktan 263 bin 650 dosya, ticaretinden ise 118 bin 699 dosya kaydı sisteme girildi. Uyuşturucu suçları 4,5'ken, 2021'de bu oran yüzde 5'e çıktı. Uyuşturucu davalarında 245 bin 906 mahkûmiyet kararı verildi.

Peki bir ülke affa neden ihtiyaç duyar?

Bir toplumda geçmiş sorunların artık unutulması, yeni ve sakin bir sosyal hayatın başlaması, “kin duygusu”nun kökleşmesine engel olunması gibi düşünceler ceza kanunlarının uygulanmamasını gerektirebilir.

Peki bizim ülkemizde af ne için uygulanıyor?

Çoğunlukla arkasında felsefi, ahlaki veya vicdani bir yüzleşme olmadan cezaevlerinin boşaltılması için kullanılıyor. Oysa ceza hukuku açısından af devletin toplum adına kullandığı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesi anlamına geliyor. Sadece somut olaylarda mağdur olanların değil toplumun genelinin ya da büyük çoğunluğunun mutakabatıyla af çıkarılması gerekiyor.

Genel affın İngilizce karşılığı “amnesty”dir. Amnesty Latince “amnesia” sözcüğünden türetilmiştir. Amnesia sözcüğü; organik travma, beynin hafıza bölgesindeki bir bozukluk, histeri ve sara sonucunda hafıza kaybı anlamına gelir. Genel afla, toplum ve devlet için geçmiş hakkında hafıza kaybına razı gelir. Bir başka deyişle, geçmişi tamamen unutulmak istendiği yasal olarak beyan edilir.

Paule Boese’un “Affetmek, geçmişi değiştirmez ama, geleceğin önünü açar” sözü de kişisel hayatlarımızdaki af olgusunun yanında devletlerin ve toplumların da affa nasıl yaklaşması gerektiğini anlatır.

Peki bu böyle mi olmuştur bizde? Ne yazık ki hiçbir zaman böyle olmadı.

İnsanımız da devletimiz de yüzleşmeyi hiç sevmez ama bol bol affeder ve af bekler.

Cumhuriyetin 100. yılında devlet ve toplumun yüzleşme yaşaması için ve unutup iyileşmemiz için ülkeye lazım olan hırsızların, katillerin, tecavüzcülerin serbest bırakılması değil bizzat devlet kendine karşı suç işleyenlere özgürlük sağlamalı. Bu iklimde fazla naif gelebilir ama bu yüzleşme, gönüllü unutma mutlaka bir gün önümüze gelecek.

Devlete karşı işlenen suçlar tanımını 100 yıllık değil son 10 yıllık tarihimiz de bile bir çok kez değişmedi mi?

AKP iktidarının başından bu yana cezaevine girmemiş bir siyasi akım neredeyse kalmadı. Ergenekon, Balyoz, KCK gibi Fethullahçı yargının AKP desteğiyle yürüttüğü davaları FETÖ davaları izledi. Sosyalistler, devrimciler ve Kürtler 100 yıllık Cumhuriyetin kadrolu mahkumuydular ve AKP döneminde de bu gelenek bozulmadı. Bu siyasi davalara belki seçimi kaybetmiş AKP sonrası Pelikan vb davalar eklenecek.

Kürt meselesinde yaşanan çözüm sürecinden kahraman ve hainin ne kadar hızla yer değiştirdiğine hiç girmeyelim.

Traji-komik güncel bir örnek verecek olursak: İzmir Büyük Şehir Belediye Başkanı Tunç Soyer 100 yıldır okullarda “hain” diye anlatılan Vahdettin’e “hain” dediği için yargılanmakla yüz yüze.

Sonuç olarak ciddi bir devlet “yerimiz dar” diye af ilan etmez. O olsa olsa bir barınma sorunudur.

Yukarıda saydığımız adli suçluların yüzde 65’inin ilk beş yıl içinde yeniden cezaevine döndüğünü düşünecek olursak bunun adına olsa olsa “doldur boşalt hukuku” denir.

Cezai ehliyeti olan ama uyuşturucu alıp annesinin kafasını Samuray kılıcıyla kesen birinin ya da istediği şarkıyı söylemedi diye gencecik bir müzisyeni öldürenlerin salıverilmesi kanınıza dokunmayacak mı? Hele ‘terör suçu’ sayılarak hapis yatmaya devam edecek uyduruk davalarla cezaevlerinde bulunan onca insanı düşündüğünüzde.

Gönül isterdi ki Cumhuriyetin 100. Yılında kapsamı olabildiğince geniş ve içinde yüzleşme olan toplumsal bir uzlaşmayla tarihi bir af ilan edilsin ama bu olacak gibi durmuyor.

Ölümcül ve geri dönülmez hastalıklarla boğuşan mahkumların son günlerini aileleriyle geçirmelerine bile müsaade etmeyen bir iktidardan bunu beklemek mümkün değil ama hiç değilse iktidara alternatif olanların siyasi suç, ‘terör’ suçu ve af gibi konularda iktidarı taklit eden yaklaşımları bırakmalarını beklemek hakkımız.

Önceki ve Sonraki Yazılar