Hangisinden daha çok korkarız: Tanrıdan mı hukuktan mı?

Oldum olası ‘hukuk’la hiçbir zaman başımız hoş olmadı. Gerek kelime olarak ve gerekse kucakladığı alan içinde yer tüm kavramlar, çağrışım olarak zihnimizde hep olumsuz görüntüler oluşmasına neden oldu.

Çok küçük yaşlardan itibaren onu, düzenleyici rolünden çok, cezalandırıcı yüzü ile tanıdık.Tanrıyı sevmekle, korkmak arasında yaşanan tercihte olduğu gibi, hukuku da sadece yaptırımları ile algılanan soyut bir figür olarak algıladık.

Hukukun bize sevimsiz görünmesinin ruhsal derinliğinde, Türkçe’nin küçük ve büyük ses uyumu içindeki aykırı duruşunun bile etkisi vardır.

HUKUK BAŞLANGIÇI OLARAK ÇOCUKLAR

Geçen haftaki yazımda, ilkokulda itibaren, hukukun insan hayatı üzerindeki pozitif etkilerini öne çıkaran yeni bir müfredat oluşturma gerekliliği üzerinde durmuştum.

Bu bağlamda da, Deva Partisi’nin Yargısal Eylem Planı olarak açıkladığı metinde yer alan bir cümleden duyduğum sevinç ve umudu dile getirmiştim.

Partili olduğumdan değil, hukuk ve ilköğretim cümlelerinin, bir siyasi parti tarafından ilk defa aynı cümle içinde dile getiriliyor olmasından…

Plandaki o cümle “Özgürlükçü demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve kadın erkek eşitliği derslerini ilkokuldan itibaren eğitim müfredatına ekleyeceğiz” şeklindeydi.

Bana göre de, hak ve sorumluluk bilincinin mutlaka çocuk yaşlarda oluşturulmaya başlanması ve kesintisiz sürmesi gerekiyordu.

Hukuka bağlı ve başkalarının haklarına saygı duyan bir toplum olma hali, ancak bu kararlılıkla mümkün olabilirdi.

ÖĞRETMENİN MEKTUBU: “ AMAN KALSIN!”

ekran-resmi-2022-06-28-15-34-59.pngAncak, geçen hafta aldığım bir elektronik posta, yazımdaki düşüncelerim için neredeyse “ Aman kalsın!” demeye getiriyordu.

Marmaris’teki bir ilköğretimde görev yapan bir öğretmenin gönderdiği mektup şöyleydi:

“ Okullarda çevre eğitimi dersi var ve sınıflar çöp içinde. Öğretmene, okul müdürüne kızan sınıfı, hatta okul bahçesini çöp deryasına çeviriyor. Yeminle kasıtlı yapıyorlar sanki. Demokrasi Eğitimi dersi kondu. Meclis başkanlığı için ciddi seçimler yapardık. Proje, ilk bir kaç yıl sorunsuz yürüdü. Sonra, seçimler de rol modeller çok değişti. Okulun en yaramaz ve sorunlu öğrencileri meclis başkanı seçilmeye başladı. Durur muyuz, hemen yönetmeliği değiştirdik. Disiplin cezası alan öğrenciler artık bu seçimlere katılamadı. Bu kez mini rüşvetlerle seçim kazanmayı deneyen öğrencilerimiz oldu”

Hayatın teorisi ile pratiği arasındaki temel fark, benim hayalini kurduğum önerme ile bir kez daha çatışıyordu.

HUKUK DERSİ YETERLİ OLUR MU?

Evet, toplumda genel kültür düzeyinde hukuk bilgisi oluşturmaya ilköğretimden başlamak, tek başına yeterli olmayabilirdi.

Benim lise dönemimde ‘Turizm Dersi’ konmuştu ama ne özel bir kitabı vardı ne de öğretmeni. Derse, diğer branşın öğretmenleri gelir, bol bol sohbet ederdik.

Üniversiteye başladığımda, tüm fakültelerde zorunlu olarak “ Atatürk İlke ve İnkılapları” dersi konmuştu. Kitabı da, hocaları da vardı ama, dersler o kadar silik ve tek düze biçiminde geçerdi ki, çok az öğrenci katılırdı. Hocalar da, şekilsel zorunluğu olan derslerin ciddiyeti konusunda şüpheleri olsa gerek, sınavlarda hiçbir öğrenciyi bırakmazdı.

ekran-resmi-2022-06-28-15-35-12.pngKonuyu, geçen hafta Yurttaşlar Derneği’nin düzenlediği üç günlük toplantıda karşılaştığım Prof. Dr. Ayhan Aktar ile, ayak üstü de olsa konuşma fırsatım oldu. Deva Partisi’nin önerdiği ve benim de onayladığım proje konusunda umutlu değildi, “ Bu işler müfredatla filan olmaz. Başlı başına pedagojik bir meseledir. Üzerinde uzun çalışmalar yapılması gerekir” diye, kestirip attı.

Prof. Dr. Levent Köker ise daha olumluydu. Projeyi temel olarak olumlu ve üzerinde düşünmeye değer bulduğunu, zaman bulursa konuyla ilgili bir şeyler yazabileceğini söyledi.

Deva Partisi’nde, hukukla ilgili konularda genellikle öne çıkan bir isim olarak Mustafa Yeneroğlu ile konuştum.

Yeneroğlu, Yargı Eylem Planı’nda yer alan “ İlköğretimden itibaren…” vurgusunun kendisine ait olduğunu söyledi.

ekran-resmi-2022-06-28-15-35-19.pngOna, Marmarisli öğretmenin mektubundan söz ettim, Ayhan Aktar ve Levent Köker’in yaklaşımlarını aktardım.

Yeneroğlu, ” Bizim hukuk eğitimine ilköğretimden itibaren başlanması gerektiğine ilişkin önerimiz, fantezi bir düşüncenin ürünü değildir. Ben yıllarca İngiltere ve Almanya’da yaşadığım dönemde, hukukçu olduğum için oranın okullarındaki ders programlarını özellikle inceledim. Benzer bir uygulamanın bizim eğitim siteminde nasıl olması gerektiği konusunda çalışmalarımız devam ediyor. Müfredat, formasyon ve pedagoji boyutları ile detaylı olarak nasıl bir uygulama pratiği oluşturabiliriz üzerine detaylı bir çalışmayı yakında ortaya koyacağız ve ilk size göndereceğim “ dedi.

UMUDA DEVAM

Velhasılı geçen haftam, Kısa Dalga’da yazdığım, hukuk eğitiminin ilköğretimden itibaren başlatılması gerektiğine ilişkin düşüncem çerçevesinde geçti diyebilirim.

Benim de, hukuka saygılı ve ona güven duyan bir toplum olma hayaline sahip birisi olarak, konuyla ilgili okumalar yapmaya ve ilgili kişilerle konuşmaya devam edeceğim.

Önceki ve Sonraki Yazılar