TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

Hayatın bize verdiği armağan: İyi ki doğdun Mücella Yapıcı

Stefan Zweig "Vicdan Zorbalığa Karşı Direnecek” adlı eserinde, zorbalığı ve köleciliği yargılarken, özgür düşünceyi ve vicdanı insanlığın büyük değeri, direniş olarak dile getirir. Jean Calvin’in zorbalığına karşı Sebastian Castello’nun direnişi, tarihsel olaylarla birlikte değerlendirildiğinde gelmekte olan faşizme karşı topluma verilen mesajlardı.

Tarihin her döneminde zorbalar olageldi. Özgür düşünce ise kendisini bulunduğu çağın gereklerine göre kendi özgünlüğünde ifade etme biçimini her daim buldu. Tüm değer yargılarının değiştiği bir dönemde 2013 Türkiye’sinde onca baskıya karşı insanlığın kendi vicdanına sahip çıkmasının adıydı Gezi Direnişi. Özgür düşüncenin, köle olmaya, itaat etmeye karşı kentine, yaşamına, parkına sahip çıkma arzusu, yurttaş olduğunu haykırma hali idi ve hepimizi içerisine çeken şiirsel direnişiyle toplumun vicdanıydı.

Mücella Yapıcı’yı tüm Türkiye işte o Gezi Parkı’nda ağaca sarılmış ve gazın ortasında kalmış bir insan olarak, duygudaşlığımızın vicdanı olarak tanıdı. Onu, hayatının her anını mücadeleyle geçirmiş bir mimar, bir kadın, bir anne, bir eş, bir kardeş, her hal ve durumda insanlığı sımsıcak duygularıyla kucaklayan, yüreğinde herkese yer açan mücadeleci insanı ısmarlama iddianamelerle, delile dayanmayan suçlamalarla arkadaşlarıyla birlikte ağır cezaya hükmederek, özgürlüğü tutsak ettiler.

İki kez beraat ettikleri Gezi davasında Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Can Atalay, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Yiğit Ali Ekmekci ve Osman Kavala’ya verilen ağır cezalar bundan böyle, kırıntısı kalan hukukun bile olmadığını hepimize bir kez daha gösterirken, kent, çevre ve kültürel varlıkları koruma mücadelesinde hepimize karşı verilmişti. Bu karar arkadaşlarımızın bedenlerini tutsak ederken bizler dışarıda olsak da tüm toplumu taammüden teslim almaya ve fikrimizi hapsetmeye yönelikti.

Mücella abla gençlik kavramını özgür düşünce ile ele aldığımız durumda, ‘meydan okuyorum hayata ve sana’ diyerek gittiği cezaevinde belki de cezalandırılanların en genci. Kendisini anlatırken “İstanbul doğma, Anadolu büyümeyim” der. Taşıdığı kültürel birikimle Anadolu’nun gerçekliğidir. Savunduğu değerler bütünü ve korumaya çalıştığı her şey aslında hepimize ait olandır. Kimin yardıma ihtiyacı varsa ordadır; ağacın, çiçeğin, depremzedenin, çocuğun, kadının, doğanın, insanın… Geniş gönlüyle, mücadeleci kişiliği ile hayatın çok şey borçlu olduğu insanlardan birisidir. Kucakladığında, sevgisini yüreğinizin en derinliklerinde hissedersiniz. Mimarlar Odası’nın kamu yararı mücadelesinde görev insanı, cesareti ile yol göstereni, bazen hüznü, bazen umududur Mücella Yapıcı. Doğduğu günden bu yana doğum gününü özgürce kutladı. Dostları ve sevdikleri ile şarkılar, türküler söyleyerek yaş aldı. Her yaşı deneyimle dolu, yaşam öyküsünü okurken bunu hissetmemek mümkün değil.

Birlikte türküler, şarkılar söyledik, hüzünlendik, çığlık attık, mutlu olduk, yaşam varlıklarımız için direndik. Türküler, şarkılar kültürümüzün, yaşadığımız dönemin aynasıdır. Onu dinlerken ya da söylerken kurduğumuz duygudaşlık, müziğin toplumsallaşmasının, isyanının ve umudunun söyleyende hayat bulma halidir. Gezi davasının karardan önceki duruşması akşamında bir araya geldiğimiz dost ortamında, hep birlikte söylediğimiz sözü ve bestesi Sezen Aksu’ya ait olan ‘Hakim Bey’ şarkısını Mücella Yapıcı ile birlikte haykıra haykıra söyleme halimiz tamda böyle duygudaşlık halinin müziğe bürünmesiydi. Gezi Davası’nda bu hukuksuz ortamda verilecek kararın fikrimizi tutsak edemeyeceğinin hep birlikte dillendirilmesiydi.

2 Mayıs’ta Bakırköy Cezaevi’nde, hukuksuz bir şekilde tutuklama ile yeni yaş alan, hayatın bize armağanı, vicdanın zorbalığa karşı isyanı olarak "Şikâyetim var cümle yasaktan, Dillerimi hâkim bey bağlasan durmaz, gelsin jandarma, polis karakoldan, Fikrim firarda, mahpusa sığmaz eyvah” şarkısıyla iyi ki doğdun Mücella Abla…

Adalet nöbeti ve vicdanın zorbalığa karşı direnişi sürüyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar