TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

Ahşabın kokusuna sevdalı Ankara’nın Aleko Ustası

Ankara’da Büklüm Sokak’ta, Demirtaş Kamçıl Rahmi Bediz imzasını taşıyan, Üniversite Apartmanı’nın alt katında bir atölye, zamana meydan okurcasına emekle, sevgiyle, inatla devam ediyor. Pera Antik bu ülkenin çok katmanlı, çok kültürlü, sessiz ama dirençli hikâyesinin, ahşabın sıcaklığındaki yolculuğunun adıdır.

whatsapp-image-2026-01-25-at-16-37-33.jpeg

İstanbul’dan Ankara’ya: Ahşabın dilinden bir usta

Bu yolculukta mekânın hikâyesi ile insanlığın hikâyesi ahşabın direncinde buluşur. Apostol Angelidis’in oğlu Aleksandros Angeledis nam-ı diğer Aleko Usta yolculuğumuzun mihmandarıdır.

Sakin güler yüzlü hali ile ahşapla birlikte yüreğini konuşturur Aleko Usta. Dudaklarından dökülen kelimeler bu ülkenin bir zamanlar doyulamayan ahlakı, güzelliği ve yaşamıdır.

Baba Apostol Angelidis, İstanbul’da Jean Psalty Mobilya Fabrikası’nda yetişmiş bir ustadır. Devlet işlerinde çalışan Rum taşeron, 1944’te Ulus’taki Meclis binasının restorasyonu için “iyi bir usta” istediğinde, Psalty’nin önerdiği isim Apostol Usta’dır. Apostol Usta’nın

İstanbul’dan Ankara’ya gelişi bir Cumhuriyet değerinin onarımı ile böylece başlar. İşler ilerledikçe Ankara onun doyduğu yer olur. O yıllarda mobilyacılar Akköprü’de mekân tuttuğu için Akköprü’de dükkân açar. Mobilya sektörünün can damarı olan Siteler’in kurulması ile Siteler’e taşınır oradan da Büklüm Sokağa.

Aleko 1958 yılında Apostol Usta’nın iki çocuğundan biri olarak, bugün artık yerinde olmayan eski Maltepe Pazarı’nın karşısındaki yokuşun başındaki evde doğar. Anıtkabir’in gölgesinde büyür. Orası sadece doğduğu yer değil, Ankara’nın insan ölçeğinde birbirini tanıdığı zamanların eşiğidir.

İki şehir arasında çocukluk

Rumca öğrenmesi için 6 yaşında annesi ile İstanbul’a gönderilen Aleko’nun çocukluğu, iki şehir arasında bölünür. Okul tatilleri onun için Ankara’da atölyede ahşaba dokunmaktır aynı zamanda. Yaz tatilleri ahşabın kokusuyla göz açıp kapamadan geçer. Liseyi bitirdikten sonra ahşap kokusuna hasretlik biter. 1974 yılında bugünkü küçük atölyede babası Apostol ile 1989 yılına kadar birlikte çalışır. Apostol Usta oğlu Aleko’ya el verip bu dünyadan göçünce Aleko tedirgin ama kararlı bir şekilde ahşaba hayat vermeye bir başına devam eder. Artık küçük atölyenin ustası Aleko’dur.

whatsapp-image-2026-01-25-at-16-37-34.jpeg

Atölyeler de geleceğe atılmış imzalar

Bir zamanlar Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de dilleri farklı, elleri benzer pek çok atölye vardı. Ölçüleri, sabırları aynı, işleri muhteşemdi. Ustalık, bu coğrafyada her şeyden önce gelirdi. Bir mobilyanın üzerinde bir imza varsa, o imza geleceğimize atılmış bir yaşam felsefesinin ta kendisiydi.

Aleko Usta’nın küçük atölyesi bu yaşam felsefesi ve sıcaklığının taşıyıcı mekânlarından birisi. Dokunduğunuzda yanan bir ateşin değil, yan yana üretmenin, yaşamanın, aynı topraklarda nefes almanın sıcaklığıdır hissettiğiniz...

Ahşabın da canı var

İçeriye girdiğimde o sıcaklık karşıladı beni. Sandalyeler, koltuklar, masalar, kontur büfeleri, dresuarlar, sehpalar atölyede sırasını bekleyen yolcular gibi dizilmişlerdi. Zamanına dokunmalarını sessizce bekleyen ahşap mobilyalar için Aleko Usta “İnsanlar ahşabı ölü sanıyor, oysa bunlar ölü değil; canlıdır, bakıma ihtiyaçları vardır.” derken, ahşabın zarafeti ile Aleko Usta’nın nezaketinin dansına tanıklığın keyfi sizi sizden alır.

Büyükelçiliklerden bürokratlara, aydınlardan yazarlara, Birleşmiş Milletler temsilcilerine, bakanlara kadar binlerce insanın yıllanmış ahşap mobilyalarının onarımı, özenle tasarlanmış mobilyaları bu atölyede geçer. İş Bankası’nın tarihi binasının, Pembe Köşk’ün mobilyalarının tamiri Aleko Usta’nın hünerli ellerinde canlanır.

whatsapp-image-2026-01-25-at-16-37-35.jpeg

Büfenin içindeki ömür

Atölye hıncahınç dolu. Arkada bir koltuk, sehpa ve komodinler kazınacak, zımparalanacak, astarlanacak cilalanacak sonra yeniden cilalanacak. Ağır bir yenilenme ve kendine gelme yolculuğuna hazırlar.

Bir köşede yüz yıllık bir Psalty büfesi duruyor. Anneanneden kalan Psalty büfesinin onarımı için gün sayan torunun beklediği sadece bir mobilya değil, anneannenin ömrünün yazıldığı yüzyıllık bir kayıt. Çekmecelerinde mücevher yok ama ondan daha değerli anılar, hikâyeler saklı…

Aleko usta bu saklı hikâyeleri yeniden günışığına çıkartan hafıza onarıcısı. Ahşap mobilya onun tutkusu sevdası. “Para kazanmak için değil, sevdiğim için girdim, sevmeden iş olmaz, sevmeden yapılan iş tutmaz” sözleri, aslında kaybetmeye yüz tutmuş üretim ahlakının da özeti gibi.

whatsapp-image-2026-01-25-at-16-37-36.jpeg

Ahşaba gomalak yapanın nerdeyse kalmadığı bir dönemde Aleko Usta hâlâ gomalak cila yapıyor. Ahşabı koruyan nefes aldıran gomalağı doyana kadar yediriyor ahşaba.

Aleko Usta mobilyaya ve onun mekânı Ankara’ya sevdalıdır. Çünkü Ankara’nın kuru iklimi mobilyanın ilacıdır. Mobilya sanayisinin burada kurulmasının nedeni de bu kuru iklimdir. Çatlamaz bozulmaz, eğilmez bükülmez yapılan mobilya. Tıpkı Ankara gibi…

Burada ahşap mobilya kişiye özel tasarlanır, kimliklenir ve yıllarca özgünlüğünü korur. Bir masa bir dolap bir dresuar bir koltuk yüzyıl boyunca aynı evde duruyorsa sadece ayakta kaldığı için değil, bir ömre tanıklık ettiği, yılların yükünü taşıdığı içindir. Zamana karşı bu direniş onu antika değerine yükseltir.

Hatırasız, izsiz, kokusuz bir yaşam

Bugün ise her evde neredeyse aynı mobilya, aynı ölçü, aynı renk, aynı sunta. Tek tipleşen fabrikasyon üretim, ahşabın ruhunu, kimliğini değil, yalnızca taklidini sunarak bizi bize yabancılaştırır.

Aleko Usta, "Şimdilerde dayanıklı diye sunulan polyester dökümler, kimyasal cilalar ise sağlığımızın tehditi” derken ahşabın insan ömrü ile sağlıklı yoldaşlığına dem vurur.

Tüketim toplumu yıllanmışlığı değil, bozulduğunda yeniden alınmasını tetikler. Eşyayı bir varlık değil bir kaynak olarak görür. Unutturma işi bu değişim değeri ile başlar. Hatırasız, izsiz, kokusuz, kimliksiz eşyalarla, eşyanın tabiatına aykırı bir yaşam sunulur insanlığa…

Oysa ahşap sadece mobilya değil. Cevizin, maunun, gürgenin, selvinin yani doğanın evimizdeki kokusu. Aleko Usta, “Çeyiz sandıklarını selvi ağacından yaparlar, çünkü selvi ağacının kokusu sandığın içerisinde saklanan çeyizleri güveden korur” derken ahşap değerlerimizin koruyucusudur aynı zamanda.

Ahşap kokusunda bir tutam kardeşlik

Aleko Usta Ankara’da ahşaba can veren son ustalardan biri. Çırağı yok, öğrenmek isteyeni yok. Ama Aleko Usta’nın kapısı açık. “Öyle bir zamandayız ki gençler kolay para ister. Oysa bu iş, sabır ister, ahşap aceleyi sevmez” sözleri hepimize dairdir. Şimdi aile yadigârları bir bir evlerden çıkartılırken eski ile yeninin savaşımı değil yaşadığımız. Kimliksizliğin, köksüzlüğün, belleksizliğin kendisi. Ahşap yer bilir, iklim bilir, nem bilir, insan bilir. Birlikte yaşamanın sessiz kanıtıdır, slogan değil sadece bakım ister, ilgi ister, sabır ister, vefa ister.

whatsapp-image-2026-01-25-at-16-37-38.jpeg

Anadolu topraklarında bir Rum ustanın elinde şekillenen masa, bir Türk ailenin doyduğu sofra oldu. Bir Ermeni marangozun yaptığı sandık, bir Kürt kızının çeyizlerini sarmaladı.

Bir Levanten atölyesinde üretilen büfe, Cumhuriyet’in devlet dairesine girdi. Herkes hikâyesine, tanıklığına, sıcaklığına, özgünlüğüne, yüzlerce yıl yaşayacak sağlamlığına inandı.

İşte bu yüzden Aleko Usta’nın hikâyesi yalnızca bir ustanın hikâyesi değildir. Bu Ankara’nın çok kültürlü, çok katmanlı kimliğinin, belleğinin hikâyesidir. Tükenmeye yüz tutmuş zanaatının Rum ustaların, Cumhuriyet yapılarının, apartmanların, atölyelerin hikâyesi.

Zamanın ritmine direnen ahşabın fısıltısı

Bugün Aleko Usta’nın atölyesinde zaman hâlâ ahşabın ritmine göre akıyor. Hızlanmıyor, kendini inkâr etmiyor. Her zımpara darbesi, atılan her gomalak cila unutmayı reddettiğimiz bir hakikati yeniden kuruyor. Büklüm Sokak 45 numaradaki bu küçük atölye, Ankara’nın ve Türkiye’nin çok kültürlü hafızasının ahşabın sıcaklığında hâlâ nefes aldığını fısıldıyor.

Çünkü bazı mekânlar yaşatıldıkları için ayakta kalır. Ve bir kent, ustalarının sesini duymaktan, onlara sahip çıkmaktan vazgeçtiğinde hafızasını kaybeder. Aleko Usta’nın ellerinde yalnızca mobilya değil, Ankara’nın çok kültürlü hafızası onarılır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
TEZCAN KARAKUŞ CANDAN Arşivi