İBRAHİM EKİNCİ

İBRAHİM EKİNCİ

Serbest piyasa bitti, makro ihtiyat(sızlıklar) kendilerini de kapana kıstırdı

İstedikleri şuydu: Düşük faizle büyüme sağlamak... / Kur şokundan kaçınmak.../ Kuru tutarak enflasyonu düşürmek. Her şeyi buna göre dizayn etmek istediler ama olmadı.

Her işleri başka alanlarda arızaya yol açtı. Her kararları bir ötekinin altını oydu.

“Düşük faizle büyüme”ye bakalım.

Böyle bir bakış çerçeveleri yok. Dış talepteki düşüşü hiç hesaba katmadılar. Enflasyon seviyeleri ile ilişkisiz düşük faiz politikası istenilen tempoda büyüme getirmedi. Yarattıkları ekonomik dengesizlikler yatırımcıyı alacakaranlık kuşağına soktu. Belirsizlik ters etki yaptı, yapıyor. Yatırımlar reel olarak artmıyor.

Yine aynı amaçla dayattıkları faiz baskısı, milyonlarca küçük tasarrufçunun parasının, birikiminin şirketlere ucuz kredi olarak aktarılmasına yolaçtı. Seçime endeksli maaş zamları enflasyon kaybını dahi gidermekten uzakken bu kanaldan ortaya çıkan sömürü şoku, servet transferi gelir dağılımını daha da bozdu.

Gelelim ikinci amaca: Kur şokundan kaçmak...

Bunu gerçekleştirmek için ihracatçının dövizine el koydular, swapla filan bulunan dövizi (Nebati’nin ekonomi programını vatandaş çok sevmiş, güveni gelmiş havası yaratmak için) arka kapıdan (gizli gizli!) satarak kuru tuttular. Fakat kur şokundan kaçınmak için yapılan bu işler de iki önemli arıza yarattı:

1. Kurdan kazanç olmayınca yüzde 12 faize mahkûm edilen KKM yatırımcısı çıkmaya başladı. (Son hafta 48 milyarlık azalma olmuş!)

2. Ana pazarlardaki resesyon nedeniyle zorlanan ihracatçı ucuz TL desteğini de kaybetti. Üstüne ihracatçı dövizinin yüzde 40’ının MB’ye satılması uygulamasının yarattığı finansal kısıtlar geldi. Aylık yüzde 20 gibi yüksek artışlar yerini aylık yüzde 2 – 3 gibi düşük artışlara bıraktı. 2022 yılı 110 milyar dolar dış ticaret açığı ile kapandı.

3. Bu politikanın tek iyi tarafı döviz mevduatındaki kısmen çözülme oldu ama orada da yeni problemler oluşuyor. Nasıl Bir Ekonomi yazarı Alaattin Aktaş yazmış:

“En hoşa gitmeyen mi oluyor?

27.7 milyar dolar; büyük para... Bu paranın bir kısmı dış borç ödemesine gitti, bir kısmı borç için değilse de yine yurtdışına gitti; belki kur artmıyor diye TL mevduata geçenler oldu, altın alanlar oldu, borsaya yönelenler oldu, parası fazla olanlar gayrimenkulü tercih etti. Ağırlıklarını tam olarak tabii ki bilemeyiz ama bunların hepsi de yaşanmıştır, yaşanıyordur. Ama bir olasılık daha var; bu paranın önemli bir kısmı da yastık altına, kasalara gidiyordur. Son dönemde banka kasalarına rağbetin çok arttığı belirtiliyor. İşte bu, sisteme olan güvensizliğin çok tipik bir göstergesidir. Sahip olduğu dövizi banka hesabında tutmak yerine bankanın kasasında tutmak önemli bir tercih değişikliğidir ve vatandaşın güvensizliğini ortaya koyar. Bunun bir adım ötesi, banka kasalarından tümüyle yastık altına geçmek olur. Bütün bunlar niye yaşanıyor dersiniz?”

Gelelim üçüncü amaca: Kuru tutarak enflasyonu frenleme amacına…

Doğru, kur yukarı giderse, baz etkisi istismarı da mümkün olmayacak, enflasyon artmaya devam edecek. Bakan Nebati, Yeni Bir Ekonomi Gazetesi’ne demecinde bunu açıkça söyledi: “Kurun yukarı gitmesi enflasyon hesabımı bozar!” Yani? Enflasyon gitmesin diye kuru tutmaya devam etmek zorundayız!

Peki tutunca ne oldu?

Yukarıda değindim: KKM yatırımcısı çıkıyor, ihracat düşüyor!

Kuru bıraksalar enflasyon artacak, tutsalar KKM çökecek, dış ticaret açığı, dolayısıyla cari açık, dolayısıyla kur üzerindeki baskı artacak!

Yani?

Kur baskısından kaçmak için benimsedikleri uygulamalar kur baskısını bertaraf etmek yerine sürekli hale getiriyor.

Kendilerini bir kapana soktular.

Artık serbest piyasa ekonomisinden söz edilemez

Prof. Dr. Ensar Yılmaz’ın bu haftaki yazısı bu tespiti çok çarpıcı şekilde yapmış:

“2022 yılı boyunca geçmişte herhangi bir zaman diliminde aşina olmadığımız bir şekilde, neredeyse tüm fiyatlar üzerinde bir tür idari baskı uygulandı. Aşağıda döviz kuru üzerine getirilen düzenlemeleri ifade ettim. Fakat diğer fiyatlara da benzer yasal ve idari baskılar uygulandı. Bu şekilde, “idari fiyatlandırma” alanı görülmemiş düzeyde genişledi. Türkiye’de savaş yılları hariç fiyatlara bu kadar müdahale edildiği bir dönem yoktur. En temel üç fiyat, mevduat/kredi faizleri, döviz kuru ve mal/hizmet fiyatları üzerinde doğrudan idari mekanizmalar devreye sokuldu.

Mevduat faizi ve döviz kuru büyük oranda KKM kontrolü altında tutulurken, kredi faizleri çok sayıda düzenlemeye (faiz limiti, tahvil karşılığı bulundurma, zorunlu karşılıklar gibi) tabi tutuldu. Mal fiyatları üzerinde de sert kontrol mekanizmaları kuruldu: Perakende mağazalara dönük baskınlar, cezalar ve kamusal baskılar, tarım kredi kooperatif marketlerinin devreye sokulması, fiyat şikâyetlerinin teşvik edilmesi, bilgisayar uygulamaları üzerinde fiyat kontrolleri gibi.

Belli mal gruplarında uygulanan yüksek vergiler de bu tür idari baskılara dâhil edilmelidir. Akaryakıt, araba, sigara ve içkiye zaman içinde ciddi oranlarda vergiler kondu. Bu tür dolaylı vergiler büyük oranda dar ve orta gelirli insanlara dönük adil olmayan bir durum yarattığı gibi, içki ve sigara gibi belirli “sosyal grup mallara” dönük politik bir tercih de içerdiği açık.”

Şimdi öğreniyoruz ki KKM düşüyor diye bankalara koşmuşlar:

“Cazibesini nasıl artırırız?”

Her bir kararlarının iki adım ötesini göremiyorlar. Hiç birinin olası yayılım etkilerini hesap edemiyorlar. Çarpıcı bir örnek: Konut kampanyası!

Kamu kaynağı kullanılan, faiz sübvansiyonu olan bir kampanyadan ne beklersiniz? Dar gelirliyi, piyasa koşullarında ev sahibi olması zor kesimlerimizi ev sahibi yapsın; yüzde 200’ü bulmuş fiyat balonlarını aşağı çeksin, regüle etsin…

Tam tersi oluyor? Kampanya, aylık geliri 30 – 40 bin lirayı bulmayanlara hitap etmiyor! Dahası açıklanır açıklanmaz ev fiyatlarını yükseltiyor!

İşte hükümetin iktisat sopalarından sonuncusu ve iktisatçıların esprili paylaşımları:

ekran-resmi-2023-01-08-09-01-46.png

Önceki ve Sonraki Yazılar
İBRAHİM EKİNCİ Arşivi
SON YAZILAR