Siyasetsizlik

Türkiye’de her şeyin olduğu gibi siyasetin de anlam olarak içi boşaltıldı. Ve bu mesele bugün ortaya çıkmadı. 12 Eylül darbesi siyaseti “tu-kaka” ilan etti, bunun altını uygulamalarıyla ANAP doldurdu. Politik her çıkışı “12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsunuz” diye engelledi ANAP ideolojisi.

Tarz olarak bugüne benziyor değil mi? Oysa 12 Eylül öncesi politik bir taraf olmak zorundaydınız. Bu sadece bölgeye hâkim yapıdan sopa yememek için değil, hiçbir işe yaramayan anlamında olan “ot” olarak tanımlanmamanız için gerekliydi. Memleket adına bir cümle kuracaksanız, bunu mensubu olduğunuz politik kimlik üzerinden kurmanız gerekirdi. Yoksa o cümle kurulamazdı. Toplumsal kabulün bu şartını yerine getirmek için pek çok kişi mahallelerindeki duvar yazılarından kendilerine bir politik kimlik edindiler. Hatta bu kimlik bazen polis sorgulamalarında Türkiye’ye özgü komik örnekler ortaya çıkardı. Ülkücü olduğunu sandığı, mahallesindeki duvardan öğrendiği devrimci örgüt üyeliğinden göz altına alınma gibi... Tabii 12 Eylül darbesinin hikayelerinin hiçbiri, komik başlasa da komik bitmedi. Siyasetsizliğin acı başlangıcıdır bu tarih aynı zamanda.

SİYASET NİYE YAPILIR?

Siyaset kelimesi Arapça kökenlidir ve TDK’ya göre “devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış” anlamındadır. Yani kötü bir şey değildir. Siyaset yapmak için kurumlara ihtiyaç var. Sivil toplum örgütleri, meslek odaları da politik olarak, üyelerinin ve meslek gruplarının haklarını korumaya çalıştığı ve onlar adına kazanım elde etmek amacında olduğuna göre buraları da siyaset yapılan kurumlardır. Ayrıca her şeyin politik olduğu dönemlerde ve siyasi yapıların devletleri yönettiği sistemlerde, bu yapıların yanında yer alan da karşısında duran da siyaset yapmaktadır ve bu demokrasi açısından meşrudur.

Politik olarak siyasi faaliyetinizin önüne “devleti yönetmeyi” koyduysanız o zaman bir politik yapı olarak siyasi partiye ihtiyacınız var demektir. Bu yapının yönettiği devlete itirazınız varsa ve iddianız devleti ondan daha iyi yönetmekse sizin de politik bir yapı olarak siyasi partiye ihtiyacınız var demektir. Ve bu çok partili hayat üzerine de demokrasi inşa etmek mümkündür. Kuzey Kore’de de pek çok parti bulunduğunu belirterek, sadece partilerin varlığının tek başına bir demokrasi inşası için yeterli olmadığını da not düşelim.

TÜRKİYE PARTİ MEZARLIĞIDIR

ABD’nin en eski partisi Demokrat Parti’dir. Tarihsel olarak kuruluşu 1792 olsa da modern parti kıvamına geldiği tarih olarak 1828 gösterilir. Yaklaşık 340 milyon nüfusu bulunan ABD’de en yenisi 2007 yılında kurulmuş 57 siyasi parti bulunmaktadır. Bunlardan sadece 5’i son seçimlerde başkan adayı göstermiştir. En güçlüleri genel başkanlarının adını bile kimsenin bilmediği seçimlerden seçimlere gündeme gelen faaliyetleriyle Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerdir. ABD’de sistem gereği ortalama 2 yılda bir muhtelif nedenlerle seçim yapılır. Sistem oturduğu için en iddialı seçimlere bile katılım oranı yüzde 55’i çok geçmez.

Dünyanın halen faaliyetlerini devam ettiren en eski 2 partisinden birisi ABD’deki Demokrat Parti diğeri İngiltere’de 1830 yılında kurulan Muhafazakâr Partidir.

Türkiye’deki en eski parti ise bir dönem kapatılmış olmasına karşın CHP’dir ve Cumhuriyet ile yaşıttır. Türkiye bu anlamda tam bir siyasi partiler mezarlığıdır. 12 Eylül’ün kapattığı partilerden sadece CHP tekrar açılmıştır. Diğer partilerin hiçbiri açılmamış, o kadrolar farklı partilerle yollarına devam etmişlerdir. Sadece MHP, MÇP olan adını değiştirmiştir. Türkiye’de mayıs ayı itibariyle 120 parti bulunmaktadır ve bunların sadece 27’sinin seçimlere katılabilme hakkı vardır. Türkiye’de 2020 yılında 21 parti kurulmuştur.

Oysa Osmanlı’nın pek çok kurumunu Cumhuriyet devam ettirmiştir. Bunlar arasında siyasi partiler yoktur. Osmanlı’nın ilk siyasi partisi İttihat ve Terakki’dir. Pek çok cemiyetten oluşan parti 1889’da kurulmuştur. Cumhuriyet döneminin CHP’den sonraki ilk partisi 1924 yılında kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası’dır ve bir yıl sonra kapatılmıştır.

Osmanlı’nın ilk partisi İttihat ve Terakki bugünün de tartışma konusudur. Çünkü, İttihat ve Terakki’yi, kuruluşu, öncesi ve sonrasında sıradan ya da standart bir parti olarak tanımlamak doğru olmaz. Anlamı çok daha fazladır. Bu not burada bir süre kalsın.

MHP; SİYASETSİZLİK ÖRNEGİ

2015 yılında, MHP sıkı bir Recep Tayyip Erdoğan muhalifi olarak girdiği seçimlerden yüzde 16.3 oy alarak çıktı. Meral Akşener’in başlattığı parti içi muhalif hareketi bastırmak için iktidara yanaştı, parti içi muhalefeti bastırdı ama son kamuoyu yoklamalarına göre oy oranı yüzde 7’lere kadar indi.

Seçim yasasında barajın bu orana düşürülmesine gerekçe olarak da hep MHP gösterildi. Siyasetsizliğin bu dönem en somut ve iyi örneğidir MHP. Politik hedef olarak önüne ne koyduğu bilinmemektedir. AKP ile seçim ittifakı yapmış olmasına karşın sıkı bir iktidar ortağı gibi hareket eden MHP, çoğu zaman iktidarın icraatlarını AKP’den daha fazla savunuyor. Bu politik olarak bir yere konumlandırılamayan ortaklık mevzusunun özellikle MHP tabanı ve AKP’nin hem tabanı hem de yönetiminde hoş karşılanmadığının da altını çizelim.

İyi Parti Genel başkanı Meral Akşener, Erdoğan’ı en çok tartışılan Osmanlı Padişahı unvanına sahip Abdülhamid’e benzeterek eleştirmesine Bahçeli sert çıktı, hem Abdülhamid’i hem de Erdoğan’ı sahiplendi. Oysa MHP çizgisi Abdülhamid’in karşısında politik olarak yer alan İttihat çizgisine daha yakındır. Çünkü orada da, bugün tam da MHP’nin siyasetinin merkezinde yer alan Türk milliyetçiliği vardır. Bu uzun ama yararlı tartışmayı, bizi aşma potansiyeli nedeniyle uzmanlara bırakalım.

BİR GÖRÜNEN PEK ÇOK ZAMAN GÖRÜNMEYEN HULUSİ AKAR

Bahçeli’nin iktidar ortaklığındaki varlık nedeni çoğu zaman sadece Süleyman Soylu’nun bakan olarak kalabilmesine, ya da onun temsil ettiği anlayışa kadar indirgenir. Bu tarif, en çok doğal olarak Soylu’nun hoşuna gidiyor. Ama mesele bu kadar basit değil. Bahçeli’nin bakanlar içinde en çok önemsediği isim Hulusi Akar’dır. Bu nedenle Soylu’ya sahip çıkacağı açıklamalara bir biçimde Akar’ı da dahil eder. Akar’ın ise MİT Başkanı Hakan Fidan ile birlikte, adının muhtelif açıklamalarda birlikte anıldığı Soylu’dan hoşlanmadığı herkesçe bilinen bir gerçektir. Nedenini umarım bir ara biz de öğreniriz.

Bahçeli her yıl sonunda geleneksel hale getirdiği kahvaltılarından birisini yapıyordu 2018 yılının aralık ayında. Orada bugüne kadar göreve gelen bütün genelkurmay başkanlarını ziyaret ederek kutladığını ancak Hulusi Akar’a farklı davranarak kutlamakla yetinmeyip hediyeler verdiğini anlattı ve hediyelerin fotoğrafını gösterdi. Bir Türk bayrağı, bir Kuranı Kerim ve altın kaplamalı bir tabanca. Bahçeli uzun uzun Akar’a neden farklı muamele yaptığını anlatmaya çalıştı ama olmadı. Bu simgesel anlamı olan hediyeleri neden verdiğini anlatamadı, anlatamadı dememek lazım aslında anlatmak istemedi ve hayli de zorlandı.

Sonunda 15 Temmuz darbe girişimine bağlayıp, “iyi ki bu hediyeleri vermişim hepsine o gün sahip çıktı” olarak özetlenecek bir cümle kurdu. Ama kafaları da daha çok karıştırdı. Çünkü bu hediyelerin simgesel anlamı çok farklıydı, İttihat ve Terakki’nin yeni üyelerine yemin ettirme töreninin simgeleriydi bunlar, aynı zamanda İttihat ve Terakki’nin bünyesinde kurulan MİT’in öncülü Teşkilatı Mahsusa’nın.

Bayrak masaya serilir bir el Kuran’a bir el silaha konularak yemin edilirdi. Orada açık olarak söylenemeyecek simgeler yani. Oysa Akar’ın dünya görüşü MHP’den hayli farklıydı ve politik olarak pozisyonu da İttihat Terakki’den daha çok Abdülhamid’in yanıydı. Bunu pek çok muhafazakâr gazeteci ve tarihçi ziyareti ve açıklamasıyla da göstermişti. Bir başka ilginç gelişme ise 15 Temmuz sonrasında hediye silahın kısa süre kaybedilmesiyle ortaya çıktı. Silahın kaybedilme ve bulunma hikayesi de Bahçeli’nin açıklamaları kadar gizemliydi. Bahçeli’nin bayrak ve Kuran ile birlikte “sahip çıktı” dediği silah tam da 15 Temmuz gecesi kaybolup sonra bulunarak başka bir mesaja mı işaret ediliyordu? Doğal olarak biz bilemiyoruz. İş burada da bitmedi, yaklaşık bir yıl sonra Bahçeli kalpaklı bir fotoğrafını paylaşarak karışık olan kafaları bir daha karıştırdı.

DARBENİM BİR NUMARASI KİM?

16 Temmuz sabahı darbecilikten mahkûm olan Mehmet Dişli’nin kullandığı helikopter ile Çankaya Köşkü’ne getirilen Akar’ın ilk talimatı Yüksek Askerî Şûra üyesi eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk’ün de oraya getirilmesi oldu. Milli Savunma Bakanı Fikri Işık bu talimata şiddetle karşı çıktı ve “Darbenin bir numarası o” dedi. Akar buna itiraz etti, darbecileri ikna etmesi için kendisinin bilgisi dahilinde Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal tarafından aranarak görevlendirildiğini söyledi. Gerginlik arttı. İlginç olan; darbenin bir numarasını, darbe girişiminden saatler sonra siyasetçi olan bakanın bilip Genelkurmay Başkanının bilmiyor olması. Daha sonra da Genelkurmay’ın resmi internet sitesinde Akın Öztürk’ün, tam da Akar’ın söylediği gibi darbecileri ikna etmek üzere orada olduğuna ilişkin bir açıklama uzun süre yer aldı, daha sonra da kaldırıldı bu açıklama. Akar bir daha bu konuyla ilgili hiçbir açıklama yapmadı, gerginlik yaşadığı Fikri Işık Milli Savunma bakanlığından alındı. Darbenin hemen ertesi günü Erdoğan da görüştüğü ziyaretçilerine hep darbenin bir numarası olarak Akın Öztürk ismini verdi. Ama neden kuvvet komutanlığından alınmasına karşın, alışık olmadık bir biçimde Yüksek askeri Şura üyesi olarak tutulduğunu anlatmadı.

Akar’ın önünü açan kişinin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olduğu söylenir. Kayseri Lisesi’nden beri tanıştıkları biliniyor, İngiltere’de beraber fotoğrafları var. Muhafazakâr kimliğini hiç saklamamış ve orduda da bu başına iş açmamış. Ordunun sağladığı imkanlarla da çok iyi bir eğitim almış. Ama hep bir biçimde siyasete dokunmak istemiş. Refahyol döneminde bir biçimde Başbakan Necmettin Erbakan’a ulaşmış, albay rütbesi ile. Ve ona tavsiyelerde bulunmuş, “askere nezaketle değil talimatla hükmedebilirsiniz” diye. Tabii Erbakan nezaketini devam ettirmiş. Ama Erdoğan’ın gücünü biraz tahkim ettikten sonra MGK ve güvenlik toplantılarında, askere karşı sürekli artan bir tonda sesini yükselmeye başlamasının nedeninin buradan kaynaklanmış olabileceği fikri de ortaya çıkıyor doğal olarak. Bir biçimde Erdoğan’a da ulaşılmış mı? Asker kökenli yazar Yavuz Selim Demirağ, kitabı İmamların Öcü’nde Akar’ın harp okulunda komutanken, “yönetim anlayışı nedeniyle” ona takılan lakabın “Su uyur Hulusi akar” olduğunu aktarıyor. Bu ilginç.

'ASKERİN DOGRUDAN SİYASETE MÜDAHALESİ'

Akar’ın önünü Gül açtı, başbakanken Ahmet Davutoğlu ile çok iyi ilişkiler kurdu. Öyle ki Hakan Fidan’la ve Akar’la çok yakın ilişkiye girmesi Davutoğlu’nun sonunu çabuklaştırdı. Bu Erdoğan açısından çok büyük riskti. Erdoğan için Akar’ın tek olumsuz noktası Kayserili olmasıydı. Nedeni belki Gül’dü ama Kayserililere hep uzak durdu, birisi hakkında olumsuz görüş belirtirken “Kayserili değil mi” dediği bizzat tanıklar tarafından kulislerde halen anlatılır.

Akar ve Fidan ile birlikte İbrahim Kalın da Gül’ün vitrine çıkarttığı isimlerden birisidir. Gül ile yola çıkmış olmalarına karşın, Akar ile Kalın, askeri bir helikopter ile Gül’ün ofisinin yanındaki askeri alana inerek Millet İttifakı’nın ortak adayı olmasını önlemek üzere Erdoğan tarafından görevlendirildiler. Siyasetin ilginç anlarından birisidir bu, yıllarca askerin siyasete müdahalesini eleştirenlerin, genelkurmay başkanını siyaset için devreye soktukları bir andır bu. Ve burada Akar’ın görevi, kendisini o koltuğa oturtan ismin adaylığını önlemek. Yaklaşık 3 saat süren görüşmede konuşan tek kişinin Gül olduğunu da yakın çevresine anlattıklarından anlıyoruz.

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı öncesinde Abdullah Gül’e Erdoğan’ın karşısında aday olmasını öneren Bahçeli o dönem Gül’ün adaylığına en çok karşı çıkan isimdi. Ama ilginç bir biçimde Gül’ün adaylığını ne Bahçeli, ne Akar üzerinden Erdoğan engelleyebildi, engel MHP’den ayrılarak partisini kuran Meral Akşener’den geldi.

Yabancı basın ilk olarak dillendirdi Cumhur İttifakı'nın cumhurbaşkanı adayı Hulusi Akar olabilir diye. Bu haberi duyunca tanıyanların aklına hemen harp okulundaki lakabı geldi, “su uyur Hulusi akar." Oysa gerçek durum hayli farklı, aynen Soylu gibi AKP’de geleceği olmayan bir siyasi figürdür Akar. AKP’nin geleceğinin ne kadar olup olmadığıyla da ilişkilidir aslında bu durum. Hepsinin cevabı da yapılacak bir seçimin içindedir…

Önceki ve Sonraki Yazılar