Yaptığına şantaj denir, böyle aşka montaj denir

Uzun zamandır memleketin sağ partilerinin dilinden şu ifade hiç düşmüyor:

“HDP Türkiye siyasetine şantaj yapıyor.”

Bunu ilk önce Meral Akşener tarafından fazla şahin bulunduğu için tüyleri kesilen İYİ Parti İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, HDP'yi, Türk siyaset hayatının demokrasi merkezinde şantajcısı yaptı” diyerek ifade etti.

Ağıralioğlu, Fatih Altaylı’nın Teke Tek programına konuk olduğunda şöyle demişti:

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, HDP'yi, Türk siyaset hayatının demokrasi merkezinde şantajcısı yaptı. Yani hem Cumhur İttifakı'na hem Millet İttifakı'na dönüp, bizim oyumuz olmazsa başarılı olamazsınız diyor. Cumhur İttifakı'na da Millet İttifakı'na da zaman zaman böyle parmak sallayan ve bu avantajını, demokrasiye şantaj yapma organizasyonuna çeviren bir heves var.

Daha sonra da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “HDP, Türk siyasetine şantaj yapmaktadır. CHP ve diğer bütün siyasi partilere şantaj yapmaktadırlar. Hakaret ediyorlar, CHP ve diğer bütün siyasi partiler sessiz kalıyor. ‘Bizsiz bunu yapamazsınız diyorlar’, sessiz kalıyorlar. ‘O koltuklarda oturuyorsanız, o ihaleleri alıyorsanız sebebi biziz' diyorlar, sessiz kalıyorlar. Bu partiler HDP vesayetinin altında şu anda inim inim inlemektedirler” demişti.

Peki bu aslında böyle mi? Şantaj nedir? Ne işe yarar?

Bir çıkar sağlamak amacıyla bir kimseyi, kendisiyle ilgili lekeleyici, kötüleyici, gözden düşürücü bir bilgiyi açıklamak, yaymak tehdidiyle korkutma. Bir kimseyi, istemediği bir davranışa zorlamak amacıyla, elverişli bir durumu kötüye kullanarak onu baskı altına alma.

HDP binlerce üyesi ve eski eş başkanları gözaltındayken şantaj mı yapıyor yoksa yaşama mücadelesi mi veriyor? Ülkenin başkanlık sistemine geçmesiyle birlikte ittifakları zorunlu kılan yapıya tuğla taşıyan HDP mi yoksa bu sisteme yol veren MHP mi?

Sahi “Seni başkan yaptırmayacağız.” sözünün sahibi kim?

Gerçi Allahı var Bahçeli de Erdoğan için “İki yanlıştan bir doğru çıkmaz, tekeden süt sağılmaz, balda tuz bulunmaz, suda ateş yanmaz, Recep Tayyip Erdoğan’dan da Cumhurbaşkanı olmaz!" diyerek manili ajitasyonlarına bir yenisini eklemişti ama bu çoktan unutuldu.

Masa kuruldu ve AKP ve MHP birbirlerine karşı hafızalarını resetledi. Olmadık gerekçelerle Meral Akşener’in MHP genel başkanlığına gelişi yargı yoluyla engellendi ve Bahçeli’nin liderliği doğal olmayan yöntemlerle devam ettirildi.

Bahçeli Erdoğan’a Başkanlığı, Erdoğan ise Bahçeli’ye Genel Başkanlığı verdi.

Tanım olarak koalisyon birden fazla siyasi parti ya da gruba bağlı üyelerden oluşan karma hükümetse ve kararların istişare ile alındığı ortak bir yönetim biçimiyse AKP-MHP ittifakında bundan söz etmek güç.

Elimizdeki örnekte daha çok Salı günleri parmak sallayan bir Bahçeli ve Çarşamba günü hayata geçen kararlar var. Z kuşağı bilmez 90’ların Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş “Tansu Hanım “tak” diye söyler, ben de “şak” diye yaparım” demiş ve adı TakŞak Paşa’ya çıkmıştı.

1 Kasım 2015 seçimlerinden beri devam eden bu TakŞak koalisyonu derin, şantajı bol bir ortaklık olarak devam ediyor. Bahçeli’nin Salı günleri savurduğu manili talimatlar anında yerine getiriliyor ve başkanlık sistemi tüm tahribatıyla sürüyor.

Bahçeli’nin bugüne kadarki Salı talimatlarına kısaca bakalım:

  • Üniversite sınavı barajının düşürülmesini istemesinden 24 saat geçmeden baraj düşürüldü.
  • 7 Haziran’dan sonra seçimin yenilenmesi çağrısı yaptı. 1 Kasım 2015'te seçime gidildi ve AKP yeniden TBMM çoğunluğunu ele geçirdi.
  • “Partili başkan” modeline itirazını kaldırdı. Anayasa referandumunda "Evet" diyeceklerini açıkladı ve anayasa değişikliği yüzde 51,4 "Evet" oyuyla kabul edildi. Sistem değişikliği"nde de kilit rol oynadı.
  • İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun istifasına karşı çıktı. Erdoğan istifayı kabul etmeyince memnuniyetini açıkladı.
  • Suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı'yı “kader kurbanı, ülkücü arkadaş” diye tanımlayıp tahliye edildiğini görmek istediğini söyledi, ziyaretine gitti. Çakıcı afla tahliye edildi.
  • HDP'nin kapatılmasını istedi, Yargıtay Başsavcılığı kapatma davası açtı.
  • Seçim baraj’ı %7 ye indirildi.
  • Şebnem Korur Fincancı tutuklanarak hapse atıldı.
  • Mahir Ünal’ın AK Parti Grup Başkanlığından gidişinde de şüphesiz Bahçeli’nin mührü vardı.

Bahçeli’nin Topal Osman’ın itibarı iade edilsin gibi kenar süsü talepleri şimdilik yerine getirilmemiş olsa da İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun görevden alınma isteği mahkeme koridorlarında ısıtılıyor.

Örnekleri artırmak mümkün ama fotoğrafın özü bu. Her Salı en ilgi çeken grup konuşmasını Bahçeli’nin yapmasının da altında yatan neden bu TakŞak şantaj yöntemi.

Bahçeli günü bile belli bir disiplinle her Salı AKP’ye şantaj yaparken “HDP siyasi şantaj yapıyor” demek çok absürt değil mi? Herkes her şeyin farkında da asıl çıkışsızlıkları “Kürt siyasi hareketi meclise girmesin diye baraj koyduk. Barajı aştılar şimdi ne yapacağız?” durumu. Türkiye İslamcı ve milliyetçi sağının en büyük korkusu HDP’nin her geçen gün biraz daha oy kazanması değil her geçen gün daha da meşrulaşması.

Bu anlamda geçtiğimiz günlerde AKP heyetinin HDP’yi ziyaret etmesi HDP için meşruiyet ibresini iyice tepeye çıkardı. Bahçeli buna ses etmedi ancak cayırtı MHP tabanından değil İYİ Parti tavanından geldi. Sürekli HDP ile ittifak yapmakla itham edildiği için sinirleri çok gerilmiş İYİ Parti yönetimi en milliyetçi biziz kopuzunu çalmaya başladı. Ortada yeni bir mevzu yokken HDP’ye saldırmaya başladı.

Sırrı Süreyya Önder’in İsmail Saymaz’a dediği gibi özellikle İYİ Parti Millet İttifak’ından sıvışmak için “Gözü ayakkabı mı arıyor”? Bunu önümüzdeki günlerde göreceğiz ancak aşikar olan şu ki HDP’nin siyasette biz de varız demesi şantaj değildir.

Şantaj görmek isteyen Bahçeli’nin Salı konuşmalarını daha dikkatli dinlesin…

Önceki ve Sonraki Yazılar
MEHMET DEPREM Arşivi
SON YAZILAR