BİRCAN YORULMAZ

BİRCAN YORULMAZ

Yargılanma Korkusundan Sahneye: “Köprüden Önce Son Çıkış”

Apaçık Radyo – Kulis Sesleri’nde bu hafta Ga Kolektif tarafından sahnelenen “Köprüden Önce Son Çıkış” oyununun yazarı, yönetmeni ve oyuncuları Mine Yıldız, Yağmur Güçlü ve Yaren Özkoca ile konuştuk.

whatsapp-image-2026-03-08-at-10-18-17-2.jpeg

Mine Yıldız: “Biz bu umutsuzluğun içinde üretmeye devam ederek bir anlamda umut yaratıyoruz.”

Yağmur Güçlü: “Her yeni olayda oyunu güncelliyoruz; Türkiye’nin gündemi oyunun içine sızıyor.”

Yaren Özkoca: “Önce eylem geliyor, motivasyon sonra geliyor. Yaptıkça gelen bir şey bu.”

  • Oyunun hikâyesi nedir? “Köprüden Önce Son Çıkış” ne anlatıyor?

Mine Yıldız: Oyunun çıkış noktası aslında birlikte bir araya gelip belirlediğimiz bir temaya dayanıyor: yargı ve yargılanma korkusu. Konu yargılar olunca ister istemez hayatın birçok alanında karşılaştığımız durumlar gündeme geldi. Aile içinde, iş hayatında ya da toplumun farklı alanlarında maruz kaldığımız yargılar ve bunların sonuçları üzerine bir araştırma yaptık.

Oyunumuzu ortaklaşa yaratım tiyatrosu tekniğiyle ortaya çıkardık. Yani metin prova sürecinde şekillendi. Hem kendi hayatlarımızdan hem de insanlarla yaptığımız röportajlardan yola çıkarak oyunun metnini oluşturduk.

  • Bir okul projesi olarak başlamıştı değil mi?

Yağmur Güçlü: Evet, başta bir mezuniyet projesiydi. Biz Kadir Has Üniversitesi Tiyatro Bölümü mezunuyuz ve mezun olurken bir proje üretmeniz gerekiyor. Biz de bu projeyi biraz daha farklı bir yere koyduk.

Açıkçası sektörde görünür olmak için çabalamanız gerekiyor ve bu çabanın önemli bir kısmı sahneden geçiyor. Bu yüzden projenin sadece bir mezuniyet çalışması olarak kalmasını istemedik. İleride de kendimizi görünür kılabileceğimiz bir araç olsun diye düşündük. Okulda önce 20 dakikalık bir versiyonunu hazırlamıştık. Daha sonra bunu geliştirip bir saate uzattık ve şu an sahnelerde oynadığımız hâline getirdik.

  • Karakterlerinizden bahseder misiniz?

Yaren Özkoca: Aslında hepimiz kendimizi oynuyoruz.

  • Karakter isimleri de sizin isimleriniz mi?

Yaren Özkoca: Evet, isimlerimiz bizim. Yaşlar ise prömiyer yaptığımız zamandan kalma; onları güncellemedik. Ama karakterlerle ilgili şöyle bir durum var: Kendi adımız ve soyadımızla oynasak da aslında bazen birbirimizin hikâyelerini anlatıyoruz. Röportajlardan çıkan metinler de var. Bu yüzden ortaya çıkan anlatı daha kolektif, daha evrensel ve toplumsal bir yere gidiyor.

Bazı bölümlerde kimlikler biraz daha belirsizleşiyor. Çünkü birbirimizin hikâyelerini anlatıyoruz ve hikâyeler iç içe geçiyor. Hatta bazı anlarda üç kadını tek bir kadın gibi gördüğümüz bölümler de var. Yani kendimizi oynuyoruz ama aslında hepimiz birbirimizi de oynuyoruz diyebiliriz.

  • Peki Yaren karakteri nasıl bir karakter?

Yaren Özkoca: Ne kadar spoiler verebilirim bilmiyorum ama oyundaki Yaren karakteri benimle oldukça aynı düzlemde ilerleyen bir karakter. Politik tarafı olsun, uykuya düşkünlüğü olsun, kızlarla olan ilişkisi olsun… Bunların çoğu gerçekten bana çok benziyor. Çünkü o taraflar doğrudan bizden çıkan yerler.

Yağmur Güçlü: Yağmur karakteri de benzer bir yerden geliyor. Oynadığım karakter şu anki bana bazı yönleriyle benziyor ama biz karakterleri kendimizden biraz da uzak tutmaya çalıştık. Mesela alışveriş yapmayı sevmesi, politik tarafı ya da arkadaşlarıyla ilişkisi oyundaki gibi. Ama aynı zamanda küçük farklılıklar da ekledik. Bu sayede hem bize benzeyen hem de bizden ayrışan karakterler ortaya çıktı.

Mine Yıldız: Mine karakteri de benzer şekilde. Karakterler hepimizden çıktığı için doğal olarak bizimle ortak özellikler taşıyorlar. Ama Yağmur’un da söylediği gibi, oyunun yapısını kurarken üç karakteri birbirinden ayırabilmek için bazı özellikler de atadık. Üstelik oyunu yazdığımız zamandan bugüne biz de değiştik. Bu yüzden bazı yönlerde karakterlere benziyoruz, bazı yönlerde ise onlardan uzaklaştık. Yani kurgu ile gerçek aslında iç içe.

  • Neden yargılanma korkusu? Doğrudan kendi hayatınızdan mı yola çıktınız?

Mine Yıldız: Aslında şöyle: Bu noktaya gelmeden önce uzun bir süre hem yerli hem yabancı birçok metin okuduk. “Ne yapabiliriz?” diye epey düşündük. Ama günün sonunda okuduğumuz hiçbir metin bizi gerçekten heyecanlandırmadı.

Biz de şunu düşündük: Yabancı metinlerde başkalarının dertlerini anlatmak yerine, kendi dertlerimizi sahneye nasıl koyabiliriz? Provalara başladığımızda herkes yapmak istediği şeylerden bahsederken hepimizin ortak kesiştiği tema yargı ve yargılanma korkusu oldu. Bu yüzden onu seçtik. Aslında biraz kendi dertlerimizi ve kendi jenerasyonumuzun meselelerini anlatabilmek için yola çıktık diyebilirim.

  • Üçünüzün de hem yazıp hem yönetip hem de oynadığı bir proje olması süreci nasıl etkiledi?

Yaren Özkoca: Süreci biraz uzattı diyebilirim. Kızlar oyunun ilk, yaklaşık iki aylık versiyonu için zaten birkaç ay çalışmışlardı. Daha sonra ben dahil olunca oyunu uzatmak ve geliştirmek için yaklaşık sekiz aylık ek bir prova sürecinden geçtik.

Tutarlı bir dış gözünüz olmadığı zaman hem yazıp hem yönetmek hem de oynamak gerçekten zor oluyor. Provaların büyük bir kısmı her şeyi videoya çekip sonra izlemek ve tekrar baştan çalışmakla geçti. Bazen iki kişi sahnede oynarken benim dışarı çıkıp izlemem, sonra geri girip oynamam, sonra tekrar çıkıp bakmam gibi bir düzen kurduk. Zorlayıcıydı ama bence bu süreçten çok fazla şey öğrendik. Açıkçası tekrar tamamen aynı şekilde çalışır mıyım, emin değilim ama bizim için öğretici bir deneyimdi.

Yağmur Güçlü: Evet, bazı yönleriyle zorlaştırdı. Yaren’in dediği gibi dış göz olmadığı için gerçekten zorlandığımız anlar oldu. Ama bazen de dış göz çok olsa bile işler yürümeyebiliyor. Bizim dış gözümüz aslında kamera oldu. Provaları kaydedip sonra izleyerek üzerine çalıştık.

Bir yandan da her şeyi üçümüzün yapıyor olması bazı şeyleri kolaylaştırdı. Çünkü derdimiz ortaktı. Biz hem arkadaşız hem de sınıf arkadaşıyız. Üstelik bu proje birinci sınıftan beri kurduğumuz bir hayaldi. O hayalle birlikte üç kişi çalışıyor olmak bize güç verdi. Zorlandığım anlarda kızlara bakmak bile süreci daha kolay atlatmamı sağladı.

  • Oyunun ilk hâliyle bugünkü hâli arasında ne kadar fark var? Metin değişiyor mu?

Yağmur Güçlü: Metin değişiyor. Çünkü oyun çok gündemle ilişkili. Türkiye’de yaşanan koşullarla birlikte yazılmış bir oyun. Bu yüzden ülkede yeni bir şey olduğunda biz de oyunu güncelliyoruz. Her euro artışında oyunumuz güncelleniyor. Ekonomi değiştikçe ya da ülkede yeni bir olay yaşandıkça metni de buna göre uyarlıyoruz.

Mine Yıldız: Mesela bir dönem hem Londra’dan hem de Almanya’dan festivallerden kabul almıştık. Her şey organize edilmişti, biletler satışa çıkmıştı. Ama vize problemi yüzünden gidemedik. Sonra tekrar provaya girip oyuna vize bölümünü ekledik.

  • Memleketin gündemi oyunu sürekli canlı tutuyor diyebilir miyiz?

Mine Yıldız: Keşke bu kadar canlı kalmasa aslında. Ama gerçekten de oyunu yazdığımız günden bugüne kadar gündem her geçen gün oyunun güncelliğini daha da artırdı.

  • “Köprüden Önce Son Çıkış” başlığı nereden geliyor? Sizin köprüden önceki son çıkışınız ne?

Yağmur Özkoca: Aslında biraz önce bahsettiğim meseleyle bağlantılı. Biz bu projeye kendi açımızdan bir kurtuluş yolu gibi bakıyorduk. O yüzden de bizim için gerçekten “köprüden önce son çıkış” gibiydi. Piyasaya tamamen atılmadan önce kendimizi gösterebilmek için bir yol, bir fırsat olarak gördük. İsmi de biraz buradan geliyor.

  • Seyirci tepkileri nasıl?

Yaren Özkoca: Açıkçası yediden yetmişe bir seyirci kitlemiz var. Böyle olmasını ben hiç beklemiyordum. Özellikle yaş aralığının bu kadar geniş olacağını düşünmemiştim. Hatta oyun çıkışlarında bunu sık sık konuşuyoruz. En iyi dönüşleri genellikle turnelerde alıyoruz. Orta yaş ve hatta daha ileri yaş grubundaki seyirciler oyunu gerçekten çok seviyor. Bu durum bizi çok mutlu ediyor.

Ben yola çıkarken oyunun biraz daha 15 yaş üstü, genç bir kitleye hitap edeceğini düşünmüştüm. Ama aslında öyle bir gerçeklikte yaşıyoruz ki bizden önceki jenerasyon da bu durumların içinde. Hatta bazen oyundan sonra gelip “bu durumun böyle olmasında hepimizin payı var” gibi şeyleri çok içten bir şekilde paylaşıyorlar. Bu benim çok hoşuma gidiyor.

Gençlerden de güzel geri dönüşler alıyoruz. Özellikle yalnız olmadıklarını hissettiklerini söylüyorlar. Bizden küçük olanlar ise, bizim zamanımızdan beri bazı şeylerin hiç değişmediğini fark ettiklerini anlatıyorlar. Yani çok farklı yaş gruplarından geri dönüş alıyoruz ve bu oldukça ilginç bir skala.

  • Peki genç seyirci daha mı az geliyor? Onlar yaşanan ortamın yeterince farkındalar mı?

Yaren Özkoca: Bence gençler aslında bu durumun çok farkında. Ama kendi yaş grubumuz ve bizden daha genç insanlar için konuşursak, şu an birçok kişinin sürekli tiyatroya gidebilecek ekonomik imkânı yok maalesef. Bu yüzden oyunun gençlere hitap ettiğini düşünüyoruz ama seyirci profilimizin önemli bir kısmını şu anda orta yaşlılar ve beyaz yakalılar oluşturuyor.

Biz yine de öğrencilere ulaşmaya çalışıyoruz. Bilet kampanyaları yapıyoruz, bazı öğrencileri doğrudan davet ediyoruz. Amacımız gençlere bilet satmak değil, onlar için daha ulaşılabilir olmak. Her oyunla birlikte bunu biraz daha geliştirmeye çalışıyoruz ve bunun karşılığını da yavaş yavaş aldığımızı düşünüyorum.

  • Seyircinin oyundan çıkarken nasıl bir duyguyla ayrılmasını istiyorsunuz?

Mine Yıldız: Prova sürecinde özellikle şuna dikkat etmeye çalıştık: Seyirciyi önce güldürmek, sonra güldüğüne biraz utandırmak. Yani onların boğazında bir yumru bırakan bir his yaratmak istedik. Ama bunu ne tamamen dramatik bir yerden ne de sadece komedi üzerinden kurduk. İkisini bir arada harmanlamaya çalıştık. Sanırım bunu başardık çünkü seyircilerden en çok duyduğumuz yorum şu oluyor: “Çok güldüm ama bir yandan da çok duygulandım.”

  • Oyunun sonunda bir umut var mı sizce? Yoksa biraz memleket gibi mi?

Yağmur Güçlü: Biraz memleket gibi diyebiliriz. Net bir umut görüyorum diyemem ama tamamen umutsuz da diyemem. Çünkü kendi hayatım da biraz öyle. Bu mesleği seçerken aslında birçok şeyi göze alıyorsunuz: düzenli gelir olmaması, yerleşik bir hayat kuramamak, belirsizlikler… Bunların hepsini bilerek bu yolu seçtim.

Oyundaki karakterler de aslında bir yarışmaya katılarak kendi seçimlerini yapıyorlar ve o riskleri göze alıyorlar. O yüzden oyunun sonu için “umutlu bitti” ya da “umutsuz bitti” demek zor. Ama ben kendi hayatımda olduğu gibi onların hayatı için de umut olmasını istiyorum.

  • Yani seyircinin bazı boşlukları kendisinin doldurmasını mı istediniz?

Mine Yıldız: Evet, biraz öyle. Aslında oyunun içinde hem umut hem de umutsuzluk var diyebiliriz. Bu yüzden memleket gibi, bizim hayatlarımız gibi. İkisi de birbirini var ediyor. Biz bu umutsuzluğun içinde üretmeye devam ederek bir anlamda umut yaratıyoruz. Hem birbirimiz için hem de bu sektöre yeni başlayan insanlar için. En azından bize söylenen bu. Ama aynı zamanda umutsuzluk da gerçeğimiz. Yine de umudu seçmeye çalışıyoruz.

  • Türkiye’de tiyatro yapmak çok zor. Bu kadar genç bir ekip olarak neden tiyatroyu seçtiniz?

Yağmur Güçlü: Bunu biz de zaman zaman düşünüyoruz. Ama sanırım bu insanın içinden gelen ve “neden” sorusuna tam cevap veremediği bir şey. Hepimizi bir araya getiren şey tiyatro oldu ve ben açıkçası başka bir meslek seçebileceğimi hiç düşünmüyorum. Kamera önü oyunculuğu hayalleri de var elbette ama bizim hayallerimiz hep sahneyle ilgiliydi.

Kendi fikirlerimizi ve düşüncelerimizi seyirciye aktarabileceğimiz bir alan yaratmak istedik. Bizim için bunun yolu da tiyatrodan geçiyor. Oyunda da söylediğimiz gibi, aslında başka bir şansımız yok gibiydi.

  • Tiyatro yapmak, bu kadar zorluğa rağmen üretmeye devam etmek bir motivasyon işi. Bu motivasyon nereden geliyor?

Yaren Özkoca: Açıkçası çoğu zaman gelmiyor. Dönem dönem geliyor, sonra kayboluyor ve o zaman da “Şimdi ne yapacağım?” diye düşünüyorsun. Ben biraz bireysel bir yerden cevap vereceğim ama kendi adıma şunu fark ettim: Çoğu zaman motivasyon başta gelmiyor. Benim için önce eylem geliyor, motivasyon sonra geliyor. Yani yaptıkça gelen bir şey.

O sırada o işi yaparken yanında kimin olduğu, tutunabileceğin şeyler bulabilmek bence motivasyon yaratıyor. Sonuçta bu da bir iş. İnsanlar her gün işe giderken de her zaman isteyerek gitmiyor. Biz de çoğu zaman isteyerek üretmiyoruz ya da her yaptığımız şeyi büyük bir heyecanla yapmıyoruz. Ama bunu yaparken yanında kimlerin olduğu, işine ne kadar güvendiğin, kimlerle çalıştığın ve ne uğruna çalıştığın çok önemli. Motivasyon kaybolsa bile, o noktada yine de devam edebilecek gücü kendinde bulabiliyorsun diye düşünüyorum.

Mine Yıldız: Biz biraz da bir aradalığımızdan güç alıyoruz. Evde kendi başınayken, kendi karanlığının içindeyken motivasyonu bulmak daha zor oluyor. Ama her oyun günü bu işi birlikte başardığımızı görmek ve hatırlamak çok önemli. Hem birbirimizden hem de seyirciden gelen tepkilerden güç alıyoruz ve bu bizi yeniden motive ediyor.

  • Seyirciden gelen tepkiler, işin ekonomik tarafını düşündüğünüzde emeğinizin karşılığını aldığınızı hissediyor musunuz?

Yaren Özkoca: Seyirci kısmı için kesinlikle evet diyebilirim. Çok fazla oyunda yer almadım ama bu oyun gerçekten seyirciye çok dokunan bir oyun oldu. Çünkü çok kişisel hikâyeler anlatıyoruz ve seyirciden de bize çok kişisel dönüşler geliyor. İlk oyundan son oyuna kadar bu tür tepkiler almaya devam ediyoruz. Hatta bazen biz kendi içimizde “Oyun kötü geçti” diye düşünsek bile, seyirciden gelen bir yorum her şeyi değiştirebiliyor.

Ekonomik kısmı ise tabii ki çok tartışmalı. Her sezon “Galiba en kötü sezon bu” diyoruz ama bir sonraki sezon daha zor oluyor. Ne zaman düzelecek gerçekten bilmiyoruz. İlk sezonumuz ekonomik olarak biraz daha iyiydi. Şu an biraz o zaman kazandıklarımızla döndürmeye çalışıyoruz diyebilirim. Yani ekonomik olarak çoğu tiyatro gibi ayakta kalmaya çalıştığımız bir yerdeyiz.

  • Türkiye’de tiyatro biraz tek kişilik oyunlara doğru kayıyor gibi görünüyor. Bunun ekonomik sebepleri de kolaylaştıcı tarafları da var. Siz kalabalık prodüksiyonlar yapabileceğinizi düşünüyor musunuz? Yeni projeleriniz var mı?

Mine Yıldız: Aslında biz Ga Kolektif’i kurarken tam da böyle bir alan yaratmak istedik. Kim ne zaman ne yapmak istiyorsa — oynamak, yazmak, yönetmek ya da yapımcılıkla ilgilenmek — buna imkân tanıyan bir yapı olsun istedik. Ama tabii kalabalık bir oyun yapmak, özellikle bizim gibi yeni ve küçük kolektifler için ekonomik olarak zor. Şu an için çok mümkün görünmeyebilir ama ileride neden olmasın.

Yağmur Güçlü: Mesela şu anda yeni bir oyun üzerinde çalışmaya başladık. Ben de bir metin yazıyorum. Ama yazarken bile karakter sayısını minimumda tutmaya çalışıyorum.

  • Yani yazma sürecinde bile prodüksiyonu düşünüyorsunuz?

Yağmur Güçlü: Evet, kesinlikle. Aslında ben de isterim beş-altı kişilik büyük ekiplerle çalışabileceğimiz oyunlar yazmayı. Ama şu an en fazla üç karakter yazabiliyorum. Bizim üç kişi çalışıyor olmamız da maddi açıdan bir denge sağlıyor. Çünkü kolektiften kişisel bir gelir elde etmiyoruz. Ama olası bir masraf çıktığında üç kişi paylaşabildiğimiz için bir şekilde karşılayabiliyoruz.

Tek kişi olsaydı belki daha da zor olabilirdi. Ama yine de üç kişiden fazla bir prodüksiyon şu an için bizi zorlayabilir. Yeni projelerde de yine üç kişilik bir yapı olabilir ama bu üç kişi mutlaka biz oluruz demiyorum. Kolektif içinde başka oyuncu arkadaşlarımızla, yönetmen adaylarıyla da çalışmak istiyoruz.

  • Başka projeler var mı peki?

Mine Yıldız: Benim de şu anda yazdığım bir metin var. Göç teması üzerine çalışıyorum. Umarım yeni sezonda sahneye koyabiliriz.

  • Bu oyun sizin için nasıl kapılar açtı?

Mine Yıldız: Aslında bu oyun sayesinde mesleğimizi yapabiliyoruz diyebilirim. Mezun olduktan sonra evde edilgen bir şekilde teklif beklemek yerine kendi projemizi üretip kendimizi var etmeye çalıştık. Bu süreçte üçümüz de farklı projelerde yer aldık, farklı teklifler aldık, bir ödül kazandık. Yani her şeyden önce bir görünürlük kazandık. Bu kadar zor koşulların olduğu bir sektörde var olabilmek bile bizim için çok kıymetli.

  • Oyunun önümüzdeki günlerdeki kesinleşmiş programını aktarır mısınız?

Yaren Özkoca: 18 Mart ve 16 Nisan 20.30’da Bahçe Galata’da oynuyoruz. Ga Kolektif Instagram hesabından programımız takip edilebilir.

Künye
Yazan / Yöneten / Oynayan: Mine Yıldız, Yağmur Güçlü, Yaren Özkoca
Proje Danışmanı: Barış Arman
Dekor Tasarımı: Semih Başarı
Ses / Efekt Tasarım : Alper Şimşek
Afiş Tasarımı: Tuana Olcay
Reji Asistanları: Efe Çapar, Tan Topaloğlu, Yunus Emre Yeşil
Fotoğraf: Ezo Şara Uray, Ayten Çelik
Topluluk: Ga kolektif
Tür: Trajedi, Drama

Önceki ve Sonraki Yazılar
BİRCAN YORULMAZ Arşivi