TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

Ankara’da bir mikrokozmos: Mutlu Apartmanı

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

Ankara’da kentin merkezinde bulunan Meşrutiyet Caddesi ve kesen sokaklar bir zamanlar kentin nabzının attığı çocuk seslerinin yankılandığı konut yerleşimleriydi. Cumhuriyet’in yeni şehrinde 2 katlı konutlarla başlayan bu yerleşimler şehrin nüfusu arttıkça 1950’li yıllardan itibaren yerlerini apartmanlara bırakıyordu. Şimdilerde kent merkezinde konut dokusu yok denecek kadar az, Mithatpaşa Caddesi ise konut ve iş yeri arasında neredeyse görünmez bir sınır.

Bugün Meşrutiyet Caddesi’nde inatla konut dokusunu ve dönemin kültürel temsiliyetini sürdüren Mutlu Apartmanı’nın hikâyesinde buluşacağız.

whatsapp-image-2026-03-21-at-15-01-13-001.jpeg
Mutlu Apartmanı-Temel Ruhsatı-Girişi

1964 yılında inşa edilen Mutlu Apartmanı o dönemin toplumsal aklının, mekânsal konumlanışının ve birlikte yaşama biçiminin en berrak temsilcilerinden birisi. Kültür Mahallesi’nde, Meşrutiyet Caddesi üzerinde yükselen Mutlu Apartmanı’nın mimarı, yüksek mimar İlhan Erol. Yapı sahipleri iki Türk ve bir Yahudi: Mehmet İşen, M.Rauf Ünalan, İ.Yasef Berkün… Bu birliktelik çoğulculuğun ve ortak üretimin izlerinin, birlikte yapı kurmanın, çok kültürlü bir emeğin mekâna mıhlandığının göstergesi.

O yıllarda bu apartmanda yaşamak, yalnızca bir ikamet sahibi olmak değildi. Apartmanda aynı zamanda bir muhit sahibi olunurdu. Bodrum artı sekiz kat, çatı katı, terastan oluşan 30 daire ve mağazaların bulunduğu bu apartman bir zamanlar Ankara’nın bürokratik, siyasi, kültürel ve entelektüel merkezinin buluştuğu ikametgâhlardan biriydi. Dönemin bakanları, milletvekilleri, sanatçıları, doktorları, valileri, aydın ve bürokratları ve 1965 yılında kurulan Bilgi Yayın Evi, aynı kapıdan girer aynı merdiven boşluğunda karşılaşır ve çöplerini aynı çöp bacasında buluştururlardı. Sabah bir milletvekilinin gazetesi kapısına bırakılır, bir bakanın ayak sesleri koridorlarda yankılanır, bir keman sanatçısının müziği duvarlardan sızardı.

Demokratik bir deneyim

Demokratik bir yaşam modeli filizlenen bu apartmanda, soğuk savaş döneminin kutuplaşma rüzgârları esmezdi. Dünyaya farklı baksalar da o dönemde bu apartmanlarda oturanların bu birlikteliği, yalnızca zorunlu bir komşuluk değildi. Bugünlerde unutturulan, bilinçli bir hoşgörü, karşılıklı saygı kültürünün kendisiydi. Farklılıkların gerilim üretmeden, gündelik hayatın olağan akışı içinde yan yana durabildiği mikro demokratik bir yaşam modeliydi bu apartman.

Tiyatro sanatçısı Tamer Levent kayınpederi İsmet Sezgin’in de oturduğu bu apartmanın yaşam pratiğini şöyle anlatır:

İstanbul'a taşınıp sonra Ankara'ya gelip o binaya gittik Seynan'la. Çünkü oradaki evde bir sürü eşya filan var ve o ev öyle duruyor yani. Ve ben binayı yeniden anladım. Birçok tanıdığımız farklı partilerden parlamenter o binada oturmuş. Yazar çizer takımından oturmuş. Mesela o apartman bir dünya gibi… Küçük bir dünya işte… Her evde değişik bir yaşam yaşanıyor. Ama dışarıda kapının önünde karşılaştığı zaman farklı görüşlerde de olsa bu insanlar o zaman kutuplaşma nedeniyle birbirleriyle itişip kakışmıyor. Efendim nezaket kurallarını bozmuyor. Bu apartmanlarda asla, kim, sen, hangi siyasi görüştensin diye sorulmazdı insana.”

whatsapp-image-2026-03-21-at-15-01-15.jpeg
Tezcan Karakuş Candan-Tamer Levent

İşte bu yüzden Mutlu Apartmanı bir değer hazinesi. Farklı hayatların yan yana var olabildiği, nezaketin ve sessiz bir hoşgörünün gündelik yaşamın dokusuna sindiği, kendi içinde küçük ama derin bir dünyanın hafızasını taşıyan bir zaman sıçraması gibi.

Mikrokozmos

O yıllarda Mutlu Apartmanı ve diğer komşu apartmanlarda çoğunlukla çocukları TED Koleji’nde okuyan insanlar oturur. Bir okulun bir semte verdiği isim ve mekânsal çevresinin sosyal konumlanışına etkisi zamandan kopar ve gelir bulur sizi. Çocukların okullarına yürüyerek gidip gelebildiği, çocuk seslerinin kent merkezinde yankılandığı bir mahalle kültürüne şahit olursunuz. Bugünün Ankara’sı ile dünün Ankara’sının neredeyse aynı kaldırımda çarpışmasının yarattığı bir zaman yolculuğudur bu.

Çocuklar için kent merkezindeki bu apartman bir mikrokozmostu. Sabahları ütülü formalarıyla TED Ankara Koleji’ne giden bu çocuklar, öğleden sonra sokağa dökülürdü. Bugünün steril oyun alanlarının aksine, onların dünyası sokağın kendisiydi. Seksek çizgileri, misket yuvarlakları, saklambaç rotaları, üst üste dizilen dalya … Sokak oyun, öğrenme ve sosyalleşme alanıydı.

Annesi 61 yıldır Mutlu Apartmanı’nda oturan, 1957 doğumlu Ayşe Onarır’ın tanıklığı, bu yaşamın hem mekânsal hem de toplumsal katmanlarını geçmişten bugüne getirir. Bir apartmanın içinde başlayan hikâye, giderek bütün bir kentin belleğine açılır.

Bu evi Ankara Koleji yakın olduğu için almış annem. Daha önce Anıtkabir’in orada oturuyorduk ilkokuldayken. O zaman tabii servis falan yok. Zor gidip geliyorduk ama buraya taşındıktan sonra yürüyerek gidip geldim. Böyle Kolejli çocukların oturduğu bir apartmandı çoğunlukla. Sokakta da benim sınıfımda olan arkadaşlar vardı. Sabah gelirdi böyle grup halinde buradan yürüyerek giderdik. Sonra da gene yürüyerek herkesi apartmanın önünde bırakıp servis yapar gibi evimize dönerdik.”

Bu küçük anlatı aslında bir dönemin kent merkezindeki mahallenin sosyal dokusunun çocuk yaşamına dokunuşunun özeti gibi.

whatsapp-image-2026-03-21-at-15-01-14.jpeg
Ayşe Onarır

Akşam olduğunda ise sokak yeniden çocuklara aittir. O zamanlar şimdiki kadar trafik yoktur. Meşrutiyet Caddesi ve çevresi, yalnızca fiziksel anlamda değil, toplumsal olarak da “residantial” bir karakter taşır. Onarır’ın ifadesiyle, burası “kolejlilerin oturduğu bir semt”tir. Ancak bu tanım, homojen bir sınıfsallıktan ziyade, farklı katmanların iç içe geçtiği bir toplumsal buluşmayı da işaret eder.

Bu çeşitlilik, apartman yaşamında ve okul ortamında somutlaşır. “Bizim sınıfımızda üç tane milletvekilinin çocuğu vardı ama Varto depreminden gelen zor Türkçe konuşan çocuklar da vardı.” Bu cümle, dönemin Ankara’sında sınıfsal ve kültürel farklılıkların aynı mekânda nasıl kesiştiğini ortaya koyan tarihsel bir hatırlatmadır. Annesinin Opera orkestrasında çalışan bir devlet memuru olması, ama aynı zamanda özel piyano dersleri vererek çocuğunu kolejde okutabilmesi, Cumhuriyet’in kültürel birikimi ile sosyal hareketlilik arasında kurduğu ince dengeyi gösterir. Böylece apartman ve okul, birlikte birer mikrokozmosa dönüşür; toplumun farklı kesimleri burada karşılaşır, temas eder ve birlikte var olur.

Kızılay binasının yıkımı ve bugüne taşınan mekânsal yas

Mutlu Apartmanı ile başlayan bu gündelik hayatın merkezi ise Kızılay’dır. Ancak Onarır’ın anlattığı Kızılay, bugünün yoğun ve parçalanmış kent merkez değildir. “Bir kere her şeyden önce Kızılay Binası vardı,” derken, aslında yalnızca bir yapıdan değil, bir simgeden söz eder. O bina, kentin hem görsel hem de duygusal hem de ismini meydana veren Cumhuriyet mimarisinin referans noktasıdır. Ortadaki yuvarlak polis noktası, çocukları tanıyıp el sallayan trafik polisi tüm bunlar, kentin bir zamanlar tanıdık ve insancıl bir yer olduğunun zamana bıraktığı izleridir.

whatsapp-image-2026-03-21-at-15-01-15-1.jpeg
Kızılay Binası

Ancak bu anlatı, aynı zamanda bir kayıp hikâyesidir. 1929’da Robert Oerley tarafından tasarlanan Kızılay Genel Müdürlüğü Binası’nın 1979 yılında yıkılması, Onarır’ın sözlerinde derin bir kırılma olarak belirir: “O binanın yıkılmasıyla bence orada çok şey hem görsel olarak, hem sembolik olarak, hem gerçek olarak değişti ve yozlaşmaya başladı.” Bu sözler bir yapının yok oluşunun, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda kültürel ve simgesel bir bellek yıkımının özetidir.

Çocukluğunda belleğine ve yaşamına işlenen yıkıldığında 22 yaşında olan bir gencin aradan geçen 47 yıla rağmen kentteki bu kaybın, kişisel hikâyesinde neredeyse bedensel bir acıya dönüşmesi o yıkımın nasıl bir bellek yıkımı olduğunun tescilidir. “Merdivenleri çıkarken o ahşapların gıcırtısı kulağımda” derken, mekânın sesi bile hatırlanır. Ve ardından gelen cümle, bu yıkımın nasıl algılandığını çarpıcı biçimde özetler: “Bu kadar fatal, korkunç, cinayete eşdeğer bir karar…” Kentin hafızasına yapılan müdahalenin taammüden bir cinayet olarak nitelendirilmesi yıkımın mekânsal şiddet eylemi ile özdeşleşmesinin acı tarifi olarak dökülür. Üstelik bu yalnızca geçmişte kalmış bir üzüntü değil, hâlâ süren bir öfke ve yas hâlidir: “Ya kahrımdan öldüm. O bina yıkıldı diye biliyor musunuz? Ve hala kahrımdan ölüyorum. Yani kaç sene oldu yerine yeni yapılan bina var ya. Ben geçerken önünden kafamı çeviriyorum. Yani sanki geçen hafta yıkılmış gibi üzülüyorum hala. Yani beter bir şeydi o. Bir gecede yıktılar.” Bu bir yapının yıkımı ile insan belleğine işlenen bitmeyen bir mekânsal yas hali.

Her evde bir Cumhuriyet hikâyesi

Apartman sakinlerinden 1933 doğumlu Gülen Sunar’ın hikâyesi ise bir göç, cumhuriyetin yarattığı bir değer ve emek anlatısı. Gülen Sunar Rodos göçmeni bir ailenin çocuğu olarak İzmir’de doğar. Gazi İlkokulu’na gider ve orada mandolin çalmasını öğrenir. Bu öğrenme ve bahçede çaldığı mandolin onun hayatını değiştirir. Devlet Konservatuvarı yetkilileri İzmir’e konser için gitmiştir. Küçük Gülen’in bahçede çaldığı mandolini duymaları ile ailesinden izin alarak Ankara’da yatılı olarak Musiki Muallim Mektebi’ne getirmeleri ve eğitim almasının sağlanması hızlıca gerçekleşir. İşte Cumhuriyet’in yeteneklere ve çocuklara verdiği değerin Mutlu Apartmanı’nda gelip bizi bulması… Gülen Sunar’ın yaşamı her evde bir Cumhuriyet hikâyesinin varlığının gün yüzüne çıkan hali.

whatsapp-image-2026-03-21-at-15-01-13-1.jpeg
Gülen Sunar-Tezcan Karakuş Candan, Ayşe Onarır, Gülen Sunar

Babam Ali Fahri Sunar, Denizlili, Makine Mühendisi. Macaristan'da okumuş zaten. Önce Ankara’da yatılıydım, babam alır götürür getirirdi İzmir’e. Bir kaç yıl sonra onlarda Ankara’ya geldiler. Yükseğini de yaptım. Mezun olduktan sonra Opera’da keman sanatçısı olarak çalıştım. Evlendim bir kızım oldu. Bu apartmanda 1965 yılında bir daire satın aldım. O gün bugündür burada oturuyorum. Çok güzel komşuluklarımız oldu. İsmet Sezgin, Bulvar’da kumaş mağazaları olan Madam ve Mösyö Kandioti, valiler milletvekilleri, sanatçılar aydınlar vardı. Herkes birbirini tanırdı.” derken Gülen Sunar ruhuna sinmiş yaşam ve mekânı tarifliyordu. Ağzından dökülen ve gözlerinin içinde güller açan “Bu evin havasını seviyorum” sözleri meteorolojik bir anlatım değil, mekânın çevresi ile birlikte yarattığı sosyolojik bir yaşam tarzına olan sevginin ifadesiydi. “O yıllarda Ankara’da araba kullanan tek kadın bendim ama kimse dönüp trafikte bana bir rahatsızlık vermedi” sözleri Ankara’nın bir dönemler sokak saygınlığına gönderme, şimdiki yozlaşmaya sitemin ifadesiydi.

Bilgi’den, topluma bir apartman kültürü

Bilgi Yayınevi’nin kurucusu Ahmet Küflü, Zafer Çarşısı’ndaki Toplum Yayınevi’nin kurucusu Remzi İnanç’ın, Emel Sayın’ın kız kardeşi Gönül Sayın’ın, Müzisyen Yurdaer Doğulu’nun oturduğu ve Bilgi Yayınevi’nin hala devam eden alt kattaki yeriyle bölgenin kültürel ve bilgili apartmanların kentsel mirasının bekçisidir Mutlu Apartmanı…

whatsapp-image-2026-03-21-at-15-01-14-2.jpeg
Bilgi Yayınevi

Ancak kent başladığı gibi korunmuyor bizim ülkemizde. Yönetenlerin elinde sağlıksız kentleşme politikaları plansızlık, kenti yaşanmaz bir zamanın peşine takıyor. İşte bu yüzden Meşrutiyet Caddesi ve Kızılay çevresi ticaretin baskın olduğu bir geçiş hattına dönüştü. Konutlar ofis, daireler büro, salonlar muayenehane oldu. Yenişehir’de konut kullanımı birkaç sokağa sıkışırken, kent merkezi akşam içlerinde kalp atışlarının duyulmadığı, perdelerin çekilmediği ticaretlere teslim edildi.

İşyerinden konuta tersine bellek çağırması

İşte tam bu noktada Mutlu Apartmanı geçmişi bugüne çağıran bir gelişimi muştular. Apartmanın yöneticisi olan Mülkiyeli Özlem Kullep, yönetici olduğundan bu yana apartmanın tüm onarımlarını ve altyapısını değiştirerek mekânsal olarak binaya yeni bir soluk getirmiş. Zaman içerisinde hem Mutlu Apartmanı’nda hem de çevredeki apartmanlarda iş yerlerinin azaldığını ve konuta geri dönüş olduğunu ifade ederek konut dokusunun merkezde yeniden güç kazandığının altını çiziyor.

Özlem Kullep “Komşuluk ilişkilerimiz de gelişti herkes birbirini tanıyor çevredeki esnaf da bizleri tanıyor, her yere yürüyerek gidip geliyoruz. Akşamları çok sakin sessiz huzurlu. Her yaş grubundan insan yaşıyor apartmanımızda. Kent merkezinde oturmanın güzelliğini yaşıyoruz. Ben geldiğimde apartmanın 10 dairesi iş yeriydi. Şimdi bu sayı 3’e düştü. Artık çocuklu aileler de bu civarda oturuyor.”

whatsapp-image-2026-03-21-at-15-01-14-1.jpeg
Mutlu Apartmanı Yöneticisi Özlem Kullep

Bu sözler kent merkezinde yaşamaya yönelik bir tersine akışın ve kentin bir zamanlar kaybettiği hafızasını geri çağırdığının ipuçları.

Ofis tabelalarının yerini yeniden perdeler, balkon çiçekleri, akşam ışıkları alıyor. Bu fiziksel bir dönüşümden öte sosyolojik bir geri çağırma. Yürüme mesafesinde bir hayat, sokakla temas, komşuluk hissi…

1964’te Meşrutiyet Caddesi’nde inşa edilen içerisinde belleğimizin hikâyelerini barındıran Mutlu Apartmanı, bugünün Ankara’sına kim bilir belki de kentsel mutluluğa dair bir şeyler fısıldıyordur.

Geleceğin Ankara’sı için mutlu evler

Mutlu Apartmanı’nda tanık olduğumuz "iş yerinden konuta dönüş" hikâyesi kentsel yanlış kararların büyük hatasını gösteriyor: Kent merkezlerini konutlardan azade ruhsuz birer ticaret makinesine dönüştürmek.

Oysa bir şehrin kalbi, perdeleri çekilen, balkonlarında çiçek sulanan, sokaklarında çocuk sesi yankılanan evlerde atar, akşam olduğunda ışıkları sönen plazalarda değil.

Mutlu Apartmanı’nın hikâyesi geçmişe güzelleme değil elbette. O Ankara’nın merkezini, Kızılay’ı, Meşrutiyet’i, Mithatpaşa’yı ve kesen sokaklarını sadece "işimiz bitince kaçtığımız" bir keşmekeşten kurtarmanın rol modellerinden sadece birisi.

İşte bu yüzden Mutlu Apartmanı Ankara’nın merkezinde unutulmuş bir yaşam biçiminin hâlâ mümkün olduğunun en güçlü kanıtı. Çünkü bir sokak, içinde aileler yaşadığı sürece güvenlidir; bir kaldırım, çocuklar yürüdüğü sürece canlıdır, kent merkezinde çocuk sesleri yankılandığında o kent geleceğini kurar.

Bu aynı zamanda yerel yönetimlere, tıpkı Mutlu Apartmanı’nın sakinleri gibi, kent merkezindeki konut dokusunu teşvik etmesi, koruması, ödüllendirmesi ve merkezin konut odaklı planlamasının zorunluluk ve kamusal sorumluluk olduğunun da hatırlatılması…

Mutlu Apartmanı geleceğin Ankarası için bize daha insani, daha demokratik ve daha "mutlu" bir kent için somut bir yol haritası sunuyor.

Tezcan Karakuş Candan, Gazi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) yüksek lisansa devam etti. Ankara Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları alanında yüksek lisansını tamamladı. Aynı üniversitede Kentleşme ve Çevre Politikaları bölümünde doktora dersleri aldı. TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanlığı görevini yürüttüğü 2014-2023 yılları arasında başta Atatürk Orman Çiftliği ve Saraçoğlu Mahallesi olmak üzere kamu yararı ve kent hakları mücadelesine öncülük etti ve ödüller aldı. Akademide öğretim görevlisi olarak görev yaptı. Uzun yıllar yerel yönetimler alanında çalıştı ve projeler üretti. Candan’ın kent politikaları üzerine yayımlanmış çok sayıda makalesi ve kitabı bulunmaktadır. Mekânın dili olma yaklaşımı ile Cumhuriyet dönemi yapılarından oluşan resim sergileri açan Candan aynı zamanda ABÜ Film Tasarımı ve Yönetimi bölümü son sınıf öğrencisidir. Mimarlık, kentleşme, kent hafızası ve toplum odaklı çalışmalarına ve yazılarına devam etmekte, belgesel video çalışmalarını atölyesinde sürdürmektedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
TEZCAN KARAKUŞ CANDAN Arşivi