TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

Çoğunluğun kararı, azınlığın hafızası: Haydar Apartmanı’na erken veda

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

Yüzyıla merdiven dayamış, kırlangıç geçmeli ceviz bir çeyiz sandığını almak için Ayrancı’ya gittiğimde, kendimi mekânsal bir yok oluşun darmadağın ettiği, bir yuvanın içinde buldum. Sandığı almak için verilen adreste , üzerime erken bir vedanın ağırlığı çöktü. Araştırmacı olarak yer aldığım Sivil Mimari Bellek Ankara Projesi kapsamında tespit ettiğimiz, bakmaya kıyamadığımız o güzel binalardan birisi daha kentsel dönüşüme kurban ediliyordu.

ekran-resmi-2026-04-19-16-58-36.png

Ceviz sandık ve Haydar Apartmanı-Tezcan Karakuş Candan

Karşımda bu şehir hâlâ nefes alıyor, hafıza hâlâ geleceğe taşınıyor dedirten o yapı, suskun ve hüzünlü bir havanın içerisinde karşıladı beni. Artık bir yuva olmaktan öte, verilmiş ve kesinleşmiş bir kararın içindeydi. Yıllarca o caddede, bahçesindeki 80 yıllık çam ağaçlarıyla, sokaktan geriye çekilen yapısıyla, sokağın kimlikli yüzlerinden biriydi Haydar Apartmanı.

Kolektif bir yuvanın inşası

Haydar Apartmanı İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mezun olan bir grup mühendis ve mimarın oluşturduğu Yuva Yapı Kooperatifi tarafından yaptırılır. Projelerini çizenler kooperatifin kurucularıdır aynı zamanda. Mimari projesini Şükrü Cenan tasarlar. Elektrik projelerinin müellifi Nafia Vekâleti’nde, yani Bayındırlık Bakanlığı’nda müdür olan elektrik mühendisi Mustafa Demirdelen’dir. Binanın statik projeleri ve fenni mesuliyeti kurucularından biri olan, bir zamanlar bakan olan yüksek inşaat mühendisi Oğuzhan Asiltürk’ün kardeşi Atilla Asiltürk’tür.

Yani Haydar Apartmanı bir müteahhidin değil, içinde yaşayacak olanların kolektif eseri olarak, ete kemiğe bürünüp yuva olmuş bir mekân. Binanın harcına teknik akıllarını karıştıranlar, Nafia Vekâleti’nde bu ülkenin imarını var edenler, yollarını, köprülerini kuran mühendis mimarlar. Bu kez kendilerine bir yuva kurma cesaretini gösterirler. Kim bilir belki de apartmanın adı bu cesaretin timsali olarak Haydar konmuştu.

Haydar Apartmanı’nın yapımına Emlak Eytam Bankası’ndan alınan kredilerle 1963’te başlanır. İnşaat 1964’te tamamlanır. Beton duvarlar artık insan sesleri ve nefesleri ile yaşamaya başlar. Herkes için eşit küçük ama kullanışlı, 78 metrekarelik 2+1 daireler, her katta 4 daire olmak üzere planlanır. Daireler iki blok halinde zemin artı üç kat ve bodrum olarak yapılır.

ekran-resmi-2026-04-19-16-59-11.png

Mimari proje, yapı ruhsatı ve proje kapağı-Sivil Mimari Bellek Ankara Projesi

Işıkla kurulan eşitlik, sahanlıkta kamusallık

Mimari projesinde ışıkla kurulan dengeye, mekânlar arasında gözetilen eşitliğe tanık olursunuz. Kimse diğerinden fazla yer kaplamaz; kimse diğerinden fazla ışık almaz. Bu bir mimari tercihten öte bir yaşam felsefesi.

Apartmanın girişi ile merdivenleri, koridordan süzülen şeffaf aydınlıkla birbirine bağlanır. Işık sanki bu yapının içinde dolaşan görünmez bir komşu gibidir. Bu saydamlık komşuluğun açık, birbirine değen hâlinin mekâna işlenmiş dantelası gibidir.

ekran-resmi-2026-04-19-16-59-40.png

Haydar Apartmanı giriş aydınlığı

Cumhuriyet’in ülkeye hizmet etme idealiyle yoğrulmuş teknik kadroları ve bürokratları, bu merdiven sahanlıklarında, ışığın gölgeyle dans ettiği anlarda karşılaşırdı. Sabahın erken saatlerinde, aynı ritme kapılmış adımlar, aynı telaşı paylaşan hayatlar kendi dairelerinden devletin dairelerine doğru yola koyulurdu. Her biri kendi işyerine giderken aynı “yuvanın” içinden geçer, aynı sahanlıkta birbirine değen bir yaşamı çoğaltırdı.

Bağların eksilmesi

Zaman yalnızca insanları değil, bağları da eksiltiyor. Birlikte kurulan o kolektif yapı kurucularının hayat sahnesinden çekilmesiyle başka bir anlam kazanıyor. Geride kalan daireler başka hayatlara açılıyor. Daireler el değiştiriyor, ilişkiler seyrekleşiyor, ortaklık yerini bireysel kararlara bırakıyor. Varisler başka şehirlerde, başka düzenlerin içinde. Yapı, içinde yaşanan bir yer olmaktan çıkıp, uzaktan hesaplanan bir değere dönüşüyor. Bir zamanlar birlikte inşa edilen bu yuvalar, artık birlikte korunamayan bir miras hâline geliyor. İşte bu noktada, fiziksel sağlamlık tek başına yeterli değil. Çoğunluk karar veriyor, hafıza ve eve duyulan sevgi, yaşanmışlıklar azınlıkta kalıyor.

Açık kapı, zorunlu rıza ve kabul edilmiş çaresizlik

İşte sandığı almak için bu apartmanın dördüncü katına çıktığımda kapılar açıktı. Dağılmışlık ve taşınma hâli, kentsel dönüşümün insanları ve duygudaşlık kurduğu dönem tanığı eşyaları, nasıl dağıttığı, anıları nasıl viraneye çevirdiğinin hüzünlü resmi duruyordu orada. Bu dağılma hâli, sahanlığın açıklığıyla yarışıyordu. Odalar darmadağın, eşyalar kolilere tıkıştırılmış, birikmiş anılar aceleyle toparlanıyor. Bir geçmiş ve bir hafızanın defteri kapatılıyordu.

ekran-resmi-2026-04-19-17-00-20.png

Haydar Apartmanı daire kapısı ve dağınık ev hali

Dört yıl önce 95 yaşında vefat eden teyzesi Pervin Demirdelen’in evini taşıyan ve tasfiyesini görev edinen Özden Albayrak üzgün. Gözlerine çöken hüzün, çocukken sürekli geldiği aydınlık, sahanlığında koşturduğu anıları biriktirdiği bu evi tasfiye etmek zorunda olmanın hüznüydü.

ekran-resmi-2026-04-19-17-00-51.png

Özden Albayrak

Eniştesi Mustafa Demirdelen’le birlikte, arkadaşlarının bu binayı nasıl yaptıklarını anlatırken, o yapma heyecanı sesini burksa da enerjisi geçmişi delip bugüne geliyor: “Bütün arkadaşları toplanıyorlar,” diyorlar ki,çok samimiler; onlarda mühendis, mimar, inşaat… Biz bir şey kuralım bina yapalım anlaşıyoruz birbirimizle. Herkes bir şeyini yaptı. Elektrik işlerini eniştem yapıyor. Kendileri imal ediyorlar. Kentsel dönüşüme gidilmesini istemem; ama çoğunluk karar verince, varisler olduğu için mecburen katıldık” derken cümleler arasında sıkışmış “zorunlu rıza, mecbur edilme hâli ve vefasızlığa sitem” gözden kaçmıyor.

Apartmanın yöneticisi Fevziye Arzıtaş, göçebe hâline gelmiş evinden taşınma telaşı içinde hem binanın kentsel dönüşümle yıkılmasına hem de bahçedeki ağaçlara üzülüyor. Fevziye Hanım kentsel dönüşüme tek başına karşı çıkanlardan: “Asansör yok, bina eski değeri artar dediler. Hatta ben asansör yapılması için uğraştım, teklifler aldım, yapılabilir mi diye sordum. Yapılabilirmiş, ama onu da istemediler. Artık kimse burayı bir yuva olarak görmüyor. Çok uğraştım. Ama yetemedim.”

Bu cümle, sadece bir apartmanın değil, bu kentin hafızasızlığının ve direnenlerin hikâyesi. Bu hikâye yalnızca bir apartmanın yıkımı değil; çoğunluğun karar verdiği, azınlığın hatırladığı bir kentsel dönüşüm rejiminin sonucudur.

ekran-resmi-2026-04-19-17-01-23.png

Fevziye Arzıtaş

Sonra denklem yeniden kuruluyor. Müteahhit geliyor, katlar yükseliyor, o merdiven sahanlıklarının yarattığı ışık ve boşluklara daireler doluyor. Bu dönüşümde herkes bir şey kaybediyor. Derin bir geçmiş, hatıralar... Kent hafızasından ise bir eksilme daha, geçmiş yıkılıyor. Yaşanmışlıklar enkazlaşıyor

Ve o tanık ağaçlar…

Kentsel dönüşümle birlikte kent yalnızca binalarını kaybetmiyor; o binalarla birlikte toprağa değen, yaşamı serinleten, hatırayı gölgeleyen ağaçlarını da yitiriyor. Beton yükseldikçe, yeşil geri çekiliyor; hafıza silindikçe, toprak susuyor.

ekran-resmi-2026-04-19-17-01-54.png

Haydar Apartmanı anıt ağaçları

Haydar Apartmanı’nın bahçesinde, binadan önce toprağa kök salmış, binaya nefes vermiş, zamanı gövdelerinde biriktirmiş o sessiz tanıklar binanın boyunu geçmiş. Her biri anıt gibi dimdik ve yapının hafızasını toprağa bağlayan, kökleri derinlere uzanan bir geçmiş ve şimdilerde tehdit altındaki gelecek. Korunması, Çankaya Belediyesi’nin ve Tabiat Varlıkları’nın birinci derece sorumluluğundadır.

Bahçede duran, binadan daha yaşlı o ağaçlar için Fevziye Hanım’ın sesi titriyor:
“Koruruz dediler ama inanmıyorum… Bunlar 80 yıllık.”

İşte bu yüzden bir ağaç kesildiğinde, yalnızca bir gövde devrilmez. O gölgenin altında kurulmuş cümleler, yarım kalmış sohbetler, çocukların koştururken bıraktığı izler de kesilir. Zaman bir yerinden kırılır, bir kelebek kanat çırpar.

Sandığın ağırlığı, darbelerin sızısı

Merdivenlerden inerken elimdeki sandık ağırlaşıyor. Çünkü taşıdığımız sadece bir eşya değil, bir yapının yaşanmışlığı, bir hayatın ağırlığı ve kentten zorla kopartılmış bir parçanın evrende kapladığı hacim…

O sandıkla giriş sahanlığında soluklandığımız Haydar Apartmanı’nın önünde düşüncelere dalmamak içten değil. Bir zamanlar insanlar içinde yaşayacakları evi çizerdi. Şimdi insanlar evlerinin değerini artıracak metrekareyi seçiyor. Anılar, hafıza maalesef sermaye etmiyor.

Haydar Apartmanı hâlâ ayakta. Bugün var, yarın yok. Düğmeye basılmış, imzalar atılmış, yıkıma gün sayıyor. Benimki bir son veda oldu. Delik deşik edilmiş kolonlar, kentin hafızasına vurulmuş darbeler gibi iç acıtıcı…

ekran-resmi-2026-04-19-17-02-27.png

Eğer yolunuz Ayrancı’da, eski adıyla Nevzat Tandoğan, yeni adıyla Zeytin Dalı Caddesi’ne düşerse mutlaka 9 numaraya, Haydar Apartmanı’na uğrayın. Bahçesinde soluklanın, çamların gölgesinde geçmişle ve bir dönemin teknik kadrolarının yuva ideallerini duyumsayın… Sonra ışıklı sahanlıkta, daha kaybolmadan ışığın dansına tanıklık edin.

Haydar Apartmanı fiziksel olarak sağlam, ama içten çökertilmiş bir bellek yıkımıyla yaşamımızdan göçüp gidecek. Geriye bize kalan, kent hafızasına vurulan bu ağır darbelerin sızısı olacak… Pervin Teyze’nin sandığı ise… Bakım için ahşabın kokusuna sevdalı Aleko Usta’ya emanet…

Önceki ve Sonraki Yazılar
TEZCAN KARAKUŞ CANDAN Arşivi