TEZCAN KARAKUŞ CANDAN
Bir suç mahalli olarak "rantyolu"na çevrilen Çayyolu
Ankara’nın nüfusu arttıkça kentin genişleme alanlarında emsal artışları, kişiye özel imar planı değişiklikleri ve kamusal alanların özelleştirilmesiyle kent, sağlıklı büyümek yerine hormonla büyütülmüş bir görünüme büründü.
Bu hormonlu büyüme sürecinin en önemli koridorlarından biri, Eskişehir Yolu aksı üzerinde bulunan Çayyolu, Alacatlı, Beytepe, Dodurga ve çevresini kapsayan, Gölbaşı’na kadar uzanan güneybatı koridoru. Bu bölgeler sadece bir kentsel genişleme aksı değil, son otuz yıldır neoliberal kentleşme politikalarının suç mahalli…
Bir zamanlar Çayyolu deresinin aktığı, kutsal meşeliklerin olduğu bu alan düşük yoğunluklu bir nefes alanı olarak planlanan, yaşamların hayat bulduğu yerdi. Bugün ise Çayyolu ranta spekülasyona tarım arazilerinin katline, parçacıl adacıklara ve kamusal alanlarının özelleştirilmesine kurban ediliyor.
"Çayyolu nasıl kuruldu?" paneli
Rant ve yüksek yoğunluklu yapılaşmanın yaşam alanlarını hedef almasına yönelik bölgede rahatsızlık devam ederken Çayyolu Semti’nin 11 mahalle muhtarının (Ahlatlıbel, Alacaatlı, Koru, Ümitköy, Konutkent, Dodurga, Ahmet Taner Kışlalı, Çayyolu, Beytepe, Mutlukent, Yaşamkent)ortak işbirliği içerisinde düzenlediği Çayyolu nasıl kuruldu etkinliği tam da bu köklere dönüp neleri kaybettiğimizi hatırlatmak açısından kritik bir eşikti. Çoğunluğu kadın olan 11 mahalle muhtarının bir araya gelerek yaşam alanlarına yönelik gösterdikleri hassasiyet, belediyelerin bile gerçekleştiremediği örnek teşkil edecek duyarlılık ve katılım. Şehir plancısı Bedriye Kaba Işık’ın moderatörlüğünde, Kunt Kuntasal hoca ile birlikte katıldığımız o panelde de vurguladığımız gibi; Çayyolu bir "proje" değil, bir "yaşam hayali" olarak kurulmuştu.
Masumiyetin kaybından rant yoluna
Bölgenin ilk yerleşimlerinin planlama süreci içerisinde bulunan Kunt Hoca, planlama ilkelerini anlatırken bugün gelinen noktanın artık kontrol edilmez bir şekilde büyüdüğünün altını çizdi.
Bölgenin hikâyesi aslında üç trajik evreden oluşuyor. 1985 öncesinde mütevazı kooperatiflerle "ihtiyaç odaklı" başlayan süreç, sonrasında büyük ölçekli kurumların girmesiyle orta-üst gelir gruplarının barınma sorununu karşılar. 1994 sonrasında, yerel yönetimlerde Ankara’yı 100 yıl geriye götürecek ve parsel parsel pazarlanacak bir dönemin aktörü olan Melih Gökçek dönemiyle, bu planlı bölge arazi rantının maksimize edildiği bir spekülatif canavara dönüşür.
Görsel 2-Çayyolu'nun planlama süreci ve yaşananlar
2007 yılında yapılan 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planı hedeflediği yıla gelemeden 10 bin kez delinir. Yoğunluk artışları, kişiye özel emsaller, kamusal alanların ticarileştirilmesi ve özelleştirilmesi, imar planı değişiklikleri ile kent, hormonlu bir büyüme baskısı altındadır. Plan delindikçe yalnızca emsaller artmadı; nüfus patladı, yollar kilitlendi, mahallelerin ölçeği kayboldu. O büyüme içerisinde güneybatı koridorunda 2023 Nazım İmar Planı’nın "doğal eşikleri koruma" vaadi, kapalı site adacıklarına ve gayrimenkul odaklı plan değişikliklerine yenik düşer.
Hukuksal süreçler, merkezden müdahale, rantın odak noktaları
Benim de başkanlığını yaptığım Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nde 2014-2024 yılları arasında bölgeye yönelik imar planı değişikliklerine ilişkin 100’ü aşkın hukuksal süreç yürütüldü.
Görsel 3- Hukuksal süreçler zaman çizelgesi
Ama rant beklentisi ve kamusal alanların talanı yine durmadı. Son iki yılda bölgeye yönelik 100’ü aşkın imar planı değişikliği ve yükseklik değişikliği içeren belediye meclis kararları onandı.
Bölge, bir yandan yerel yönetimlerin plan değişiklikleriyle obez hale getirilirken, 2021 yılından itibaren merkezi hükümet, Özelleştirme İdaresi ile birlikte baskın plan değişiklikleri yaparak bölgeyi rant yoluna çevirdi. Rant müdahalesinde birinci sırayı Alacaatlı aldı. Alacatlı’yı Beytepe, Çayyolu ve Dodurga takip etti.
Görsel 4-Merkezden müdahale ve rant odak noktaları
Bugün 2007 ile 2026 arasında Alacaatlı’da nüfusun tam 15 kat artarak 45 binlere fırlaması, yüksek katlı gökdelenlerin birer mezar taşı gibi dikilmesi tesadüfen olmadı... Bu devasa nüfus sıçraması doğal ve planlı bir kentsel büyüme değil: sermayenin yönlendirdiği agresif bir yığılma hareketinin sonucuydu. Bu yığılma kente kalp krizi geçirtecek derecede yükselen kentsel tansiyon ile bölgeyi felç edecek sürecin örülmesinin kendisidir.
Görsel 5-Bölgede 2007 ve 2026 arası nüfus yığılması
Sermaye içerde kent merkezlerinin köklü mahallerini yıkarken, kentin gelişme noktalarını kuşatarak yükseliyor ve kenti nefessiz bırakacak doğal eşikleri kapatarak, merkeze doğru ilerliyor. Dodurga’da tarım alanları şantiyeye dönerken, Çayyolu’nda eski kooperatif alanları ve yeşil boşluklar akaryakıt istasyonu ya da ticaret bloku baskısı altında nefessiz bırakılıyor. Beytepe ise yükselen rant kuleleri ile giderek betontepeye dönüşüyor.
Sıradaki tehdit: Yaşlanan yerleşimler ve kentsel dönüşüm
Sermayenin baskısı, idarenin plansızlığı ve rant beklentisi ile yaratılan bu vahşi kentleşme, satılan manzara, yok edilen komşuluk, talan edilen yeşil alanlar ve kutsal Dodurga meşelikleri ile kentin topografik belleği katlediliyor. Altyapıyı felç… Eskişehir yolunda trafik pik saatlerin dışında da kilitlenir… Bilkent Şehir Hastanesi’nin yükü, ulaşım kanalizasyon altyapısını , çökertme boyutuna gelmiş durumda.
Görsel 6-İlk yerleşim nüfus yaşa göre
Ancak rant makinesi yine de durmuyor. Şimdi gözler, 1990’larda bölgeye yerleşen ve bugün 65 yaş üzeri nüfusun yoğunlaştığı Ahmet Taner Kışlalı gibi mahallelerdeki düşük yoğunluklu mütevazı kooperatiflere dikilmiş durumda. Etraflarını saran gökdelenlerin gölgesinde kalan bu ilk nesil yerleşimler, kentsel dönüşüm tehdidiyle sıradaki av olarak görülüyor.
Çayyolu’nda kamu yararı değil, parsel bazlı ihanet
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin son dönemde iki kamusal alana ilişkin yaptığı plan değişikliği, Çayyolu’nda tartışmaları alevlendiriyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi mülkiyetinde bulunan eğitim alanı olan 80120 ada 2 parsel ile İtfaiye ve Belediye Hizmet Alanı olan 43376 ada 1 ve 2 parsellerin meclis kararlarıyla ticaret alanlarına dönüştürülmesi, kentin müşterek hafızasına indirilen son darbelerden birisi.
Görsel 7-Parsel bazlı ihanet
2018 yılında başlayan plan değişikliğiyle Meslek Lisesi Alanı’ndan eğitim alanına, oradan da ticaret alanına dönüştürülmesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Ekim 2025 tarihinde aldığı meclis kararı itirazlara konu olunca, Şubat 2026’da ABB Meclisi’nin tekrar gündemine gelir. “Belediyenin menfaati” gerekçesiyle Millî Eğitim Bakanlığı’ndan görüş alınmadan beş katlı eğitim alanı 15 katlı ticarete dönüştürülerek oy çokluğu ile onanır. Millî Eğitim Bakanlığı karara itiraz eder. Meslek örgütleri konuyu yargıya taşır.
Görsel 8-Eğitim alanının ticaret alanına dönüşümü
Diğer yanda, aynı bölgede bulunan ve yine Ankara Büyükşehir Belediyesi mülkiyetinde olan, afet anında hayati önem taşıyan itfaiye ve altyapı alanlarının da ticarete dönüştürülerek feda edilmesi planları, 9 Nisan 2026 tarihinde askıdan iner. Çayyolu nasıl kuruldu etkinliğinde, ne muhtarların ne de katılımcı halkın bilgisi dâhilinde olan bu plan değişikliğiyle, Çayyolu’nda kamusal alanlarda parsel bazlı ihanetin devam ettiği böylece ortaya çıkar. ASKİ, Başkentgaz ve BEDAŞ gibi kurumların altyapı koruma şerhlerine rağmen ticari dönüşüm onaylanmıştır.
Kent planlaması masa başında verilen kararlar ve plan notlarından ibaret değildir. Bir eğitim alanı, mahallenin dengesi, çocuğun geleceği, kamusal erişim hakkı ve itfaiye alanı kentin güvenlik sigortasıdır. Onları sadece boş bir arsa olarak görmek, kamu gözlüğünün çıkarılıp rant gözlüğünün takılması demektir. Bu alanları ticarete açmak, kentin anayasasını ihlal etmek, halkın mülkiyet hakkını sermayeye devretmek anlamına gelir.
İşte bu iki farklı parselde ortak olan eğilim kamusal yararın değil, rant öncelenmesidir
Görsel 9- İtfaiye alanından ticarete geçiş
Harita parçalanırsa toplum da parçalanır, Çayyolu Rantyolu olmasın
İşte bu yüzden Ankara’nın güneybatı koridorunda yaşananlar basit bir yerel imar planı değişikliği değildir. Aktörler değişse de sürgit devam eden kamu yararının ve kent hakkının ihlal edilmesidir. Panelde de altını çizdiğimiz üzere, muhtarlarımızın ve mahalle sakinlerinin kent hakkına sahiplenişi belleğimizi diri tutmak adına hayati önemdedir. Hukuksuzluk sarmalıyla, demokratik katılımı baypas ederek, kurum görüşlerini yok sayarak alınan her karar, kentin ortak yaşam sözleşmesini biraz daha bozuyor. Kamusal alanların bir kez kaybedildiğinde geri kazanılamadığını Cumhuriyet tarihimizden acı tecrübelerle biliyoruz. Bir kentin hafızası, yaşam kalitesi ve planlı gelişimi belediyenin sorumluluk alanındadır. Bu sorumluluğu emsal artışları ve “belediye menfaatleri” söylemiyle kötüye kullanmanın hiçbir açıklaması olamaz.
Çayyolu’nda rant adacıklarıyla yaratılan parçalanmış harita, parçalanmış toplumları inşa eder. Oysa kent bir bütünleşme, karşılaşma ve geçmişten geleceğe aktarılan ortak bir emanettir; ranta kurban edilecek bir arsa toplamı değildir.
Çayyolu rantyolu olmasın!