Babaların yalnızlığı

BAHAR AKPINAR

Yılın belirli günlerinde takvimler babalığı işaret ettiğinde, ortalık kısa sürede tanıdık hikâyelerle dolar. Bir yanda çocuklarını sırtında taşıyan kahraman babalar vardır, diğer yanda eksik kalmış çocuklukların, yarım bırakılmış hesapların ve kırgınlıkların yükü.

Oysa bu tanıdık figüre biraz daha yakından bakıldığında, vitrindeki kutlamaların ötesinde başka bir soru belirir: Bir erkeğin hayatında baba olmak tam olarak nedir? Çocuk sahibi olmak mı? Bir aileyi geçindirmek mi? Bir soyun devamını sağlamak mı? Yoksa toplumun erkeklere yüklediği en ağır ve en kaçınılmaz rollerden biri mi?

Gücün bedeli

Modern dünyada erkeklik üzerine çok şey konuşuluyor. Ancak erkeklik denen yapının yalnızca imtiyazlardan oluşmadığı gerçeği çoğu zaman gözden kaçıyor.

Patriyarkal düzen erkeklere tarih boyunca güç, otorite ve söz hakkı tanıdı. Fakat aynı zamanda onlara ağır bir görev listesi de yükledi: "Güçlü olmak, korkmamak, ağlamamak ve başarısız olmamak zorundasın. Aileni koruyacak, geçindirecek, kriz anında sığınılacak liman olacak kişi sensin" dedi.

Bu rol dağılımının en ağır bedellerinden biri ise erkeklerin duygularını ifade edecek alanlardan mahrum kalması oldu.

Kadınların kendi deneyimlerini paylaşabileceği sosyal alanlar ve dayanışma biçimleri zaman içinde gelişirken, erkekler çoğu zaman sessiz kalmaya yönlendirildi. Kırılganlıklarını görünür kılmak yerine saklamaları beklendi. Sonuçta ortaya tuhaf bir tablo çıktı. Güçlü görünmesi gereken insanlar, yardım istemekte en çok zorlanan insanlara dönüştü.

Babalık ise bu yüklerin toplandığı son duraklardan biri. Zira çocuğu olsun ya da olmasın, erkeklikten beklenen bütün roller sonunda baba figüründe düğümlenir.

Tahtını kaybeden baba: Kral Lear

Tiyatro tarihinin en büyük baba trajedilerinden biri Shakespeare'in Kral Lear adlı oyununda karşımıza çıkar. Lear'ın sorunu sevgi ile itaati birbirine karıştırmasıdır. Kızlarının sevgisini ölçmeye çalışır, sadakati samimiyetin yerine koyar. Krallığını dağıtır ama otoritesinden vazgeçemez.

Oyunun ilerleyen sahnelerinde yaşlılık, güç kaybı ve yalnızlık birbirine karışır. Lear yalnızca tahtını kaybetmez, kendisini tanımlayan bütün anlamları da yitirir. Bu yüzden Kral Lear yalnızca bir iktidar hikayesi değil, aynı zamanda yaşlanan bir babanın dramıdır.

Hayatı boyunca çevresindeki herkesin kendisine ihtiyaç duyduğunu düşünen bir adam, günün sonunda sevgi ile bağımlılık arasındaki farkla yüzleşir. Onu trajik kılan şey de budur. Lear'ın çöküşü bize otoritenin sonsuza kadar sürmediğini hatırlatır. Bir gün bütün unvanlar, bütün güç ilişkileri ve bütün roller ortadan kalkar. Geriye yalnızca insan kalır.

Başarısızlıktan korkan baba: Willy Loman

Arthur Miller'ın Satıcının Ölümü oyunundaki Willy Loman ise modern çağın baba figürüdür. Onun elinde bir krallık yoktur. Ne ordulara ne de saraylara sahiptir. Sahip olduğu şeyler küçük umutlar, ödenmemiş faturalar ve bir türlü gerçekleşmeyen hayallerdir.

Willy Loman çocuklarını sever ve onlara daha iyi bir hayat bırakmak ister. Ancak sevgisini beklentilerinden ayıramaz. Oğullarını oldukları gibi kabul etmek yerine, olmalarını istediği insanlar olarak görür. Belki de bu yüzden oyunun en acı tarafı, iyi niyetli bir babanın farkında olmadan çocuklarını yaralayan bir figüre dönüşmesidir.

Lear gücünü kaybetmekten korkan bir babayken, Willy Loman hiçbir zaman yeterince güçlü olamadığına inanıyordu. Aralarındaki yüzyıllara rağmen bu iki karakteri birleştiren şey temelde aynıdır: Başarısız olmak.

Bir kral için de bir satış temsilcisi için de çocuklarının gözünde değer kaybetmek, dünyanın sonuna yaklaşmak gibidir.

Patron babalar

Baba figürü yalnızca çekirdek aile içinde ortaya çıkmaz. Hayatın başka alanlarında da sıkça görülür. Şirketlerde, siyasette, akademide ve sanat çevrelerinde, çocuksuz ailelerde...

Bazı erkekler biyolojik olarak kimsenin babası değildir ama çevrelerinde bir baba düzeni kurarlar. Korurlar, kollarlar, yol açarlar ve yön gösterirler. İnsanlar onlara danışır, onaylarını almak ister, görünmez himayelerine sığınır. Bu yüzden birçok kurumda resmi unvanlardan daha güçlü olan bir sıfat hüküm sürer. Baba.

Patron baba, otoritesini kurallardan çok kişisel bağlılıktan alır. Onun çevresindeki insanlar artık yalnızca çalışan, öğrenci ya da sanatçı değildir. Bir tür aileye dönüşürler. Koruma ile kontrol, rehberlik ile hükmetme arasındaki çizgi giderek belirsizleşir.

İlginç olan şu ki, bu figürler de kendi yalnızlıklarını üretirler. Dahası buna hapsolurlar.

Çevreleri kalabalık olsa da bu insanların sevgilerinden hiçbir zaman tam olarak emin olamazlar. Kendilerine gösterilen bağlılığın ne kadarının saygıdan, ne kadarının ihtiyaçtan kaynaklandığını bilmek kolay değildir.

Patron babaların trajedisi de tam burada başlar. Güç arttıkça yakınlık azalır. Otorite büyüdükçe eşit bir ilişki kurmak zorlaşır. Bir noktadan sonra herkes onlara bir şey söylemeye devam eder, ama kimse onlarla gerçekten konuşmaz.

Belki de edebiyatın unutulmaz babalarını birbirine bağlayan şey tam olarak budur.

Toplum babalıktan söz ederken çoğu zaman fedakârlıkları anlatır. Oysa baba figürünün asıl paradoksu burada yatar. Güçlü olması beklenen kişi, aynı zamanda en az kırılgan görünme hakkına sahip olandır. Belki de bu yüzden babalar yalnızca aile tarihimizin değil, toplumsal hayal gücümüzün de en sessiz karakterleri arasında yer alır.

Lear sarayında, Willy Loman banliyösünde, hayatın içindeki sayısız patron baba ise kendi kurdukları dünyanın merkezinde aynı soruyla karşı karşıyadır. İnsan, otoritesini kaybettiğinde geriye ne kalır?

Babalar Günü vesilesiyle dönüp baktığımızda, bu figürleri ilginç kılanın güçleri değil zayıflıkları olduğunu görürüz. Çünkü onları unutulmaz yapan şey kusursuzlukları değil, insan oluşlarıdır. Tahtlar, makamlar, unvanlar ve roller gelip geçer. Geriye ise çoğu zaman aynı hikâye kalır. Sevilmek isteyen, anlaşılmak isteyen ve bunu nasıl isteyeceğini bir türlü bilemeyen babalar.

Babalar Günü'nüzü kutluyorum.

* Görsel: Gemini

Önceki ve Sonraki Yazılar
BAHAR AKPINAR Arşivi

Ahmet Rasim’in İstanbul’u

22 Mart 2026 Pazar 00:30

Ruhun hızı ve durmanın adaleti

17 Ocak 2026 Cumartesi 08:20