SAMİM AKGÖNÜL

SAMİM AKGÖNÜL

Seçecek misiniz, eleyecek misiniz? Yıkacak mısınız, kuracak mısınız? Yoksa olduğu gibi bırakacak mısınız?

Gene birkaç ön veri ile başlayalım ki ne demek istediğim anlaşılsın. Birincisi şu temsil meselesi. “Gibi” dizisinin bir bölümünde (Atın bulunuşu) Yılmaz, İlkkan’a şöyle diyor: “Allah aşkına sen temsil edilmesi gereken bir insan olduğunu mu düşünüyorsun ya? Seni, kim niye temsil etsin oğlum ya? Sen değil, senin özelinde değil. Sen, ben biz yani”.

Artık hepimiz biliyoruz, temsili demokrasi kusursuz olmaktan uzak. Hiçbir sistem, hiçbir zaman herkesin temsil edilmesini sağlayamıyor zira sorun seçim sistemlerinin göreceliğinde olduğu kadar “temsil” kavramının ikircikliğinde. Adı üzerinde, “temsil” yani “représentation”, hem birinin yerine geçmek demek hem de …. tiyatro. O yüzden seçim kavramının yüzde yüz adaletine güvenmeden, katılımcı demokrasiyi hatta daha da ötesinde, müzakereci demokrasiyi içselleştirmek şart. Oy vereceğiz, temsil edeni belirleyeceğiz ama temsil edenin yakasından hiçbir an da düşmeyeceğiz, temsil edenle kavga edeceğiz. Temsil gücünü sorgulayacağız, hesap soracağız. Ve gerektiğinde de nâ-temsili, yani direkt demokrasiyi talep edeceğiz. Ben kendimi temsil ederim kardeşim, çekil biraz öteye.

İkincisi, ikisinden de biraz bıktım açıkçası. “Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı...” nihilizminden de usandım. “Her şey çok güzel olacak” eblehliğinden de.

Oy vermek bir şeyleri değiştiriyor. Türkiye gibi topal bir demokraside bile en az üç kere seçmen genel durumun aksine oy verdi ve “bir şeyleri değiştirdi”. Daha 1946’da kurulan Demokrat Parti’yi, dört sene sonra iktidara getirdi ve kurucu kahramanların partisini muhalefete itti. Bu arada Sezar’ın hakkı Sezar’a, kurucu kahramanlar da iktidarı devretti ve muhalefete çekilmeyi en azından on sene kabul etti. Chapeau ! Ve evet, DP bir şeyleri değiştirdi. İyiye mi kötüye mi, değer yargısı içerir. Değiştirdi mi? Değiştirdi. Ama sadece bir şeyleri.

1983 seçimlerinde ANAP, darbeci askerlerin partisinin karşısında zafer kazandı. Doğru, Turgut Özal da askerlerin adamıydı ama diğer Turgut (Sunalp) kadar değil. %92 katılım oranıyla gerçekleşen seçimlerde ANAP büyük bir başarı kazandı. %45 oy alan ANAP 400 üyeli TBMM'de 212 milletvekili kazanırken, seçimlerin favorisi sayılan Milliyetçi Demokrasi Partisi, Halkçı Parti’nin de gerisinde kalarak oyların %23 ile ancak 71 milletvekili çıkarabildi. Ve evet, ANAP bir şeyleri değiştirdi. İyiye mi kötüye mi, değer yargısı içerir. Değiştirdi mi? Değiştirdi. Ama sadece bir şeyleri.

Ve bugün kuruluşunun 21. Yılını kutlayan Adalet ve Kalkınma Partisi. Kuruluşundan bir sene sonra, bugünküne kıyasla “çocuk oyuncağı” olarak nitelendirilebilecek bir ekonomik krizin ardından, bütün kemikleşmiş geleneksel partileri geride bırakarak %34 oyla iktidara geldi ve 2002’den beri de iktidarını çeşitli yollarla pekiştirdi. Ve evet, AKP bir şeyleri değiştirdi. İyiye mi kötüye mi, değer yargısı içerir. Değiştirdi mi? Değiştirdi. Ama sadece bir şeyleri.

Uzun lafın kısası, Haziran 2023’de oy vermek bir şeyleri değiştirebilir. Ama sadece bir şeyleri. Her şey çok güzel olmayacak maalesef.

Her şey çok güzel olmayacak zira Türkiye politikacısı (ve dolayısıyla seçmeni) hâlâ, yeni sistemi anlayabilmiş değil. İki turlu Cumhurbaşkanlığı seçiminde, muhalefetin korkusu birinci turda kazanamamak. Tam da bu yüzden 5’li masa tek aday çıkarmaya çalışıyor ve zorlanıyor. Ve tam da bu yüzden iktidar, karşısına ilk turda tek aday çıkması için uğraşıyor. Halbuki iki turlu tek seçilenli bir seçim sisteminde ilk turda ne kadar çok aday olursa o kadar iyi. Seçmen ilk turda kendine en yakın olana oy verir yani seçer. En çok oy alan iki aday ikinci tura kalır ve ikinci turda seçmen kendine en uzak olana karşı oy verir, yani eler. Bu sistem, iki tur arasında elenen adaylar ve ikinci tura kalan adaylar arasında müzakereyi zorunlu kılar ve en az oy almış olan bile seçmenlerinin taleplerini dile getirebilir.

Kanımca Haziran 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde her parti, her akım, her grup… aday göstermelidir. Madem Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığının yasa dışı olduğunu hiçbir politikacı dile getiremiyor (neden yahu?), bunu dile getiremeyen her akım, kendi adayını belirleyip kampanyasını yürütmelidir. İkinci tur öncesinde, hepsi, herkes, taleplerini masaya koyar, taahhütlere göre seçmenlerine çağrı yapar. Seçmenler, kendi iradeleriyle, elerler.

Ama bu Cumhurbaşkanlığı seçimleri için. Yani müzakereci demokrasiye en uzak seçim. Aynı dönemde milletvekili seçimleri de yapılacak ve Türkiye’de seçim sistemi tam bir rezalet. Geniş bölgeli, aday listelerinin merkezden hazırlandığı, milliyetçilerin ve Kürtlerin oy oranına göre barajın oyuncağa dönüştürüldüğü, matematiği yanlış, temsil gücü düşük, delik deşik edilmiş bir bohça. Tek milletvekilli, dar bölgeli, iki turlu bir seçim sisteminde ilk turda en çok oy alan iki ya da üç aday ikinci tura kalır ve seçmen seçtikten sonra gene eler. Seçilen milletvekilleri seçmenlere karşı borçlu olurlar, parti başkanlarına ya da baronlara karşı değil. Seçmen, kendini temsil gücünü verdiği kişiyle kavgayı bırakmaz. Peşinden koşar, zorlar. Ve milletvekili yasa yapar. Cumhurbaşkanı kanunnameleriyle koca bir ülkenin lunaparka çevrilmesine karşı durur. Söz konusu cumhurbaşkanı kendi partisinden olsa da zira iktidarı seçmen nezdinde temsil etmez, seçmeni iktidar nezdinde temsil eder.

Ama bu da yetmez. Direkt demokrasi için yönetim birimleri mümkün olduğunca küçültülmeli Sokağın hakkındaki kararı belki sokak sakinleri ile beraber ben veremem ulus-devlet sisteminde ama en azından bana da sorulmasını isterim. Mahallem hakkında ben de politika üretmeyi talep ederim, şehrime verdiğim verginin nasıl harcandığı konusunda söz sahibi olmayı talep ederim.

Kapatalım. Önce seçeceğiz. Sonra eleyeceğiz. Daha sonra temsil gücünü verdiğimiz kişileri denetleyeceğiz. Ve onlarla beraber, yıkılması gerekenleri yıkıp, yeniden kuracağız. Olduğu gibi bırakılacak şeyler var mıdır? Bilmem ki! Beraber karar vereceğiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
SAMİM AKGÖNÜL Arşivi
SON YAZILAR