SAMİM AKGÖNÜL

SAMİM AKGÖNÜL

Menzil

Hocam ve selefim sevgili Catherine Erikan’dan öğrenmiştim. “Ol” ve “Öl” arasındaki fark sadece iki nokta. Kimsenin oturup köşelerde ahkam kesen bilmişleri uzun uzun okuyacak hali yok. O yüzden kısa keseyim. Siyaset biliminde failed state diye bir kavram var. İflas etmiş devlet. Bu iflası finansal anlamda kullanmıyorum.

Devlet, o devletin toprakları üzerinde yaşayan vatandaş olsun olmasın her bireyi, insan olsun olmasın her canlıyı, görünmez bir mukavele uyarınca, korumak, kollamak ve mutlu etmekle yükümlü bir aygıt.

Eğer bu toplumsal mukaveleye artık sistematik olarak uymuyorsa. Bile bile uymuyorsa. O devlet iflas etmiştir. Elindeki meşru şiddet tekelini, korumakla yükümlü olduğu insanlara karşı, kendini korumak için kullanıyorsa. O devlet iflas etmiştir. Devlet, kendini, sadece sahip olduğu “baskı aygıtına", sahip olduğu "ideolojik aygıta" indirgemişse; geriye dönük sadece baskı ve ileriye dönük sadece kimlik üretebiliyorsa. O devlet iflas etmiştir.

Burada, Fransa’da, yardım toplanıyor, aman diyorlar devlete vermeyelim kim bilir kimin cebine girer. Akla ilk gelen popüler bir pop sanatçısının kurduğu dernek. Büyükelçilikler yurtdışındaki bağışlar için üç adres gösteriyor: Kızılay, AFAD ve Diyanet… Evet. Din devletin hep içindeydi ama çeperinde. Artık merkezinde.

61 ülke fiziksel olarak yardıma koşmuş. Yüzlerce insan enkaz altındaki diğer insanları kurtarmak için canla başla, kan ter içinde çalışıyor. Yabancı, yerli, doğulu, batılı el üzerine el koymuş didiniyor. Eski AKP Milletvekili Nursel Kocabaş Reyhanlıoğlu, İstanbul Belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’ya bağırıyor: “İngiliz uşağı”. Bunu bir kere sinirle ağzından kaçırmıyor, tekrar tekrar çığırıyor “İngiliz uşağı”, “İngiliz uşağı”, “İngiliz uşağı”. Irkçılık o denli işlemiş içine.

Belli ki toplanan vergiler ranta gitmiş. Belli ki binalar çirkin olmalarının yanında zayıfmışlar da. Demirleri çalınmış, betonları çalınmış, onayları çalınmış, denetimleri çalınmış. Çalınmış binalardaki hayatlar da çalınmış. Ben bunları yazarken 21 000 kişi “ölmüş olmuş”. Kaçı depremde öldü? Kaçının katili müteahhit ve rüşvet verdiği görevliler? Ve kaçının katili ihmal, düzensizlik afet sonrası plansızlık? Kaçı depremde öldü kaçı enkazda?

Burç yok, medyum yok, büyü yok, kader yok. Bilim var, deney var, gözlem var, hesap var

Doğrudur, “Ol” ve “Öl” arasındaki fark sadece iki nokta. İki kapılı handa yürüyoruz da… bugün gibi menzile varmadan yaka paça pencereden atılıp öldürülenler olunca, kalan, ikinci kapıya doğru düşe kalka yürümeye devam eden, utanıyor, üzülüyor, kahroluyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
SAMİM AKGÖNÜL Arşivi
SON YAZILAR