Topu taca atmanın Farsçası "Emperyalizm İran'ı karıştırmak istiyor"

İran genelindeki protestolarda aralarında polis memurları ve Devrim Muhafızları'na bağlı milislerin de bulunduğu en az 50 kişinin hayatını kaybettiği söyleniyor.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi protestoları “Dış güçler ve yerel komplocuların tetiklediğini” belirterek “ülkenin güvenlik ve sükûnetine karşı olanların bastırılacağını” söyledi.

Ne kadar tanıdık değil mi? “Biz harikayız, batı bizi karıştırmak istiyor.”

Siyasi kariyerini iç muhalefetle mücadeleye adayan Reisi, Humeyni tarafından oluşturulan ve siyasi idamları gerçekleştiren "Ölüm Komitesi”nde yer aldı.

Özellikle 1988 yılında (İran-Irak Savaşı sonrası) binlerce muhalifin idamında karar verici savcı koltuğundaydı. Bu görevi nedeniyle muhalifler arasında "Katliam Ayetullah"ı olarak anılıyor.

Reisi’nin bu çıkışı öncesinde memleketimizin siyasi hipermetrop güzide ekibi olan ultra ulusalcılar ve ultra siyasal İslamcılar zaten büyük resmi görmüştü:

“Emperyalist Batı İran’ı karıştırmak istiyor.”

Bunun yanında İran'daki protestolara Avrupa'dan ve Batı'dan da çok ses çıkmıyor fark ettiniz mi?

Bu İran’ın “dış güçler” hikayesinden beslenen mollalarına karşı stratejik bir taktik değil.

Enerji kriziyle boğuşan batının Rusya’dan sonra yeni bir sorun istememe tercihi.

İran’ı karıştırmak istiyorlar diyen ”büyük resim müptelaları” dünyanın en kadim kültürüne sahip ülkelerinden birinin 43 yıldır irinli yara haline getirildiğini ve her açık yara gibi etrafına sineklerin de, çakalların da doluşacağını bilmiyorlar mı?

Elbette biliyorlar ama en kolayı “Kahrolsun emperyalizm!” diye boşluğa bağırmak.

Zahmetsiz ibadetler gibi mırmır söylenip durmak.

Hatırlarsınız belki. Kürtler Kobane’de ölüm kalım mücadelesi verirken ve siyasal İslamcılarımız Kobane düşecek diye tatlı bir heyecan yaşarken, en birinci komünist partimizin o zamanki genel sekreteri Aydemir Güler köşesinde şöyle yazıyordu: "Kobanê'de IŞİD'in kuşatma mevzileri ABD tarafından vurulacak ve Kobanê ABD mühimmatıyla savunulacaksa, siyaseten kent düşmüştür! Bu tabloya “devrim sürüyor” adını takmak emperyalizmi aklamaktır."

Hayır, gören de bu arkadaşlar Kürt halkıyla dayanışmak için bir kere masadan kalktılar da çayları soğudu zannedecek. Öyle bir şeye uzun, çok uzun yıllardır tanık değiliz ama Allahları var emperyalizmi çok sert azarlıyorlar bu "komünist" arkadaşlar, yürek ister...

Biz konumuz İran’a dönelim.

Ultra ulusalcılarımız bugünlerde ısrarla şu soruyu soruyor?

“İran karışsa en çok kim sevinir?”

Bu “zekice” soruya soğutmadan cevabını vermek lazım.

İnsani değerlerle yaşamak isteyen herkes sevinir.

Seküler bir düzende yaşamak isteyenler sevinir.

Dünya ile entegre olmak isteyen gençler sevinir.

Mollaların kurduğu adaletsiz ekonomik yapıda kıvranan fakirler sevinir.

Özgürce yaşamak isteyen toplumun her kesimi sevinir.

Sosyalistler, Kürtler, azınlıklar ve tüm dezavantajlı gruplar sevinir.

ve

En önemlisi kadınlar sevinir.

Kadının mutsuz olduğu değil bir ülkede, bir evde bile hiç kimsenin mutlu olma şansı yoktur.

Zamanında Amerikan devlet başkanlarını evinde ağırlayacak kadar yahşi batılı olan ama şimdilerde iyice ergen bir aktrole dönüşen Mehmet Barlas da İran konusunda ulusalcılarımız ve İslamcılarımız ile aynı noktaya gelmiş durumda. Derin kahvehane tespitleri yapıyor ve köşesinde şöyle diyor: "Yaşadığımız tecrübelerden de biliyoruz ki hiçbir ayaklanma kendiliğinden çıkmıyor. Arkasında mutlaka 'küresel güçler' ve özellikle 'CIA' oluyor. 'Turuncu devrim' denilen Soros destekli ayaklanmaları artık dünyada bilmeyen yok. Belli ki İran'da yaşananlar da benzer bir olay" (Barlas’ı okurken sehpasında Posta gazetesi olan bol buharlı bir mahalle berberine astral seyehatle gidip geldim desem yeridir. Bu muhabbetlerin menbaı oralardır. Çok maruz kaldım bor madenli, Lozan’ın gizli maddeleri, dünyayı yöneten 5 aileli sohbetlere..)

Ultra siyasal İslamcılarımız da İran’daki protestolardan pek rahatsız tabi. AKP’nin ele avuca sığmaz yarı resmi yayın organı Akit de manşeti patlatıyor: “Amini'nin ölümünü bahane ettiler! İran’da Batı destekli şeriat karşıtı protestolar sürüyor...”

Burada en mide bulandırıcı olan yapılan zulmü yok sayarak bu zulme karşı çıkanları "Batı'nın oyununa gelmeyin" diye uyarmaktır. Bunu söyleyen ultra İslamcıları anlayabiliriz. Karınlarından konuşmuyorlar artık ve Türkiye’yi de o karanlık şeriat çukuruna çekmek istiyorlar. Anlaşılmaz olan 28 Şubat sürecinde üniversitelerde başörtüsü gibi temel bir hakka bile karşı çıkan ultra ulusalcıların şizofrenik siyasi performansları.

Türkiye’de ultra ulusalcı ve ultra İslamcı kesimlerde her zaman bir İran romantizmi vardır. “İran emperyalizme direniyor” derler. Peki neye rağmen? Tüm muhalifleri hapsetmiş, idam etmiş, sürmüş, kadınlara, gençlere, dezavantajlı gruplara siyasete katılma ve eşitlik şansı vermemiş ama emperyalizme direniyor.

Bir de daha “incelikli” tespitler yaptığını zanneden “zamanlama manidar" ekibi var. "İran'da zaten baskı azalmıştı. Kadınlar başlarını yarım örtüyorlardı. Bu olayların birden başlaması manalı, dış güçler, ABD, NATO..." kalıp cümlesiyle başlayıp bir ülkenin iç dinamiklerine hiç inanmayanlar. Hayır zamanlama ne zaman uygun? Tüm dünya aktivistleriyle kafalarındaki takvimi paylaşsalar da onca insan da emperyalizmin oyununa gelmese.

İran’da insanların yaşadıkları zulümü görmeyip onları Batı'nın oyununa gelen zavallılar olarak görme kibrine nasıl ulaştınız? İsyan etmeyip zamanla mollaların vicdana gelmesini mi beklesinler? 43 yıldır bir idam cumhuriyetine tahammül edenler yaşadıkları cinneti nezaket içinde mi geçirsinler? Demokratik seçimler yapılıyor da mollalar mı kazanıyor? Tam olarak ne öneriyorsunuz?

Zalimi devirmenin insanlığın en büyük erdemi olduğunu anlamıyor musunuz?

Büyük resmi görmek için uzağa bakmaktan gözünüzün önünde olanı görmüyor musunuz?

Yoksa topu emperyalizme atmanın size verdiği konfordan vazgeçmek mi zor geliyor?

Demokrasinin, sekülerizmin, kadın haklarının sadece Batı'ya ait kavramlar mı olduğunu sanıyorsunuz? Biz Ortadoğulular ve Asyalılar o değerlere layık değil miyiz?

CHP eski İzmir Milletvekili ve eski AİHM yargıcı Rıza Türmen’in 2014’tedediği gibi “Hem ulusalcı hem solcu olunamaz.” Hem ultra İslamcı hem demokrat olunamayacağı gibi.

Yazıyı Sayın Cumhurbaşkanı’nın iktidara ilk geldiği yıllarda söylediği şu sözlerle bitirelim: “Bizde bir adet var, ülkede başımıza bir şey geldiği zaman hemen ‘dış güçler' deriz, ‘yabancılar' deriz, ‘şu' deriz, ‘bu' deriz, onlara bazı isimler buluruz. Ve bunlar sebebiyle biz ayağa kalkamıyoruz, kalkınamıyoruz, birliğimiz beraberliğimiz bozuluyor filan. Yani bu doğru da olabilir ancak ben buna katılamıyorum. Niye katılamıyorum? Eğer sizin bünyeniz güçlüyse, sağlamsa; bünyede olan virüs hiçbir zaman sizin bünyenize zarar veremez.

Hak vermemek elde değil...

Önceki ve Sonraki Yazılar