SAMİM AKGÖNÜL

SAMİM AKGÖNÜL

Tunus izlenimleri

Uluslararası Beşerî ve Toplumsal Bilimler Kongresi İnsaniyyat, Tunus’un başkenti Tunus’a yakın Manouba Üniversitesi’nde da 20-24 Eylül tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Dünyanın dört bir yanından yüzlerce sosyal bilimcinin katıldığı kongreye ben de iki ayrı panelde söz almak için geldim (ilgilenenler için programın tamamı burada: https://insaniyyat.com/fr).

Bu tip büyük ayinler sahaya bilimsel katkılarından çok hem benzer konularda çalışan insanları bir araya getirmek açısından değerli (kanımca kahve molaları en az paneller kadar faydalı!) hem de bizlere arada bir geldiğimiz şehirleri yeniden keşfetme fırsatı verdiği için. Ben de 15 sene önce geldiğim Tunus’u yeniden görme, sokaklarında yeniden yürüme fırsatını buldum.

Elbette anlık gözlemler anekdot değerlerinden başka bir bilimsel ya da objektif veri içermiyorlar. 4 günde Tunus’u çözümleyebilmeyi iddia etmiyorum. Bunlar sadece izlenimler.

Havaalanından Üniversite’ye beni götüren taksi şoförüne “A ne güzel, geçtiğimiz yol Muhammed Buazizi Bulvarı, demek ismini bir caddede yaşatıyorlar” dedim. Bildiğiniz gibi Buazizi Aralık 2010’da kendini yakan seyyar satıcı. Tunus’tan itibaren bütün Ortadoğu’yu saran (ve bence hatalı bir biçimde Arap Baharı olarak nitelendirilen) direniş ve toplumsal tepkinin tetikleyicisi olarak görülüyor. Şoförden kahramanlık hikayeleri beklerken tam ters bir yanıt aldım:

“Aman adını anma, bunun yüzünden geldi her şey başımıza. Ben Ali varken tamam ağzımızı açamıyorduk ama her şey ucuzdu ve güvenlik vardı. Şimdi açız ve her yerde şiddet var. Zaten Buazizi’nin bütün ailesi de Kanada’ya yerleşti, geride biz kaldık”.

Bu cevabı aldıktan sonra bütün Tunus seyahatim boyunca karşılaştığım Tunuslulara Buazizi ve Arap baharını sordum. Yaşlıların hepsi, istisnasız Ben Ali’yi övdü (geçmiş yaşlılara her zaman daha hoş görünür, gençliklerini hatırlıyorlar), gençler, özellikle öğrenciler ise bu konuda konuşmaktan rahatsız oldular ama hayat pahalılığı ve güvenlikten onlar da şikayetçi oldular. Hatırlayın Marlow’un ihtiyaç piramidini. En altta karın doyurmak, bir üstünde güvenlik var. Değerler, entelektüel ihtiyaçlar ve soyut ihtiyaçlar çok sonra geliyor. Piramidin tepelerinde.

Gerçekten de nedense (herhalde ben de yaşlandım ve burjuvalaştım) Tunus’u fakirleşmiş, kaotikleşmiş ve gergin buldum. Yolların bu kadar kötü, arabaların bu kadar döküntü, tramvay ve trenin bu kadar eski olduklarını hatırlamıyorum. Ama daha da önemlisi istisnasız her ana caddedeki polis barikatları. Bütün resmi binalar bu barikatlar ve bir polis ordusu ile korunuyor. Hatta Habib Bourgiba Bulvarının tam ortasında iki tane (külüstür) tank ve gerçek bir ordu var. Resim çekmeye yeltendim ancak sert bir şekilde uyarılıp kaldırımın diğer tarafına geçirildim (diyelim). Anladığım kadarıyla toplumsal gösteriler sayesinde göreve gelenler, başlarına aynı şeyin gelmemesi için işi sıkı tutuyorlar (daha doğrusu göreve gelen Müslüman kardeşleri ekarte edip göreve gelenler). Geziden sonra yeni bir Gezi olması ihtimalinin sıfıra indirilmesi gibi. Bu silahlı görünürlük, doğrudur, güvenden çok güvensizlik duygusu yaratıyor.

Son bir gözlemimi de yazıp bitireyim zira daha yarınki sunumumu tam hazırlayamadım, ona çalışmam gerek (“Strasbourg’da iki mahallenin mimari ve sosyolojik olarak Türkleşmesi”).

İstanbul’a ve Türkiye’nin herhangi bir şehrine kıyasla, özellikle gençlerde çok ama çok az İslami görünürlük fark ettim. En azından Tunus merkezde, gittiğim üç ayrı Üniversite kampüsünde (Manouba, Tunus, Kartaca), Medina’da, sokaklarda, kafelerde, başörtüsü gençlerde yok denecek kadar az (daha doğrusu ben hiç görmedim). 50 yaş üstü kadınlarda biraz daha fazla. Ancak Türkiye’deki gibi türban-başörtüsü-pardesü modası ve değişik şekilleri, desenleri, bağlama biçimleri yok.

Bu bir paradoks çünkü “Arap baharı”ndan sonra iktidara gelen (ve sonra giden) akım AKPvari bir yapıydı ve son on yılda muhafazakâr görünürlüğün artacağı beklenebilirdi. Öyle değil. 15 sene önce gördüğüm Tunus daha Müslüman gibiydi. Ancak, Sezar’ın hakkı Sezar’a, çok daha pahalı olsa da İstanbul’da gündüz oturup bir bira içilecek yer Tunus’tan daha kolay bulunuyor. (Bir çok Anadolu şehri gibi). Gene de akşam içtiğim şarapların gayet kaliteli ve ucuz olduğunu eklemek gerek, (Bir çok Anadolu şehri gibi değil).

Her toplum olduğu gibi Tunus toplumu da çelişkiler içeriyor. Ama “Arap baharı”nı başlatıp bitiren bir ulus olarak daha mutlu ve daha gururlu olacağını düşünmüştüm. Şimdilik, yüzeysel izlenimim, tam tersi.

Önceki ve Sonraki Yazılar