ALİN OZİNİAN
Ermenistan sandığa giderken: Rusya baskısı, ABD hattı ve yeni ordu
ALİN OZİNİAN
Ermenistan, 7 Haziran seçimlerine yalnızca bir hükümet değişikliği ihtimaliyle değil, ülkenin son otuz yıllık güvenlik ve dış politika yöneliminin yeniden tanımlandığı bir eşikte gidiyor. Sandıkta yarışan partiler Ermenistan iç siyasetinin aktörleri olmaya aday olabilir; fakat seçimin anlamı artık Erivan’ın sınırlarını aşıyor. Bu seçim, Rusya’nın Güney Kafkasya’daki eski nüfuz alanını koruma çabası ile ABD’nin Ermenistan üzerinden yeni bir bölgesel mimari kurma hamlesinin kesiştiği yerde duruyor. Bu konuları geçen haftaki yazımızda derinlemesine ele almıştık.
Artık asıl mesele, Ermenistan’ın Karabağ yenilgisi ve travmasından sonra hangi yola gireceği değil; bu yolun hangi hızla, hangi maliyetlerle ve hangi bölgesel sonuçlarla ilerleyeceğidir. Ermenistan’ın yönü artık büyük ölçüde belli: Rusya’ya tek taraflı bağımlılığı azaltmak, Batı ile kurumsal ilişkileri derinleştirmek, ordusunu çok kaynaklı tedarik modeliyle modernize etmek, bölgesel bağlantı projelerinde egemenliğini koruyarak yer almak ve kendi güvenliğini artık yalnızca Moskova’nın iradesine emanet etmemek.
Seçime beş gün kala tabloyu belirleyen üç ana dinamik var: Rusya’nın Paşinyan’ın yeniden seçilmesini engellemeye dönük baskısı; ABD’nin 2020’den bu yana adım adım kurduğu ve Vance ile Rubio ziyaretleriyle görünür hale gelen stratejik hat; ve Ermenistan ordusunun Rusya’ya bağımlı eski modelden çok kaynaklı, daha modern ve daha pragmatik bir savunma yapısına geçme çabası.
Rusya’nın sandık üzerindeki gölgesi
Reuters’ın Batılı istihbarat ve hükümet yetkililerine dayandırdığı haberine göre Rusya, Ermenistan’daki seçim sürecine Paşinyan’ın yeniden seçilmesini engellemek amacıyla çok katmanlı biçimde müdahil olmaya çalışıyor. İddialar arasında dezenformasyon kampanyaları, Kremlin’e yakın dijital ağlar, sahte medya yapılanmaları ve Rusya’da yaşayan Ermeni seçmenlerin uçaklarla Ermenistan’a taşınması planı yer alıyor. Reuters’a göre bazı kaynaklar, Rus makamlarının Rusya’da yaşayan Ermenilerden 100 bin seçmene kadar kişiyi Ermenistan’a taşımak için yaklaşık 50 milyon dolarlık bir bütçe hesabı yaptığını aktarıyor.
Bu iddia, Ermenistan seçim sisteminin temel bir özelliği nedeniyle önemli: Ermenistan’da yurtdışından oy kullanılamıyor. Dolayısıyla Rusya’da yaşayan Ermenilerin oy kullanabilmeleri için fiziksel olarak Ermenistan’a gitmeleri gerekiyor. Rusya’daki Ermeni nüfusun büyüklüğü düşünüldüğünde, organize bir seçmen taşıma operasyonu seçim sonucunu etkileyebilecek bir faktör olarak görülüyor.
Yalnızca seçmen taşınması değil, bilgi alanının manipülasyonu da öne çıkıyor. Paşinyan hükümetine karşı olumsuz kanaat oluşturmak için dijital kampanyaların yoğunlaştırıldığı; Kremlin’e yakın olduğu belirtilen Storm-1516 bot ağı ve Social Design Agency gibi yapıların rol aldığı ileri sürülüyor. SDA tarafından hazırlanan bir belgede “Yerevan1” adlı bir medya kuruluşunun kurulmasının önerildiği ve bunun Paşinyan’a karşı olumsuz tutum üretme amacı taşıdığı aktarılıyor.
Moskova ise bu iddiaları reddediyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı, Rusya’nın Ermenistan’ın iç işlerine karıştığı yönündeki suçlamaları “casusluk paranoyası” olarak nitelendirdi. Dolayısıyla burada kesinleşmiş bir yargıdan çok, Batılı istihbarat ve hükümet yetkililerine dayandırılan ciddi bir müdahale iddiasından söz ediyoruz. Fakat iddianın kendisi bile Ermenistan seçimlerinin nasıl bir jeopolitik baskı altında yapıldığını göstermeye yetiyor.
Bu baskı yalnızca dijital alanla sınırlı değil. Rusya, son haftalarda Ermenistan’a yönelik ekonomik uyarılarını ve kısıtlamalarını da artırdı. Moskova, Erivan’ın Avrupa Birliği ile yakınlaşma sürecini sürdürmesi halinde ucuz petrol, gaz ve elmas tedarikini sonlandırabileceği uyarısında bulundu. Rusya ayrıca Ermeni ürünlerine yönelik çeşitli kısıtlamalar getirdi; meyve, sebze, çiçek, balık, alkol ve mineral su gibi kalemler bu baskının parçası haline geldi. Rusya’nın 2025’te Ermenistan dış ticaretindeki payının yüzde 35 olduğu, Ermenistan’ın gaz tedarikinin ise büyük ölçüde Rusya’ya bağlı bulunduğu düşünüldüğünde, bu baskının sembolik değil, doğrudan ekonomik sonuç doğurabilecek nitelikte olduğu görülüyor.
Mesaj açık; fakat bunu yalnızca ekonomik bir tehdit değil, seçim öncesi Rusya’nın içerideki ortaklarına verilmiş son bir destek hamlesi olarak okumak daha doğru olacaktır.
Bu mesajın son halkası ise diplomatik düzeyde geldi. Moskova, Ermenistan’ın AB ile ilişkileri konusunda “istişare” amacıyla Rusya’nın Ermenistan Büyükelçisi Sergey Kopyrkin’i geri çağırdı. Büyükelçinin geri çağrılması, Avrasya Ekonomik Birliği üyesi ülkelerin Ermenistan’ı AB ya da AEB arasında tercih yapmak üzere en kısa sürede referanduma çağırmasından bir gün sonra geldi. Böylece Rusya’nın Ermenistan’a verdiği mesaj daha da sertleşti: mesele artık yalnızca seçim sonucu, ticaret kısıtlamaları ya da enerji fiyatları değil; Erivan’ın jeopolitik yöneliminin bizzat tartışmaya açılmasıdır. Agos’un aktardığına göre Vladimir Putin daha önce Ermenistan’ın “jeopolitik gidişatını” bir referandumun belirlemesi gerektiğini söylemiş, Ermeni halkının AB yolunu seçmesi halinde “dostça boşanma” seçeneğinden söz etmişti. Paşinyan ise AB üyeliği için resmî başvuru ya da adaylık statüsüne yaklaşılmadığı sürece böyle bir referandumun mantıksız olduğunu belirterek bu baskıyı reddetti.
Rusya, Ermenistan’daki muhalefetin aksine bölgesel dengeleri anlıyor ve buna hazırlanıyor. Rusya’nın meselesi, Paşinyan’ın Batı ile iyi ilişkiler kurması değil; Ermenistan’ın yönünü artık Moskova’nın onayına ihtiyaç duymadan tayin etmeye başlamasıdır. Paşinyan’ın yeniden seçilmesi halinde bu yönelişin geçici bir taktik olmaktan çıkıp kurumsal bir devlet çizgisine dönüşebileceğini Moskova da görüyor ve değerlendiriyor, lakin şovunu yapmaktan da geri kalmıyor. Moskova için 7 Haziran seçimleri, Güney Kafkasya’da Sovyet sonrası dönemin son büyük nüfuz alanlarından birini kaybetmesinin değil, bu yeni denkleme nasıl müdahil olacağının miladı olacak, bunu yakın gelecekte göreceğiz.
ABD-Ermenistan hattı: 2020’den 2026’ya yeni eksen
Ermenistan’ın Batı’ya yönelişini yalnızca 2026 seçim atmosferiyle açıklamak eksik olur. Bugün Vance ve Rubio ziyaretleriyle görünür hale gelen ABD-Ermenistan yakınlaşması, aslında 2020 İkinci Karabağ Savaşı’ndan sonra başlayan güvenlik kırılmasının üzerine inşa edildi.
2020 savaşı, Ermenistan açısından Rusya merkezli güvenlik düzeninin ilk büyük sarsıntısıydı. Rusya, 10 Kasım ateşkesinin ana garantörü gibi görünse de Erivan açısından bu düzenin ne kadar kırılgan olduğu kısa sürede ortaya çıktı. ABD ise o aşamada Minsk Grubu Eş Başkanı olarak diplomatik süreçte vardı; fakat sahada belirleyici aktör değildi. Bu dönem, eski güvenlik mimarisinin çöktüğü ama yeni alternatiflerin henüz şekillenmediği ara dönemdi.
2021 ve 2022’de Azerbaycan’ın baskısı artık yalnızca Karabağ ile sınırlı kalmadı; Ermenistan’ın uluslararası alanda tanınmış sınırları da hedef haline geldi. Eylül 2022’deki sınır çatışmaları, Erivan’ın Moskova ve KGAÖ’den beklediği güvenlik desteğini alamadığı algısını güçlendirdi. Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Eylül 2022’deki Erivan ziyareti, Washington’un Ermenistan’ın egemenliğine verdiği desteğin sembolik ama önemli bir ifadesiydi. Bu nedenle 2022, Ermenistan’ın Batı’ya yönelişinin ideolojik değil, güvenlik kaynaklı olduğunu gösteren ilk büyük kırılma olarak okunmalı.
2023’te Laçin Koridoru ablukası ve ardından Karabağ’daki Ermeni nüfusun bölgeden ayrılması, Ermenistan’ın güvenlik yalnızlığı hissini daha da artırdı. ABD bu dönemde insani ve diplomatik düzeyde daha görünür hale geldi. USAID Başkanı Samantha Power’ın Ermenistan ziyareti ve Karabağ’dan gelenlere yönelik insani yardım açıklamaları, Washington’un Ermenistan’la temasını kriz yönetimi ve insani dayanışma alanına da taşıdı.
2023-2024 döneminde bu yakınlaşmanın askeri boyutu daha açık hale geldi. ABD ve Ermenistan arasındaki Eagle Partner ortak askeri tatbikatları, Ermenistan’ın güvenlik alanında Batı ile temasını sembolik düzeyin ötesine taşıdı. 2024’te Eagle Partner tatbikatlarının devam etmesi, Kansas Ulusal Muhafızları ile işbirliği ve ABD’nin Ermenistan Savunma Bakanlığı’na danışmanlık desteği vermesi, savunma sektörü reformunun artık ikili ilişkilerin ana başlıklarından biri haline geldiğini gösterdi.
Aynı yıl Ermenistan’ın KGAÖ üyeliğini fiilen dondurması, Rusya merkezli güvenlik mimarisinden uzaklaşmanın en açık siyasi ilanıydı. Haziran 2024’te ABD-Ermenistan Stratejik Diyaloğu’nun kapanış toplantısında Washington, Ermenistan’ın savunma dönüşümüne, kolluk reformuna, askeri eğitim programlarına ve uzun vadeli güvenlik işbirliğine verdiği desteği vurguladı. Böylece 2024, Ermenistan’ın Rusya merkezli güvenlik düzeninden uzaklaştığını açıkça ilan ettiği; ABD ile ilişkileri ise stratejik ortaklık düzeyine taşıyacak kurumsal zemini hazırladığı yıl oldu.
Bu sürecin ilk büyük kurumsal sonucu 14 Ocak 2025’te geldi. Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ile ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Washington’da Stratejik Ortaklık Şartı’nı imzaladı. Bu belge ekonomi, enerji, bağlantısallık, demokrasi, hukuk devleti, savunma, güvenlik ve halklar arası ilişkiler gibi geniş bir alanı kapsıyordu. Savunma başlığında ise tarafların savunma ve güvenlik işbirliğini genişletmesi, ikili savunma istişareleri kurması ve Ermeni ordusuna profesyonel askeri eğitim desteği sağlaması öngörülüyordu.
Ağustos 2025’te Washington Zirvesi ve TRIPP çerçevesinin ortaya çıkması, ABD’nin Ermenistan’a bakışını daha da stratejik hale getirdi. TRIPP yalnızca bir ulaşım hattı değil; Güney Kafkasya’da Rusya ve İran’ı by-pass eden yeni bağlantısallık mimarisinin parçası olarak görülmeye başladı. Bu hat, Ermenistan’ı bölgesel geçiş projelerinin pasif nesnesi olmaktan çıkarıp egemenlik temelinde yeni bir lojistik ve ekonomik düzenin aktörü haline getirme iddiası taşıyor.
2026’ya gelindiğinde bu süreç seçim öncesi son derece görünür hale geldi. Şubat 2026’da ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in Ermenistan ziyareti, Washington’un Erivan’a verdiği siyasi önemin sembolik zirvelerinden biri oldu. Vance’in ziyareti, görevdeki bir ABD başkan yardımcısının Ermenistan’a yaptığı ilk ziyaret olarak kayda geçti ve sivil nükleer işbirliği, enerji çeşitliliği, altyapı ve güvenlik başlıklarını öne çıkardı.
26 Mayıs 2026’da ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Erivan ziyareti sırasında ise üç kritik belge imzalandı veya paraflandı: Kapsamlı Stratejik Ortaklık Şartı, kritik mineraller ve nadir toprak elementleri tedarik zinciri çerçevesi, ayrıca TRIPP’e ilişkin stratejik işbirliği çerçeve anlaşması. Bu paket, ABD-Ermenistan yakınlaşmasının artık yalnızca diplomatik destek düzeyinde kalmadığını gösterdi. Ortaklık; siyaset, ekonomi, güvenlik, teknoloji, enerji, kültürel değişim, yapay zekâ, yarı iletkenler, siber güvenlik, kritik mineraller ve savunma modernizasyonu gibi geniş bir alana yayıldı.
Kritik mineraller ve nadir toprak elementleri çerçevesi ayrıca özel önem taşıyor. Bu belge, Ermenistan’ı yapay zekâ, yarı iletkenler, batarya teknolojileri, yenilenebilir enerji, savunma sanayii ve güvenli tedarik zincirleri açısından yeni bir stratejik konuma yerleştiriyor. Washington’un Ermenistan’a ilgisi artık yalnızca demokrasi veya diaspora diplomasisiyle sınırlı değil; Ermenistan, Güney Kafkasya’da enerji, teknoloji, ulaşım, savunma ve kritik hammadde mimarisinin parçası haline geliyor.
Burada dikkatli kurulması gereken cümle şudur: ABD, Ermenistan’a NATO tipi bir güvenlik garantisi vermiyor. Fakat savunma modernizasyonu, olası savunma ekipmanı satışları, askeri eğitim, siber güvenlik, sınır güvenliği ve bağımsız güvenlik kurumlarının güçlendirilmesi üzerinden Ermenistan’ın dayanıklılık kapasitesinin inşasında doğrudan paydaş haline geliyor.
Ordunun dönüşümü: yenilgiden asimetrik caydırıcılığa
Ermenistan’ın dış politika yönelimi ile ordusundaki dönüşüm birbirinden ayrı okunmamalı. Ermenistan’ın Sovyet sonrası güvenlik paradigmasını çökmesi, Erivan’ı yalnızca yeni diplomatik ortaklar aramaya değil, askeri doktrinini ve tedarik zincirini de yeniden kurmaya zorladı.
Paşinyan döneminde şekillenen yeni savunma anlayışı, eski millî hedeflerden ve sınır ötesi iddialardan uzaklaşarak Ermenistan Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda tanınan sınırlarını korumaya odaklanıyor. Bu yaklaşım, “Gerçek Ermenistan” söylemiyle de bağlantılı: Ermenistan’ın güvenliği artık tarihsel hak iddiaları veya Rusya merkezli koruma beklentisi üzerinden değil, egemen devlet sınırlarının savunulması üzerinden tanımlanıyor.
Bu dönüşümün en görünür vitrini 28 Mayıs 2026’daki askeri geçit töreni oldu. Törende sergilenen sistemler, Ermenistan’ın artık tek kaynağa dayalı Rus tedarik modelinden çıkmaya çalıştığını gösterdi. Fransa yapımı CAESAR obüsleri ve Bastion zırhlıları, Hindistan’dan alınan hava savunma sistemleri ve topçu unsurları, Çin menşeli CH-4 Rainbow keşif ve saldırı dronları, İran mühimmatları, kalan Rus sistemleri ve Ermenistan’ın yerli DEV-3 ISR dronları aynı vitrinde yer aldı. Bu tablo, Ermenistan’ın savunma politikasında yeni dönemin adını koyuyor: çok kutuplu tedarik, pragmatik güvenlik ortaklıkları ve asimetrik caydırıcılık.
Bu vitrinin en dikkat çekici unsurlarından biri Su-30SM savaş uçaklarıydı. Ermenistan, 2019’da Rusya’dan dört adet Su-30SM almış, ancak bu uçakların mühimmat paketi olmadan teslim edilmesi büyük bir siyasi ve askeri tartışmaya yol açmıştı. 2020 savaşında bu uçakların etkili rol oynayamaması, Rusya’ya bağımlı tedarik modelinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Şimdi bu uçakların İran üretimi Yasin sınıfı hassas güdümlü süzülme bombalarıyla görünmesi, yalnızca teknik bir modernizasyon değil; Rus tedarik tekelinin kırılması anlamına geliyor.
Bu tablo aynı zamanda Ermenistan’ın dış politikasındaki karmaşık dengeleme arayışını da gösteriyor. Bir yandan ABD ile stratejik ortaklık kuran, AB ile yakınlaşan, Batı ile savunma reformu ve askeri eğitim alanında temaslarını artıran bir Ermenistan var. Diğer yandan sahadaki acil güvenlik ihtiyaçları nedeniyle İran’dan mühimmat ve sistem alan, Hindistan’la savunma ilişkilerini geliştiren, Çin teknolojisini envanterine sokan bir Ermenistan var.
Bu çelişki gibi görünebilir; fakat Erivan açısından bu, zorunlu bir pragmatizm. Azerbaycan’ın askeri kapasitesi, Türkiye ile kurduğu derin savunma ortaklığı ve Ermenistan sınırları üzerindeki baskısı düşünüldüğünde, Erivan’ın tek bir güvenlik ortağına yaslanma lüksü kalmadı. Rusya’nın korumadığı, Batı’nın ise henüz garanti vermediği bir ortamda Ermenistan, kendi caydırıcılığını çok kaynaklı tedarik ve hızlı modernizasyon üzerinden kurmaya çalışıyor.
Bu yeni savunma mimarisi, Ermenistan’ın dış politika yöneliminin askeri karşılığı. Erivan artık sadece diplomatik olarak değil, askeri olarak da “tek merkeze bağımlı ülke” olmaktan çıkmaya çalışıyor.
Büyük resim: Ermenistan’ın yolu belli; soru Rusya ve Türkiye’nin ne yapacağı
Bu seçimden sonra asıl belirleyici soru Ermenistan’ın hangi yola gireceği değil. Ermenistan’ın yolu artık büyük ölçüde belli: Rusya’ya bağımlılığı azaltan, ABD ve Avrupa ile kurumsal ilişkilerini derinleştiren, Hindistan, İran, Fransa ve başka aktörlerle savunma tedarikini çeşitlendiren, TRIPP ve benzeri projelerde egemenliğini koruyarak yer almak isteyen yeni bir devlet stratejisi şekillenmiş durumda.
Bu strateji risksiz değil. Ermenistan hâlâ enerji, ticaret ve göçmen işçi ağları bakımından Rusya’ya bağımlı. Azerbaycan baskısı sürüyor. Türkiye ile normalleşme sınırlı. İran hem güvenlik ihtiyacının bir parçası hem de Batı ile ilişkiler açısından karmaşık bir dosya. ABD güçlü siyasi destek veriyor ama güvenlik garantisi sunmuyor. Yani Ermenistan yeni bir hatta ilerliyor; fakat bu hattın zemini hâlâ kırılgan.
Buna rağmen geri dönüş ihtimali giderek zayıflıyor. Paşinyan kaybetse bile Ermenistan toplumunun ve devlet aklının önemli bir kısmı artık eski Rusya merkezli güvenlik mimarisine tam güvenle dönülemeyeceğini biliyor.
Moskova’nın hangi yolu seçecek?
Rusya’nın önünde üç seçenek var. Birincisi, ekonomik baskı ve siyasi müdahale araçlarını artırarak Ermenistan’ı cezalandırmaya çalışmak. Bu yol kısa vadede Erivan üzerinde maliyet yaratabilir; fakat uzun vadede Rusya karşıtlığını daha da derinleştirir. İkincisi, Ermenistan iç siyasetindeki Rusya yanlısı aktörleri destekleyerek Paşinyan sonrası bir restorasyon aramak. Bu da mümkündür, fakat Ermenistan’daki güvenlik algısı değiştiği için eski düzene dönüş artık eskisi kadar kolay değildir. Üçüncüsü ise Rusya’nın yeni tabloyu kabullenerek Ermenistan’la daha sınırlı, daha pragmatik, daha az tekelci bir ilişki kurmasıdır. Bugün Moskova’nın ilk iki yolu tercih ettiği görülse de seçim sonrası en rasyonel senaryo üçüncü yola yönelmesi olacaktır. Rusya bunu Ermenistan’ı tamamen kaybetmemek ve yeni oluşan denklemden bütünüyle dışlanmamak için yapabilir; kısacası Ermenistan üzerinden yeni sisteme bir giriş kapısı arayabilir.
Türkiye ne yapacak?
Türkiye’nin yeni dönemde Ermenistan’ın yönelimi, Güney Kafkasya politikasını yeniden şekillendirecektir. Ankara bugüne kadar Ermenistan dosyasını büyük ölçüde Azerbaycan merkezli okudu. Bu anlaşılır bir pozisyondu; fakat bugün ortaya çıkan yeni jeopolitik denklem daha geniş bir bakış gerektiriyor. Ermenistan artık yalnız bir ülke değil; ABD’nin stratejik ortaklık kurduğu, Avrupa’nın siyasi olarak desteklediği, Hindistan ve Fransa’dan silah alan, İran’la güvenlik kanalı açan, TRIPP üzerinden bölgesel bağlantı projelerinin merkezine yerleşen bir ülke. Türkiye bu tabloyu yalnızca “Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri” başlığında okumaya devam ederse, Güney Kafkasya’daki yeni düzenin kurucularından biri olmak yerine dışarıdan izleyen aktörlerden birine dönüşebilir.
Oysa Türkiye’nin önünde farklı bir fırsat var. Ankara, Ermenistan’ın Batı ile ilişkilerini tehdit olarak görmek yerine, bu sürecin bölgesel barış, ulaşım hatları ve güvenlik mimarisi açısından yaratabileceği alanı değerlendirebilir. Azerbaycan-Ermenistan barış sürecine destek veren, Ermenistan sınırlarının dokunulmazlığını açık biçimde tanıyan, Türkiye-Ermenistan normalleşmesini hızlandıran, Kars-Gümrü hattı ve sınır kapıları üzerinden ekonomik entegrasyonu artıran bir Türkiye, Güney Kafkasya’da Rusya ve İran’ın alanını daraltabilir.
Daha önemlisi, Türkiye Ermenistan’ın Batı’ya açılan güvenlik ve ekonomi mimarisinde dışlayıcı değil, kolaylaştırıcı bir rol üstlenebilir. Ermenistan’ın NATO standartlarına yakınlaşan savunma reformu, Batı ile artan askeri temasları ve TRIPP gibi bağlantı projeleri Türkiye’yi devre dışı bırakmak zorunda değil. Tam tersine, Ankara doğru hamleleri yaparsa Türkiye, Ermenistan ile Batı arasında, Azerbaycan ile Ermenistan arasında ve Güney Kafkasya ile Avrupa arasında vazgeçilmez bir geçiş ülkesi haline gelebilir.
Onun adı Ararat
31/05/2026 00:20Dutun kararı
24/05/2026 00:24Kusurdaki ışık
17/05/2026 00:15Selam!
10/05/2026 00:20