Ermenistan’da sandık: Halk korkuyu mu, geleceği mi seçecek?

ALİN OZİNİAN | Ermenistan’da 7 Haziran sandığı, Paşinyan’ın iktidarda kalıp kalmayacağından daha büyük bir anlam taşıyor. Bu kez oy pusulasında yalnızca partiler değil; Karabağ sonrası travma, Rusya korkusu, Batı’yla yakınlaşma, Türkiye ve Azerbaycan’la normalleşme ve küçük bir devletin zor bir coğrafyada nasıl hayatta kalacağı sorusu da var. Ermenistan seçmeni aslında bir hükümetten çok ülkenin bundan sonra hangi devlet aklıyla yönetileceğine karar verecek.

·

ALİN OZİNİAN

Ermenistan’da 7 Haziran’da yapılacak parlamento seçimleri, klasik anlamda bir iktidar-muhalefet yarışından çok daha fazlasına işaret ediyor. Sandıkta yalnızca Başbakan Nikol Paşinyan’ın iktidarda kalıp kalmayacağı değil; Karabağ yenilgisinden sonra Ermenistan’ın kendisini hangi devlet fikri üzerine yeniden kuracağı, güvenliğini nasıl tanımlayacağı, Batı’yla yakınlaşma çizgisini ne kadar ilerleteceği, Rusya’yla ilişkisini hangi zemine oturtacağı ve Türkiye ile Azerbaycan’la normalleşme sürecini başarıya ulaştırıp ulaştıramayacağı da test edilecek.

Bu nedenle seçim, Paşinyan için bir güven oylaması olduğu kadar, Ermenistan toplumu için de zor bir yüzleşme anlamına geliyor: Güvenlik hâlâ kayıpların, travmaların ve tarihsel anlatı hedeflerin diliyle mi kurulacak; yoksa tanınmış sınırlar, devlet kapasitesi, ekonomik bağlantılılık ve çok katmanlı dış politika üzerinden mi yeniden tanımlanacak?

Ülkenin 2020’den bu yana yaşadığı değişim kampanya sürecinde de kendini gösteriyor. Partilerin seçmenin kapısına gitmesi, yurttaşı ikna etmeye çalışması ve seçmeni önemsemesi, demokratik kültür açısından önemli bir değişim. Geçmişte seçmenin iradesi çoğu zaman tali görülürken, bugün seçmen siyasi mücadelenin merkezine yerleşiyor. Buna rağmen kampanyaların dili yer yer sert, saldırgan ve düşük nitelikli. Bu tablo bir yandan “demokrasinin büyüme sancıları” olarak okunabilir; diğer yandan toksik ve maskülen bir siyasi dili de görünür kılıyor.

Paşinyan’dan büyük bir seçim

Seçim, Paşinyan’dan daha büyük bir soruya bağlanıyor: Ermenistan, 2020 Karabağ Savaşı yenilgisi ve Karabağ’ın kaybından sonra kendisini hangi devlet fikri üzerine yeniden inşa edecek? Paşinyan’ın kampanyasının merkezinde “barışı korumak ve kurumsallaştırmak” var. Başbakan’ın liderlik ettiği Sivil Sözleşme Partisi bu seçimi, yeni ve kırılgan barışa sahip çıkma seçimi olarak sunuyor. Bu söylemin arkasında iki temel varsayım bulunuyor.

Birincisi, Ermenistan’ın güvenliğinin artık yalnızca askeri caydırıcılıkla değil; uluslararası meşruiyet, tanınmış sınırlar, iyi komşuluk ilişkileri, bağlantılılık ve ekonomik entegrasyonla sağlanabileceği fikri. İkincisi ise Rusya merkezli eski güvenlik düzeninin artık ülkeye yeterli koruma sağlayamadığı; dolayısıyla Ermenistan’ın yeni ortaklıklar geliştirmesi ve Rusya’yla eskiye benzemeyen, karşılıklı çıkar temelinde yeni bir ilişki kurması gerektiği düşüncesi.

Paşinyan’ın “Gerçek Ermenistan” söylemi bu konseptin ete kemiğe bürünmüş hali. Başbakan’ın sık sık vurguladığı “Ermenistan Cumhuriyeti’ni mevcut sınırları içinde, durak değil varış noktası olarak görmek” fikri yalnızca sembolik bir kampanya cümlesi değil. Bu, Ermeni siyasal düşüncesinde tarihsel hafıza, diaspora tahayyülü, Karabağ meselesi, Batı Ermenistan ideali ve bugünkü devletin sınırları arasındaki gerilimi yeniden tanımlama girişimi. Paşinyan, riskli de olsa Ermenistanlılara açıkça şunu söylüyor: Güvenliğin, meşruiyetin ve geleceğin merkezi artık tarihsel kayıplar ve trajediler değil; bugünkü Ermenistan Cumhuriyeti ve gelecekte üretilecek kazanımlar olacak.

2018’den 2026’ya Paşinyan

Paşinyan’ın bugünkü pozisyonunu anlamak için 2018’e dönmek gerekiyor. Serj Sarkisyan’ın üçüncü kez iktidarda kalma hamlesine karşı başlayan Paşinyan ve arkadaşlarının öncülük ettiği protestolar, kısa sürede ülke geneline yayılan sivil itaatsizlik eylemlerine dönüştü ve Kadife Devrim’in yolunu açtı. Sarkisyan’ın 23 Nisan 2018’deki istifasının ardından Paşinyan 8 Mayıs’ta başbakan seçildi. Aynı yıl 9 Aralık’ta yapılan erken parlamento seçimlerinde liderliğini yaptığı siyasi güç oyların yüzde 70,44’ünü alarak 88 sandalyeyle meclise girdi.

Karabağ yenilgisinden sonra ise Paşinyan, “git derseniz giderim” diyerek erken seçim ilan etti. 2021 seçimlerinde Sivil Sözleşme Partisi oy kaybetmesine rağmen yüzde 53,95 oy alarak 71 sandalyeyi korudu ve yeniden iktidara geldi. Yani Paşinyan, savaş ve toprak kaybı yaşamış bir lider olarak ciddi bir siyasi bedel ödemiş olsa da tekrar seçilmeyi başardı. Buradaki toplumsal motivasyon, askeri yenilginin bütünüyle Paşinyan’a fatura edilmemesi kadar, “eski oligarşik hükümetlere” ülkenin bir daha emanet edilmemesi gerektiği fikriydi. Bu duygu hâlâ Ermenistan siyasetinde önemli bir etkiye sahipti.

Barış, TRIPP ve yeni güvenlik doktrini

Paşinyan’a göre Ermenistan’ın güvenliği artık Rusya’nın hamilik ettiği “kapalı kale” mantığıyla değil, bölgesel bağlantılılıkla sağlanmalı. TRIPP ve “Barış Kavşağı” yaklaşımı bu nedenle yalnızca ulaştırma projeleri değil; yeni güvenlik doktrininin parçaları. Ermenistan, onlarca yıl süren abluka psikolojisinden çıkıp doğu-batı ve kuzey-güney hatlarının kesiştiği bir ülkeye dönüşmek istiyor.

Bu mayıs ayında yaşanan gelişmeler de bu açıdan önemliydi. Türkiye’nin Ermenistan’la doğrudan ticarete ilişkin teknik kısıtlamaları kaldırması ve malların artık üçüncü ülkeler üzerinden değil, doğrudan Ermenistan varışlı olarak gönderilebilmesinin ve demir yollarının önünün açılması, Paşinyan’ın siyasetinin somut çıktılarından biri olarak okunabilir. Buna Kars-Gümrü demiryolu, sınırın açılması ve bölgesel bağlantı projelerine ilişkin tartışmalar da eklenince, normalleşme sürecinin seçimden bağımsız olmayan stratejik boyutu daha görünür hale geliyor.

Ancak bu paradigmanın seçim döneminde Paşinyan için ciddi siyasi riskleri de var. Muhalefetteki eski liderlerin temel itirazı, Paşinyan’ın “barış” ve “bölgesel açılım” olarak sunduğu sürecin aslında Ermenistan’ı yeni tavizlere açık hale getirebileceği yönünde. Paşinyan’ın kurduğu siyasi oyunun mantığı ise tam tersine dayanıyor: TRIPP, Ermenistan’ın egemenliğini ortadan kaldırmayacak; sınır, gümrük, vergi ve güvenlik yetkileri Erivan’da kalacak. Bu proje, Azerbaycan ve Türkiye tarafından uygulanan uzun ablukanın kırılması ve Ermenistan’ın kendi bölgesinde sürdürülebilir biçimde yaşayabilmesi için tarihi bir fırsata dönüşecek.

Paşinyan seçim stratejisini sürdürülebilir barış, bölgesel refah, savaşsızlık üzerinden güvenlik inşası, ekonomik kalkınma, eğitim ve teknolojide Batılı ortaklıklar üzerine kurarken; muhalefet bu senaryoyu korku, endişe hatta vatana ihanet üzerinden tartışmaya açıyor. Muhalefet Paşinyan’a güçlü eleştiriler yöneltiyor; fakat seçmene Paşinyan sonrası dönemin daha güvenli, daha öngörülebilir ve daha az maliyetli olacağına dair ortak ve net bir cevap sunamıyor.

Paşinyan’ın karşısında kimler var?

Ermenistan seçimlerinde Paşinyan’ın karşısındaki muhalefet tek bir blok oluşturmuyor. Muhalefet alanı birkaç hatta bölünmüş durumda: Rusya’yla ilişkileri onarmak isteyenler, Paşinyan’ın barış sürecini “fazla tavizkâr” bulan güvenlikçi aktörler, Batı yanlısı ama Paşinyan’dan memnun olmayan küçük partiler ve “üçüncü yol” arayan yeni oluşumlar.

Paşinyan’ın en güçlü rakibi, Rusya Ermenisi milyarder Samvel Karapetyan’ın etrafında şekillenen Güçlü Ermenistan İttifakı. Karapetyan doğrudan başbakan adayı olamıyor; çünkü birden fazla vatandaşlığı var. Bu nedenle ittifak fiilen yeğeni Narek Karapetyan üzerinden yürütülüyor. Güçlü Ermenistan kendisini merkez sağ, kalkınmacı, muhafazakâr ve güvenlikçi bir alternatif olarak sunuyor; hızlı ekonomik kalkınma, yoksulluğun azaltılması, güçlü devlet ve Rusya’yla bozulan ilişkilerin onarılmasını vaat ediyor.

Eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın liderliğindeki ve Daşnaktsutyun’un birleştiği Ermenistan İttifakı ise Paşinyan karşıtı alandaki eski ana muhalefet gücü. Koçaryan’ın çizgisi daha sert, Rusya merkezli ve Paşinyan’ın barış politikasına açık biçimde eleştirel. Koçaryan, TRIPP’i Ermenistan açısından ciddi bir güvenlik riski olarak görüyor.

Ermenistanlı oligark Gagik Tsarukyan’ın Müreffeh Ermenistan Partisi ise daha pragmatik, ekonomik vaatlere dayalı ve “denge” söylemi üzerine kurulu bir aktör. Parti, ekonomik büyüme, sosyal politika, altyapı projeleri, asgari ücret ve emekli maaşlarının artırılması, küçük işletmelere vergi indirimi ve kredi afları gibi vaatlerle seçmene sesleniyor. Dış politikada ise “garantili barış” ve Azerbaycan’a “tek taraflı taviz” verilmemesi vurgusu yapıyor.

Serj Sarkisyan döneminin öne çıkan isimlerinden, eski İnsan Hakları Ombudsmanı Arman Tatoyan’ın kurduğu Birlik Kanatları Partisi ise “üçüncü yol” iddiası taşıyor. Tatoyan kendisini ne Rusya karşıtı ne de Paşinyan çizgisinde konumlandırıyor; “Ermenistan yanlısı” dış politika, güçlü kurumlar, hukukun üstünlüğü, profesyonel ordu ve yerli savunma sanayisi vaat ediyor.

Paşinyan’ın dışında Batı yanlısı küçük partiler de var. Aram Sarkisyan’ın Cumhuriyet Partisi ve Arman Babajanyan’ın çizgisi, Ermenistan’ın AB ve ABD ile daha hızlı ve daha net entegrasyonunu savunuyor. Bu partiler Paşinyan’ı yeterince cesur bulmuyor; fakat seçmen desteği bakımından oldukça sınırlı kalıyorlar.

Bu parçalı tablo Paşinyan’ın elini güçlendiriyor çünkü seçmen iktidardan rahatsız olsa bile, muhalefetin hangi yöne gideceği konusunda net ve birleşik bir cevap görmüyor. Yüzde 3-10 bandında seyreden güçlü rakiplerin ortak noktası ise çoğunlukla eski hükümet liderleri, eski sistemin çevresinde güç kazanmış aktörler ya da o sistemle simbiyotik ilişki içinde büyümüş oligarşik figürler olmaları.

pasinyanAnketler ne söylüyor?

Anketler, Paşinyan’ın muhalefet tarafından kimi zaman gerçek, kimi zaman abartılı ya da manipülatif veriler üzerinden yıpratılmış olsa da hâlâ rakiplerinden belirgin biçimde güçlü olduğunu gösteriyor. Sivil Sözleşme Partisi birinci parti konumunu koruyor. Ancak tek başına rahat ve tartışmasız bir çoğunluk elde edip etmeyeceği, büyük ölçüde kararsız seçmenin davranışına bağlı görünüyor.

Farklı anketlere göre Paşinyan’ın liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi yüzde 24,6-32 ile birinci sırada yer alıyor. Muhalefet cephesinde Güçlü Ermenistan yüzde 9-10,1 ile ikinci sırada görünürken, Robert Koçaryan’ın Ermenistan İttifakı yüzde 3-4,4, Gagik Tsarukyan’ın Müreffeh Ermenistan Partisi ise yüzde 3,4-4 seviyesinde kalıyor. Bu tablo, Paşinyan’ın hâlâ açık ara en güçlü siyasi aktör olduğunu; ancak yüksek kararsız seçmen oranı, muhalefetin parçalı yapısı ve baraj altında kalabilecek oyların dağılımı nedeniyle seçimin sonucunun yalnızca parti sıralamasına değil, son hafta seçmen davranışındaki oynaklığa da bağlı olduğunu gösteriyor.

International Republican Institute anketine göre katılımcıların yüzde 61’i Ermenistan’ın doğru yönde ilerlediğini, yüzde 28’i yanlış yönde olduğunu söylüyor; yüzde 11 ise bilmiyor ya da yanıt vermiyor. EVN Report/ArmES verileri ise daha temkinli ama yine Paşinyan lehine bir eğilim gösteriyor. Başbakan’ın görev onayı ilk ankette yüzde 36 iken, ikinci ankette yüzde 47,2’ye, son ölçümde ise yüzde 49’a yükselmiş görünüyor. Aynı seride ülkenin doğru yönde ilerlediğini söyleyenlerin oranı da önce yüzde 35, sonra yüzde 41,2, son ölçümde ise yüzde 44 olarak verilmiş.

Aynı ankete göre yüzde 54, son bir yılda Ermenistan’ın daha güvenli bir ülke olduğunu belirtirken, yüzde 85 sandığa gideceğini söylüyor. Asıl kritik nokta ise kararsız seçmen. Verilere göre “yanıtlamayı reddediyorum” diyenlerle “bilmiyorum” diyenler birlikte değerlendirildiğinde, bağlılığı net olmayan seçmen oranı yüzde 35-40 bandına ulaşıyor. Kararsız seçmeni yalnızca sessiz ve yönsüz bir kitle olarak okumak eksik olur. Son eğilimler, bu grubun Paşinyan’dan tamamen uzaklaşmadığını; tersine, risk algısı nedeniyle iktidara bir miktar yaklaştığını gösteriyor. Kararsız seçmende Başbakan’a verilen onayın artması, yalnızca mobilizasyon değil, aynı zamanda iktidarın belli ölçüde inandırıcılık kazandığı anlamına da gelebilir.

Kararsız seçmen muhalefete dağılırsa, Paşinyan yine birinci parti olabilir ama siyasi meşruiyeti zayıflar. Kararsız seçmen sandığa gitmezse, sonuç daha öngörülemez hale gelir. Çünkü muhalefetin parçalı yapısı, baraj sorunu ve ittifakların dağınıklığı nedeniyle düşük katılım iktidarın lehine de çalışabilir; protesto oylarını büyüterek bazı muhalefet aktörlerini parlamentoya da taşıyabilir.

ABD, AB, Rusya ve Türkiye ne bekliyor?

ABD açısından Haziran seçimlerinin en önemli boyutu Washington mutabakatlarının, TRIPP’in ve Ermenistan-Azerbaycan barış sürecinin devam edip etmeyeceği. Washington, Paşinyan’ın yeniden iktidarda kalmasını bölgesel bağlantılılık, Rusya etkisinin azaltılması ve Güney Kafkasya’da yeni bir Amerikan rolünün kurumsallaşması açısından önemli görüyor.

AB için seçim, Ermenistan’ın Batı yanlısı çizgisinin devam edip etmeyeceği sorusuyla ilgili. Brüksel açısından Erivan, demokratik kurumlarını, siber güvenliğini ve dezenformasyonla mücadele kapasitesini güçlendirmeye çalışan hevesli bir ortak. Bu nedenle seçim sonucunun yalnızca hükümet değişimi olarak değil, Ermenistan’ın yön seçimi olarak okunması bekleniyor.

Rusya açısından tablo daha sert. Moskova, Paşinyan’ın çizgisini Ermenistan’ın Batı’ya kayması olarak görüyor. Rusya’nın elindeki araçlar hâlâ güçlü: enerji, ticaret, Avrasya Ekonomik Birliği, Rusya’daki Ermeni iş gücü, güvenlik kurumlarıyla tarihsel bağlar ve Ermenistan’daki medya etkisi. Bu nedenle Rusya seçimleri yalnızca izlemiyor; Paşinyan sonrası ihtimali canlı tutacak siyasi ve ekonomik baskı araçlarını da devrede tutuyor. Fakat burada dikkat çekici bir paradoks var. Moskova’nın baskısı Paşinyan’ı zayıflatmayı hedeflese de, bu baskı Ermenistan toplumunda ters etki de yaratıyor. Rusya’nın enerji, ticaret, medya ve güvenlik araçları üzerinden kurduğu baskı, toplumun bir bölümünde Rusya’ya dönüş arzusunu değil, Batı’yla daha kurumsal ilişki kurma ve seçenekleri çoğaltma ihtiyacını güçlendiriyor.

Diğer yandan Rusya kaynaklı olduğu söylenen tehditlerin bir kısmı doğrudan Rus makamlarının ağzından değil, siyasi kaderini Moskova’nın Ermenistan üzerindeki etkisine bağlayan eski rejim aktörlerinin ve yeni muhalif adayların söyleminden duyuluyor. Kısaca bazı Ermeni aktörler, seçim öncesi Rusya’nın adını kullanarak Ermenistan toplumunu korkutmaya çalışıyor.

Türkiye ise seçimlerden daha pragmatik bir sonuç bekliyor. Ankara açısından Paşinyan’ın iktidarda kalması, Türkiye-Ermenistan normalleşmesi ve Azerbaycan-Ermenistan barış süreci bakımından öngörülebilirlik anlamına geliyor. Fakat Türkiye bu süreci hâlâ büyük ölçüde Azerbaycan’la koordineli okuyor. Kuşkusuz Paşinyan’ın seçimi kazanması, Türkiye açısından sınırın açılması, Kars-Gümrü demiryolu, doğrudan ticaret ve bölgesel bağlantı projeleri için daha uygun bir siyasi zemin anlamına gelir. Ancak Türkiye’nin somut adımları seçim sonrasına bırakması, Paşinyan’ın elini güçlendirmek yerine muhalefetin “Türkiye, Ermenistan’ı kullanıp atacak” söylemine istemeden alan açıyor.

Diaspora ve “gerçek Ermenistan” tartışması

Ermeni diasporası, sanılanın aksine Ermenistan iç siyasetinde hiçbir dönemde doğrudan belirleyici bir güç olmadı. Türkiye’nin Ermenistan’dan beklentisi çoğu zaman diasporanın sembolik ve ideolojik ağırlığı yüksek faaliyetlerinin Erivan tarafından engellenmesiydi. Eski hükümetler buna sıcak bakmadı; “diasporanın düğmesi bizim elimizde değil” çizgisinde kaldı. Paşinyan ise meseleyi daha devlet merkezli bir zemine taşıdı. “Ermenistan’ın kaderine sadece Ermenistan yurttaşı karar verir, devlet politikası yurt içinde şekillenir” diyerek diaspora ile kardeşlik bağını korurken, konuyu hukuki ve siyasi açıdan daha net bir çerçeveye yerleştirdi.

Paşinyan’ın “vatan arama süreci sona erdi; vatanımız Ermenistan Cumhuriyeti’dir” söylemi, diaspora merkezli tarihsel tahayyülle gerilim taşıyor. Diasporanın bir bölümü için Ermenistan Cumhuriyeti, daha geniş tarihsel Ermenistan’ın yalnızca küçük bir parçası. Ancak bu yaklaşım 30 yıldır gerçekçi bir siyasi hatta oturtulamadı ve çoğu zaman romantik bir kendini tanımlamanın ötesine geçemedi. Bu açıdan Paşinyan’ın bugünkü devletin sınırlarını ve kapasitesini siyasetin merkezi haline getirmek istemesi, diaspora-Ermenistan ilişkileri açısından sanıldığı kadar yıkıcı bir risk taşımıyor.

Rusya korkusu ve seçimin psikolojik cephesi

Mayıs başında Ermenistan’da düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesi ve AB-Ermenistan temasları seçim öncesi Paşinyan’ın elini güçlendirmiş olsa da, Başbakan’ın zayıf noktaları seçime etki edecek. Karabağ’ın kaybının travması hâlâ canlı ve muhalefet bu travmayı sık sık hatırlatıyor. Buna ek olarak, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ermenistan’ın Avrupa’ya yönelmesinin “Ukrayna senaryosuna” yol açabileceği yönündeki açıklamaları, gerçekçi bir askeri senaryodan çok korku üreten bir siyasi araç olarak kullanılıyor.

Muhalefetin amacı, geleceğe ilişkin net ve uygulanabilir bir senaryo sunamadığı noktada seçim gündemini ekonomi, reform, güvenlik ve devlet kapasitesi gibi Ermenistan merkezli konulardan çıkarıp yeniden Rusya merkezli bir korku tartışmasına hapsetmek. Oysa bugün Ermenistan’da Rus tanklarının ülkeye gireceği türünden bir senaryo geniş kesimlerce gerçekçi bulunmuyor. Daha ciddi risk, doğrudan askeri müdahaleden çok enerji, ticaret veya doğal gaz akışı üzerinden kurulabilecek ekonomik baskı. Ancak bunun da Rusya açısından maliyeti yüksek olur; böyle bir hamle Ermenistan’ı Avrasya Ekonomik Birliği’nden ve Rusya merkezli ekonomik yapılardan daha da uzaklaştırabilir. Üstelik Erivan yönetimi, Batı’yla yakınlaşırken Rusya’yla da olabildiğince makul ve yönetilebilir bir ilişki geliştirme niyetinde olduğunu gösteriyor.

Yeni bir patron değil, akıllı güç arayışı

Görünen o ki kurulacak yeni bölgesel modelde TRIPP, bağlantı yolları ve Batı’nın yapay zekâ ile teknoloji yatırımları Ermenistan’ın stratejik önemini artıracak. Erivan merkezli ulaşım hatları, demiryolları, enerji bağlantıları ve fiber optik altyapı artık yalnızca ekonomi değil; güvenlik meselesi haline gelecek. Bu senaryoda Ermenistan askeri, demografik ve ekonomik ölçek açısından gelecekte de Türkiye, Rusya ya da İran gibi aktörlerle klasik güç rekabetine giremeyecek. Ancak teknoloji, savunma inovasyonu, siber güvenlik, yapay zekâ, eğitim ve bilgi sermayesi üzerinden kendi ölçeğini aşan bir kapasite üretme potansiyeline sahip olacak.

Paşinyan’ın vaat ettiği sistem yalnızca bir modernleşme ve kalkınma vaadi değil; küçük bir devletin zor bir coğrafyada, kendinden büyük güçler arasında hayatta kalma stratejisi. Ermenistan’ın önündeki mesele de Rusya’nın yerine yeni bir büyük patron bulmak değil. 2020’den sonra Moskova’nın mutlak bir güvenlik garantisi olmadığı görüldü; ancak Avrupa’nın ya da ABD’nin de tek başına Ermenistan’a klasik anlamda güvenlik sağlayamayacağı açık. Bu noktada, Ermenistan’ın denklemi daha doğru kurarak, daha büyük bir güvenlik ve dış politika mimarisinin parçası olabilmeye çalışması gerekli. Çok katmanlı, çok ortaklı, kendi halihazırdaki kapasitesini artıran bir “Akıllı güç” strateji kurmak ve bir anlamda Estonya örneği üzerinden ilerlemesi gelişme yolundaki Ermenistan için ideal model gözüküyor.

EVN Report anketindeki iki veri, seçim tahmini açısından özellikle önemli: Seçmenlerin yüzde 54’ü son bir yılda Ermenistan’ın daha güvenli bir ülke haline geldiğini belirtirken, yüzde 85’i sandığa gideceğini söylüyor. Temel meselesi güvenlik olan ve yakın geçmişte savaş kaybetmiş bir ülkede, mevcut hükümet döneminde güvenlik algısının güçlendiğini düşünen bu yüzde 54’lük kesim seçim sonucunda belirleyici olabilir.

7 Haziran seçimleri bu açıdan yalnızca Paşinyan’ın iktidarda kalıp kalmayacağını değil, Ermenistan’ın korku merkezli Rusya bağımlılığından çok katmanlı, bağlantılı ve kendi kapasitesine dayalı bir dış politika mimarisine geçip geçemeyeceğini de gösterecek. Sandıkta oylanacak olan yalnızca bir hükümet değil, Ermenistan’ın kendisini nasıl bir ülke olarak hayal edeceğidir.

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.