TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

Kentsel Dönüşüm, Kentsel Demans

Siz hiç kocaman bir adamın, üniversite bitirmiş, yurtdışında eğitim almış akademisyenlik ve adını anmaktan imtina edeceğimiz pek çok firmaya danışmanlık yapan birinin, karşınızda evinin yıkılmasını önlemek için verdiği mücadeleyi ağlayarak anlatışına tanık oldunuz mu?
Bayramın birinci günü ODTÜ’de profesör olan bir hocanın telefonuyla güne başladığımda, böylesine büyük bir travma ve böylesine hukuksuz bir süreçle karşılaşacağımı tahmin etmemiştim. Telefondaki hocamız, akademisyen ve Amerika’da öğrenim görmüş bir başka dostunun evinin yıkılmasını önlemek için beni arayıp arayamayacağını sorarak 'telefonunuzu verebilir miyim?' dedi. 'Tabiî ki verebilirsiniz' dedim.

whatsapp-image-2023-07-09-at-5-55-52-pm.jpeg

Deniz Apartmanı’nın yıkılmasını önlemek isteyen sahibinin mücadele hikâyesine tanıklığımızda böyle başladı. Bayram süresince, posta kutuma gelen mailler, dava metinleri, bilirkişi raporları, itirazlar binlerce sayfa belge ile karşımıza yine bir kentsel dönüşüm vakası çıktı.
Bahçelievler 4. Cadde, Gökçek döneminin kentsel hafızayı yok etmeye yönelik cadde-sokak isimlerinin değiştirilmesi döneminden nasibini almış, bizim de mücadelesini verdiğimiz bir cadde. Ankara’da Emek Mahallesi ile Bahçelievler Mahallesi‘nin idari olduğu kadar fiziki sınırını da çizen, bir kaldırımı Emek, diğer kaldırımı Bahçeli olan 4.Cadde’nin adı şimdilerde Kazakistan Caddesi. Gökçek caddenin ismini değiştirse de pek çok yaşayan hala adres verirken 4.Cadde yazmayı önemsiyor. Bu aynı zamanda yok edilmek istenen kentsel belleğe karşı bir ilan edilmemiş direniş ve belleği koruma hareketi.
Bayramın birinci günü tanıklık ettiğimiz ve sonrasında da pek çok yerde karşılaştığımız kentsel dönüşüm ve hukuksuzluğa tanıklığımızın hikâyesi bu kez de Bahçelievler 4.Cadde’de geçiyor. Deniz Apartmanı 4.Cadde üzerinde 476 metrekare arsa üzerine zemin artı 3 kattan oluşmuş, her katta 2 daire bulunan 8 dairelik bir apartman. Şu sıralarda 7 dairesi boşaltılmış, elektriği kesilmiş şekilde yaşamını sürdürmeye çalışan bir daire sahibi , kentsel dönüşüme karşı verdiği hukuk mücadelesi ile babasının yaptığı, annesinin son nefesini 3 hafta önce verdiği evin yıkılmaması için direnişe devam ediyor.
Deniz Apartmanı sakinlerinin çoğunluğu yanındaki bina gibi yıkılıp gıcır gıcır rant getirecek bir yolculuğa çıkmış. Depreme karşı dayanıklı olmadığı gerekçesiyle başlayan hukuksal süreçte üst üste verilen kararlar alınan raporlar, müteahhitinden, bilirkişisine, yerel yönetiminden yargı süreçlerine kadar sağlam bir yapıyı yıkmak üzerine ortaklaşmış bir düzeni işaret ediyor. Bayramda haberleştiğimiz ve bayram sonrası randevulaştığımız mülk sahibi Dr. Deniz Bey, kendi adını taşıyan babasının yaptığı kargir apartman binasını anlatırken gözleri doluyor. “Evde elektrik yok, elektriği kestiler, yakında suyu da kesecekler, ben yeni ameliyat oldum, buraya bile gelirken tereddüt ettim, ben evde yokken binayı yıkarlar diye.”

Çok sevdiği annesi o evde yaşamış ve son nefesini o evde vermiş. Şimdi evde yıkılırsa anneme dair izlerim gidecek, o evde yaşadıklarım hatırlarım yok olacak derken aslında mekanla birlikte ete kemiğe bürünen anılarına hafızasına sahip çıkıyor.
Deniz Apartmanı’nın taşıyıcı sistemi “ka(r)gir”.Yani bina taş ve tuğladan yapılmış. halk arasında yığma yapı olarak tariflenen binalar da oturanlar bilirler. Duvarlarına çivi bile çakamazsınız. Kalın duvarları vardır. Duvarlar şimdiki gibi delikli tuğladan değil, blok ateş tuğlası olarak bilinen tuğlalardan örülmüştür. Her duvar taşıyıcıdır, duvarı yıkıp odayı birleştireyim diyemezsiniz. Yazları serin kışları sıcak olurlar. Yani coğrafyamızın geleneksel yapısının izlerini taşırlar.
Yığma yapı olan Deniz Apartmanı’nın dayanıklı olmadığı iddiasıyla yıkılmasına karşı, Dr. Deniz Bey, yargıya başvurur. Yapının karotları alınır , uzmanlardan oluşan bir heyet yapıyı inceler ve yapının depreme dayanıklı sağlam bir yapı olduğu böylece kesinleşir.
Yapının sağlam olmasına rağmen, yargı süreci devam ederken, yıkılması isteği yeni bir durum değil. Hatırlayalım, kentsel dönüşüm kanunun hemen ardından Cumhuriyet’in ilk toplu konutu, sapasağlam Saraçoğlu Mahallesi riskli alan ilan edilmiş ve yapılarının depreme karşı dayanıksız olduğu iktidar tarafından iddia edilmişti. Mimarlar Odası ve meslek örgütlerinin, oturanların açtığı dava sonucunda, yapıların sağlam olduğu bir kez daha tescillenerek tarihi mahalle yıkımdan kurtarılmıştı.


Sisteme gözü yaşlı sitem


Anı biriktirdiğiniz mekânların yıkılmasını kimse istemez. Deniz Bey adının verildiği apartmanın yıkımını birazda bu yüzden istemiyor. Üstelik sapasağlam bir binayı nasıl yıkarlar diyerek sisteme, sitemini gözyaşlarıyla ifade ediyor.
Ranta dönüşen ve menfaatler ilişkisinin bir parçası haline gelen kentsel dönüşüm sürecinde öfke büyük. Çünkü o mekânlar kişilerin toplumların hafızalarını taze ve diri tutmalarının, yani yaşamlarının kaynağıdır. Hafıza mekânları bir toplumu ayakta tutan güçlü kolonatlar gibidir. Yıkılırsa ortaya kocaman bir enkaz çıkar.
Neoliberalizm toplumsal hafızayı yok eder ve onun yerine sadece rant ilişkileri üzerinden şekillenmiş paraya tahvil edilen izler bırakır. Kentsel dönüşüm tamda böyle izlerden birisidir. Kente yönelik bir travma yaratan ve yaşayanlarında ruhsal çöküntüye neden olan kentsel dönüşüm hepimiz için bir kentsel demans halidir.
Neoliberal kentsel politikaların yık yap yaklaşımı ile kentlerin belleği, kültürü ve mahalleri birer birer kaybediliyor. Geçmişinden kopartılan kent belleksiz, yaşayanlarını köksüz hale getiriyor. Başkentte Cumhuriyet’in köklü mahallelerinde yaşanan kentsel dönüşüm süreci, büyük bir travmaya gebe. Geleceğini anıları ve geçmişleri ile birlikte var etmek isteyen insanlar evlerinin yıkılmasını ve yerine “gıcır gıcır” evler verilmesini istemiyor.
Başkentte Gaziosmanpaşa’da Esat’ta, Bahçelievler’de, Emek’te Anıttepe’de Cebeci, Ayrancı’da Maltepe’de, Kavaklıdere’de konut dokuları tehdit altında. Yaşayanlar öfkeli. Bir kısmı ise neoliberlizmin sağladığı ranttan payına düşeni alma peşindeyken , bir kısmı ise evlerinin yıkılmasını istemiyor. Yerel yönetimlerde, adaptasyon onarım gibi yaratıcı koruma sürecine girmek yerine tercihlerini yıkımdan yana kullanan vasat politikaları ile köklü Cumhuriyet mahallerinin yok oluşuna ortak oluyorlar.

Yerel yönetim seçimleri yaklaşırken, yaşadığımız değer verdiğimiz mekânları, kentsel belleği korumayanların, geleceğimizi inşa edemeyecekleri aşikâr. 13. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra yaşanan 13 şiddetindeki “yüksek siyaset” depreminin failleri aynı zamanda kentsel demansa izin veren, göz yuman yerel yöneticilerdir. Hafızamıza ve mekânlarımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
TEZCAN KARAKUŞ CANDAN Arşivi
SON YAZILAR