TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

Kentsel dönüşüm, ruhsal yıkım…

Kentsel dönüşüm yık yap yaklaşımı ile yerleşik mahalleleri ve mahalle kültürünü ortadan kaldırırken, yıkılan sadece yapı olmuyor. Yapı ve içerisindeki yaşamların hikâyesi de neoliberalizmin, sermaye odaklı yapılaşma kültürüne teslim ediliyor.

Başkent Ankara Cumhuriyet’le şekillenen yerleşik mahallelerini birer birer kaybediyor. Bahçelievler, Emek, Cebeci, Ayrancı, Anıttepe, Maltepe, Gaziosmanpaşa, Küçükesat, Kavaklıdere bölgelerinde, duvarlarında, binalarında bir dönemin izleri, kullanıcıları açısından unutulmaz anıları olan yapılar art arda yıkılıyor. Eski binaların bir dairesini satın alan yeni kullanıcılar yâda yapsat simsarları, yapının geçmişi ile bağdan yoksun bir şekilde soluğu riskli yapı ilan ettirmede alıyor. Bir kişinin başvurusu ile riskli yapı tespiti yaptırılırken, yapı ile bağı olan eski kullanıcılar ‘evimi seviyorum, yıkılsın istemiyorum, her yerine delik deldiler, ölçüm yapıyorlar, ne yapmamız gerekir’ ifadeleri ile meslek örgütlerinin kapılarını çalıyorlar. Geçmişlerini, anılarını, evlerini korumak isteyen kullanıcılar, riskli yapı ve sonrasında gelen yıkım ile geçmişlerinden kopartılmaya çalışılıyor.

DEMİREL DE KURAYA KATILIR

Küçükesat Bölgesi’nde Tunalı Hilmi Caddesi’nde bulunan 44 Apartmanı da riskli yapı ve yıkım tehdidi ile karşı karşıya… 44 Apartmanı, nam-ı diğer “Büyük Barajlar Yapı Kooperatifi” ile bağ kuranlar hem dertli hem ağlamaklı ama dirençli. Bu yapının hikâyesinde de -DSİ Hizmet Binası yıkımı sürecinde kaleme aldığım yazıdaki gibi- Barajlar Kralı olarak anılan Süleyman Demirel bir aktör olarak karşımıza çıkıyor. Demirel DSİ Barajlar Dairesi’nde aralarında elektrik mühendisi, inşaat mühendisi, tercüman olan onaltı kişilik uzman ekiple birlikte çalışır. Türkiye’nin her yanında yol, tünel, baraj inşa eden bu ekibin aralarındaki dostluk Demirel’in gözünden kaçmaz. Konut sorununun yaşandığı Ankara’da, Demirel’in ‘hepiniz çok iyi arkadaşsınız, bir araya gelin bir kooperatif kurun bir eviniz olsun, bende üye olurum’ demesiyle yapı kooperatifi süreci başlar. Dönemin büyük barajlar hedefi, çalışanların kurduğu kooperatifin ismine ilham kaynağı olur. Büyük Barajlar Yapı Kooperatifi 1955 yılında kurulur. Kooperatife arsa bulma işi Ermeni asıllı tercüman olan, inşaat işlerinden anlayan Vahe Vaylovyan’a, binanın projesinin çizilmesi Orhan Ural’a, tesisat projelerinin yapılması Semih Güzel’e görev olarak verilir. El birliği ile arsa satın alınır ve kooperatifin bütün projeleri elde edilir. 1957 yılında başlayan inşaat, 1960 yılı ekiminde tamamlanır. Taşınmadan önce kura yoluyla daireler belirleneceği zaman üyeler, Demirel’e kooperatif kurulmasına siz öncülük yaptınız, siz istediğiniz daireyi alın biz kura çekelim’ önerisinde bulunurlar. Şimdinin bürokratlarında pek alışık olmadığımız bir şekilde, DSİ Genel Müdürü olan Demirel bu teklifi kabul etmez ve kuraya katılır. O nedenle pasif tapu kayıtlarında kura sonucu çıkan 6 numaralı daire Süleyman Demirel mülkiyetinde görünmektedir…

Dokuz şiddetinde depreme dayanıklı yapıldı, şimdi riskli yapı aldatmacası ile karşı karşıya…

O dönemde bir daire otuz bin liraya mal olurken, Büyük Barajlar Yapı Kooperatifi için her bir üye seksen bin lira öder. Yapı Ankara’da dokuz şiddetinde depreme dayanacak şekilde yapılır. ‘Ankara’da bir deprem olurda bu bina da yıkılırsa, bilin ki Ankara’da taş üstünde taş kalmamıştır’ diyen mühendisler, baraj gibi sağlam inşa ederler kendi evlerini. Süleyman Demirel’inde içerisinde olduğu, barajlar inşa eden ekibin Büyük Barajlar Yapı Kooperatifi yeni kullanıcılarının başvurusu ile riskli yapı raporu alır. Kentsel dönüşüm macerası ve orayı ev bilenlerin yıkılmaması için mücadelesi de böyle başlar. Gülşen Taş 89 yaşında ‘evimiz öyle güzel ki anlatılmaz. Merdivenleri çok rahat, merdivenden çıktığınızı bile fark etmezsiniz. Geniş sahanlıkları var. Sahanlıkların camları yere kadar iniyor, caddeye bakıyor ve çok aydınlık. Bu apartman, dostluklarımıza mekân oldu, her akşam barajlar dairesinde çalışanlar evde bile işlerini konuşurlardı. Şimdi ölçüm yapmak için binamızı deldiler, sanki yüreğim delindi. Çok ağladım, hala üzülüyorum, evimiz yıkılmasın. diyor.

KENTSEL DÖNÜŞÜM YASASI İLE EVİNİZ ARTIK SİZİN EVİNİZ DEĞİL

Bir dönemin bürokratları Cumhuriyet ideolojisi ile başladıkları görev aşkı ile barajlar yaparken, dostluğa dönüşen çalışma arkadaşlığı, yaşanan barınma sorununa kooperatif yoluyla çözüm aramaya dönüşür. Baraj yapan uzmanlar, köşe parselde bulunan evlerini de belli ki barajdan esinlenerek planlamışlar. Baraj kadar sağlam tasarlanan yapı caddeden baktığınızda, sizi içine alır ve su gibi akıtır. Merdiven çözümü ve dışarıya verdiği görsel içinizi ferahlatırken, iç kullanımda insan enerjisini 89 yaşında da olsanız biriktirir. Süleyman Demirel, Orhan Göncüoğlu, Yaşar Melekoğlu, Füruzan Nebahat Ardıç, Semih Güzel, Hırant Mumcan, Vahe Vaylovyan, Abdullah Yavaş, Faik Ural, Mithat Yükselen, Uslu Dolucan, Merih Durusan, Hidayet Genç, Handan Karamanoğlu, Nejla Lezgi, Şadiye Karpalık, Agah Taş’a ev olan, farklı kültürlerin dostluğuna mekan ve tanık olan Büyük Barajlar Yapı Kooperatifi’ne riskli yapı raporu verdirten, AKP iktidarının çıkarttığı kentsel dönüşüm yasasıdır. Bu yasa ile artık eviniz sizin eviniz değil derken, haklı çıkmak iç acıtsa da, bu yıkıma direnen ev sahiplerinin varlığı ve giderek çoğalmaları yeni bir mücadele alanı haline geliyor.

whatsapp-image-2022-07-17-at-13-09-59.jpeg

Evimizden, mahallemizden, Cumhuriyetin kentsel politikalarının mekânsal tanıklığından vazgeçmemek insanlığımızdır.

Kentsel dönüşüm rant odaklı politikalarla 50-60 yaşında kişilikli, kimlikli, hikâyesi olan yapıları, mahalleleri yıkarken, değerler yıkılıyor, anılar yok oluyor. Başkentte Cumhuriyet’in kentsel politikalarının tanıkları, yapılar ve mahalle kültürlerini yok eden kentsel dönüşüm ile bir dönemin izleri siliniyor. Yıkılan sadece yapılar, yok edilen mahalleler olmuyor, insanlarda ruhsal bir yıkım da bırakıyor. Geriye binlercesi arasında sadece bir örnek olan Büyük Barajlar Yapı Kooperatifi’nde olduğu gibi ‘evimi seviyorum’ diyen gözü yaşlı kıymet bilen insanların hüznü kalıyor.

Yık yap yerine güncel ihtiyaçlara cevap verecek adaptasyon projeleri ile yapıları yenilemek, erişilebilir hale getirmek sağlıklaştırmak mümkün. Yerel yönetimler kamusal bakış açısıyla, tanık mekânları, tanık mahalleleri koruyucu, onarıcı ve geliştirici yaklaşımlarla birlikte, AKP’nin yık yap kültürüne karşı yeni bir soluk yaratabilir. Yeter ki isteyelim.

Evimizden, mahallemizden, Cumhuriyetin kentsel politikalarının mekânsal tanıklığından vazgeçmemek insanlığımızdır. Vazgeçmeyelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar