ÖZER ÇELİKSÜNGÜ

ÖZER ÇELİKSÜNGÜ

Sorunumuz Kuntz mu?

Türkiye Uluslar Ligi’ndeki son iki karşılaşmasında, Lüksemburg maçından 3-3 beraberlikle, Faroe Adaları maçındansa 2-1’lik mağlubiyetle ayrıldı. Son 2 maçtaki tatsız sonuçlar Uluslar Ligi grubumuzu 1. bitirişimizin doğal olarak önüne geçti ve futbol medyasında Stefan Kuntz’un istifası sesleri yükseldi.

Girişe güzel sözler sermek isterdim ama Türkiye’de futbol hakkında konuşmak en kibar tanımıyla ‘yıpratıcı’. Çünkü ülkenin futbol paydaşları sürekli aynı hataları yapıp farklı sonuçlar bekler bir haldeler ve öğrenmeye tamamen kapalılar.

Yazım özelinde ülke futbolunun başarısızlığıyla ilgili bütün problemlerine tek tek girmeden, yeterince konuşulduğunu düşünmediğim ama ülke futbolunu derinden etkilediğine inandığım bir problem üzerine bir inceleme sunmayı ümit ediyorum.

Sonuçlar ve Oyun

Maçlara taktiksel açıdan bakmak manasız olur. Çünkü içinde bulduğumuz durum taktik kaynaklı değil. ‘İstanbul’un bir ilçesi büyüklüğünde ülkeye maç kaybediyoruz’ gibisinden yakarışlar ufak bir doğruluk payı barındırmakla beraber pek doğru değil. Zira başarı nüfusla doğru orantılı olsaydı futbolu Çin ve Hindistan domine ederdi. Nüfus üzerinden yapılacak farklı bir perspektiften eleştiriler olabilir ama en azından brüt bir kıyas anlamsız kaçıyor.

Bu başarısızlığı tek bir kişi veya tercihe de bağlayamayız. Stoperde A kişisini değil B kişisini oynatsaydık veya o değil şu hoca olsaydı gibi durumlar içinde anlık çözümler barındıran şeyler. Milli takımda birçok kişinin deneyip yapamadığını gördük.

Ben burada konuyu maçlardan ve maç içi tercihlerden alıp daha geniş bir ölçekte tartışmaya açmak istiyorum. Bizim gerçekliğimiz ne? Bu çok basit bir soru gibi gözüküyor ama ne hayatta ne de sportif olarak üzerine pek kafa yorulan bir konu değil. Sadece futbol da değil, ne yazık ki basketbolda da durum buna ilerlemiş halde. İçinde bulunduğumuz durumun dürüst bir değerlendirmesini yapmadan plansız hamleler ve boş beklentiler içine giriyoruz.

Kulüplerimizin Planı Yok

Futbol tarihimizin son 15 yılına baktığımızda ne gibi başarılar görüyoruz? Euro 2008 yarı finali, 2013 Fenerbahçe’nin UEFA yarı finali, yine aynı sezondan Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi çeyrek finali ve 2017’de Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi grubundan 1. çıkışı.

Yanlış anlaşılmasın hepsi son derece değerli ve unutulmaz başarılar. Ama aynı zamanda 15 yıllık bir zaman çerçevesine sığdırması da bir o kadar kolaylar. Buradaki asıl vurucu nokta bunların tekrarının olmaması. (Belki 2013-2014 Galatasaray istisna olabilir.) Ne arka arkaya ne de belli aralıklarla. Böyle olunca da bu başarılar bir planlamanın ürünü değil şansın eseri oluyor.

Bir plan doğrultusunda gelmeyen başarı arkasında sadece bir serap bırakır. Şans da sizi kötü yönetiliyorsanız bir yere kadar götürür. Kaldı ki bu denli kötü yönetilen kulüplerseniz, bir noktadan sonra şans kapınıza bile gelmez olur. Çünkü şanslı olabilmek için bile belli bir pozisyonda olmanız gerekir. Bizler o pozisyonlardan kilometrelerce uzağız.

Peki plansızlığımız farkında mıyız? Evet demek zor. Kulüplerimiz, video oyunu oynarmışçasına kadrolarını yapıp bozuyorlar. Ama video oyunları ve Türk kulüplerinin transfer dönemi arasında bir benzerlik var: İkisinde de olmayan bir para harcanıyor.

Son 2,5 sezonda. Süper Lig kulüpleri toplamda 967 transfer yapmış. Bu tek sezonluk bir çerçevede kulüp başına 17,4 yeni transfer demek. Buna en yakın ülke 795 transfer ile İtalya Serie A.

Bu bir tüketim çılgınlığı. Ülkenin mevcut finansal gerçekleri ortadayken, akıl dışı bir hal. Daha da kötüsü bu transferlere harcanan paraların birçoğu ölü yatırım niteliğinde. Aktif olarak dünyanın en yüksek yaş ortalamasına sahip ligiyiz. Yani takımlarımız aldıkları oyuncuları sonrasında üzerine değer koyarak değil çoğu zaman zarar ederek satıyor. O da eğer satabilirlerse. Birçok kontrattan çıkamayıp fesih yoluna giden takım da var.

Kulüpler finansal olarak ölü olmalarına rağmen durmuyorlar. Çünkü niye dursunlar ki? Günün sonunda bir kulübü daha fazla borca sokabilir ve bir sorumluluk üstlenmeden gidebilirsiniz. Kendi ihtişamınız peşinde koşarken uzun vadeli herhangi bir şeyi dert etmenize gerek yok. Olmayan bir parayı da harcayabilirsiniz çünkü ne de olsa borçlu olduğunuz devlet bankaları öğrenci kredileri için insanların tepesine çökerken kulüplerin yüz milyonlarca liralık borçlarını affedebiliyor.

Plansızlık Sadece Kulüplerimize mi Özgü?

Kulüp yönetimleri bazında plansızlıktan ve düzensizlikten biraz bahsettim. Peki memlekette ne kadar plan ve düzen var?

Spor içinde bulunduğu toplumun bir yansıması. Hele ki futbol, ülkemizde yeri geldiğinde kendi varlığının ötesinde bir şeyleri temize çekmek için kullanılan politik bir alet. Böyle bir durumda futbolun problemleri bir yaşantımızdan bağımsız düşünülmemeli.

Son 15 yılda kaç kez yabancı kuralı değişti? Kaç kez anayasa değişti? Kaç kez milli takım hocası değişti? Kaç kez Milli Eğitim Bakanı değişti? Kaç kez TFF başkanı değişti? Kaç kez Merkez Bankası başkanı değişti? Kaç kez Merkez Hakemler Kurulu değişti? Kaç kez eğitim sistemi değişti?

Genel konjonktürün böylesine yap boz olduğu bir düzlemde bir şey gelişemez, ama çok güzel harcanır. Mevcut düzen, kimseyi yeşertmiyor. Bu da her türlüsünden insanın yurtdışına göçü olarak yansıyor. Bu, birçok meslek grubunda geçerli olduğu gibi futbolda da geçerli. Çünkü sistem içindeki kimseye mesleki veya bireysel olarak potansiyeline ulaşma olanağı tanımıyor.

Milli Takımın Acı Reçetesi

Şapkamızı önümüze koyup düşünmeliyiz. Bizim tek bir alanda değil, hemen hemen bütün alanlarda temel problemlerimiz var. İçinde bulunduğumuz durumun gerçekliğiyle yüzleşmediğimiz sürece de milli takım teknik direktörünün kim olduğunun bir önemi yok. Kuntz gider yenisi gelir bir şey değişmez.

Düzen olmadığı sürece düşüşümüz devam edecek. Bu düzeni kendimiz yaratmasak bile futbolun globalliği ve Türkiye’nin gurbetçi nüfusu üzerinden buraya adapte edebileceği farklı akıllar sayesinde bir dışarıdan getirebiliriz.

Zaten Almanya U-21 takımı hocası olan Stefan Kuntz’u buraya getirirken ki amaç da buydu. Fakat, böyle bir şeyin işleyebilme imkanı varsa önce uygun ortamı yaratmak zorundayız. Aksi takdirde kimi getirirsek getirelim sonuç değişmez.

Buna benzer bir model voleybol için uygulandı ve başarılı oldu denebilir. Elbette bu iki spor ülkemizde kıyas kabul etmez. Futbol, voleybola göre çok daha göz önünde olduğundan voleybol yapılanmasının esnekliğine sahip olamaz. Futbolu bilmeyenin bile futbola dair fanatikçe bağlı olduğu bir fikri var ve değişim için sabrı yok. Bu da futbolun içindekilerin voleybola oranla çalışma özgürlüğünü son derece kısıtlıyor. Ama en azından ülke içinde, planı olan insanlarla çalışıp, o plana bağlılık göstermenin sizi sportif açından başarıya götürebildiğinin çok büyük bir kanıtı var.

Sahada bir değişim istiyorsak bu önce akıllarda olmalı.

Önceki ve Sonraki Yazılar