ÖZER ÇELİKSÜNGÜ

ÖZER ÇELİKSÜNGÜ

Madeni işlemek

ÖZER ÇELİKSÜNGÜ

FIBA’nın düzenlendiği U18 Avrupa Erkekler Basketbol Şampiyonası’na bu sene ev sahipliğini Türkiye yaptı. İzmir’de düzenlenen turnuvadan Türkiye 2. olarak gümüş madalyayla ayrıldı.

Basketbol da altyapı düzeyinde başarı elde etmeye alışığız. Bundan önce çok değerli jenerasyonlarımız farklı turnuvalarda ciddi dereceler elde etti. Fakat, ‘altın’ diye nitelendirdiğimiz jenerasyonlarımızın altyapı düzeyinde elde ettikleri başarılar profesyonel düzeyde kendini tekrar etmedi. 86-87, 95-96 (hatta 97) jenerasyonlarının, alttan gelirken taşıdıkları potansiyele üst yapıda ulaşamadıklarını görüyoruz. Şimdi, yine hemen hemen 10 yıl sonra elimizde bir ‘altın’ jenerasyon daha olabilir. Peki bu geçen sürede elimizdeki madeni işlemeyi öğrendik mi?

Gözüme Çarpan Benzerlikler

Buna yakın tarihten ötürü doğan bir yanlılık diyebilirsiniz ama altyapı basketbolunun bir parçası olmuş ve uzun süredir de bir takipçisi olarak ben, oyuncu profili bakımından bu jenerasyon ile 95-96 jenerasyonu arasında benzerlikler gözlemledim.

Aynı o dönemin Cedi Osman’ı ve Metecan Birsen’i gibi mevkisine göre fizikli ve çok yönlü bir kanat olan Berke Büyüktuncel’i görüyoruz. Aynı o dönemin Kenan Sipahi’si veya Tolga Geçim’i gibi uzun, iyi top dağıtabilen ve onlara göre çok daha güvenilir bir şutör olan Eray Büyükcangaz’ı görüyoruz. Benzerlikler Berk Uğurlu ve Arda Sivas, Egemen Güven ve Samet Yiğitoğlu özelinde de devam ettirilebilir. Bu oyuncular birbirinin karbon kopyasıdır demiyorum ama göze çarpan düzeyde bir benzerlik olduğuna inanıyorum.

Burada, Berke ve Eray için ek bir parantez açmak doğru olur. Çünkü birden fazla pozisyonu elit seviye de oynayabilme kabiliyetleri aynı geçmiş dönemdeki ‘eş parçaları’ gibi onların da geleceklerinde NBA veya EuroLeague yapma ihtimalini barındırıyor.

Bu Seviyede Önemli Olan Nedir?

Altyapı düzeyinde oyuncuların fiziksel gelişimlerinin birbirinden farklı seyredebileceğinin unutulmaması gerekir. Bu yüzden de vurgulanması gereken en önemli noktanın kimin kazanıp kaybettiği değil, kimlerin modern basketbolun gerekliliklerine uygun oynadığı olur. En azından ideal olan bu. Bu seviyelerin varoluş sebebi maç kazanmak değil üst yapıya oyuncu hazırlamak.

10 günde 7 maça çıkılan bir düzen yetiştirmekten çok kazanmayı teşvik ediyor denebilir ama buna katılmıyorum. Milli takım, özellikle bu yaştaki sporcular için unutulmaz bir deneyim. Böyle bir deneyimin parçasıyken olaylar ne kadar art arda gelirse gelsin her anın içinde bir öğreti yatıyor. Sadece size o öğretiyi sunabilecek akıllarla çalışmanız lazım.

Buna kendi altyapı basketbol dönemimdeki milli takım seçmelerinden bir örnek vermek istiyorum. O dönemin altyapı basketbol sorumlusu Nihat İziç’in antrenman sırasında bana "Daha 15 yaşındasın şu an uzun oynuyor olman ileri de uzun oynayacağın anlamına gelmez. Pozisyonunun değil basketbolun doğrularını öğrenmelisin.’’ demesi genç yaşımda öğrendiğim önemli basketbol derslerinden birisiydi.

Bu seviye de bir takım, maçı daha iyi basketbol oynadığından ötürü değil, amiyane tabirle rakibini dövebildiğinden ötürü kazanabilir. Bu turnuvadaki bazı maçların hikayesini de bunun üzerinden okuyabiliriz.

Türkiye, İspanya ve Fransa bu minvalde en öne çıkan takımlar oldu. Özellikle bu üçlünün fiziksel üstünlüğü sayesinde ciddi avantajlar elde ettiğini gördük. Bizim adımıza bunun en önemli örneği yarı finaldeki Slovenya maçı olabilir. Slovenya, boy ve fizik olarak milli takımımızın altında bir rakipti fakat oynadıkları basketbol bizim oynadığımız basketbola göre çok daha moderndi. 5 dışarıda oynayarak sahayı iyice açıp maçın başında tepemize üçlük olup yağdılar. Ancak, maç ilerledikçe bizim onlara karşı olan bariz fiziksel üstünlüğümüz Slovenleri yıprattı ve geri gelip maçtan galip ayrıldık. Sonuca bakarsak galip olan ve finale çıkan taraf biz olduk. Ama, oynadığımız oyunun üst seviyedeki geçerliliği sorgulanmaya açık.

Basketbolumuzun Kalitesi

Bana kalırsa, bu konuda iyi bir iş çıkarmadık. Oyuncuların çoğuna hayran kalmama rağmen yönetimin başarısız olduğunu düşünüyorum. İngiltere hariç kalan diğer bütün maçları yerinde izlemiş birisi olarak takımın hücumunda herhangi bir plan görmedim. Ham yetenek olarak böyle bir nüvenin sahada kendi kaderine terk edilmemesi gerekirdi.
Elbette bu seviye de olması gereken şey karmaşık düzenler değil. Ama her seviye de geçerliliği olan pick n roll gibi basit aksiyonlar kullanılabilirdi. Bu tarz basit aksiyonlar hem efektif hem de oyuncuların kariyerlerinde her yere taşıyabilecekleri bir şey.

Örneğin, turnuvanın fiziksel olarak bir diğer dominant takımı ve turnuvanın şampiyonu İspanya’nın hızlı gelmediği bütün hücumlarda aksiyonları basit ikili oyunlar üzerineydi. Hücumda tıkandığımız dönemlerde Eray ve Berke’yi niye daha fazla ikili aksiyona sokmadığımız turnuva boyunca kafamdaki en büyük soru işaretlerinden birisi oldu.

Fiziksel üstünlüğümüzü anlamsızlaştırmaya çalışmıyorum. Kolay basket üretmek bu düzeydeki basketbolda çok değerli. Sadece bunun alt seviyelerde olmasının doğrudan üst seviyede de olacağı anlamına gelmediğini söylüyorum. Üst seviyeye bunun yanında doğru alışkanlıklar taşınırsa fark yaratılabilir.

Kaldı ki üst seviyeyi bırak bunun turnuva boyunca bile sürdürülemez olduğunu gördük. Fizik olarak bizi eşleyebilen İspanya ile oynadığımız iki maçı da kaybettik. Tam olarak da bu sebepten ötürü modern basketbola uygun alışkanlıkların takımın bir parçası haline getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü fiziksel avantaj geçerliliğini sürdüremeyebilir ama basketbolun fundamental olarak doğruları daima kalır.

Çıkarılabilecek Sonuçlar

Finale kadar çıkmış olmamız takdir edilesi olmakla beraber gözümüzü boyamamalı. Gelecek NBA draftında birinci sıradan gitmesi beklenen 18 yaşındaki Fransız Victor Wembanyama’nın bu turnuvada olmadığını ve turnuvayı kazanan İspanya’nın belki de en değerli 3 oyuncusu Aday Mara, Lucas Langarita ve İspanya A takımı aday kadrosuna alınan Juan Nunez’in bu turnuva da yaşları tutmasına rağmen olmadıklarını hatırlatmakta fayda var.

Geçmişte bu tarz yetenekli jenerasyonlarımızdan maksimumu alamadığımız ortada. Bunun nedenlerine girmek kendine ait ve oldukça uzun bir yazı konusu olur. Eldeki takıma dönersek, işin fiziksel ve teknik kısımlarından bahsettik. Buradan çıkarılacak dersler elbette önemli. Bununla beraber artık profesyonel düzeyden bahsetmeye başlayacağımızı düşünürsek, bu oyuncular için en önemli şeylerden biri de fırsat bulabilmek olacak.

Bu oyuncuların sadece oynaması değil, sorumluluk alacakları konumlarda oynamaları lazım. Dilerim geçtiğimiz sezon Bursaspor’un yerli oyuncuları ana planında kullanarak gösterdiği başarı ligimizdeki diğer takımlarımıza da sirayet eder ve alttan gelen değerli oyuncular ile pekişir. Ancak bunun olması durumunda Türkiye basketbolu neler olabileceğini değil neler başardığını konuşur.

Önceki ve Sonraki Yazılar