Borsada "1 dakikalık" vurgun
Küçük yatırımcıları hisseye çekmek için "yanıltıcı" çağrı yapan kulüp başkanının ortaya çıkan zararlarda sorumluluğu yok mu? SPK bu konuyu incelemeye alacak mı?
Küçük yatırımcıları hisseye çekmek için "yanıltıcı" çağrı yapan kulüp başkanının ortaya çıkan zararlarda sorumluluğu yok mu? SPK bu konuyu incelemeye alacak mı?
Türkiye, tarihindeki en yüksek faiz ödemelerini faize en karşı hükümet döneminde ödüyor. İkide bir faize fena halde karşı olduğunu ilan eden Nas’cıların marifeti mi diyelim?
Vatandaşın kaldırımda güvenli bir şekilde yürüyememesi, çocukların okul bahçelerinde oynayıp rahat nefes alabileceği bir alan bulamaması toplumun büyük bölümünün ortak sorunudur.
Yapay zeka bize gücü verdi; kuantum ise bu gücü taşıyabilecek olgunluğa sahip olup olmadığımızı soruyor. Kuantum, geleceğin teknolojisi olmaktan çok, bugünün insanına sorulmuş bir olgunluk testi gibi duruyor.
"Kısa staj verimsizdi" diyorlar; çözümleri ise gençlerin geleceğini çalmak, denetimsiz ortamlarda, tam zamanlı ucuz kölelik ve ölüm.
İmamoğlu/İBB ana davasının 4 bin 600 günde karara bağlanacağını UYAP Sistemi yazılımı belirlemiş ise de gerçekte ne kadar sürede karara bağlanacağını “Allah bilir” diyebilirim.
Erken seçim tarihi 2028 Mart ya da Nisan olarak görünüyor. 2027 yılının ortalarında yapılacak “iyileştirme zammı” ile alım gücünde artış hissettirilecek. 2028 yılı Ocak ayında yapılacak hayli iyi orandaki zam ile de alım gücünde hissedilen artışın kalıcı olacağı mesajı verilecek. Ve bu “hissiyattaki” seçmenin önüne de hemen sandık konulacak.
“Taşacak Bu Deniz”, yalnızca iyi bir dizi değil; hakkıyla yapılmış bir iş olarak da alkışı hak ediyor. Gördüğümüz gibi, iyi hikâye hâlâ mümkün. Bize en iyi gelen şey de bu zaten.
Vitrinde parlamak kadar, neden bu halde olmak istediğimizi anlamak da kendi hikayemiz için dürüst bir başlangıç olabilir.
Türkiye’de rant projelerinin en bilinen yöntemi, yargının iptal ettiği planı küçük değişikliklerle yeniden getirmektir. İsim değiştirmek, fonksiyon değiştirmek, sit derecesiyle oynamak… Yargı “Hayır” der, rant çevreleri hiç bıkmaz ve “Bir daha deneyelim” diyerek geri döner. ODTÜ ormanları da tam olarak bu döngünün ortasındadır.
Başlıktaki söz, 80 öncesi sol terminolojinin en sıkı eleştirisini ifade ederdi. Hem iktidar hem de muhalefet için bu tablonun okunmasını kolaylaştırıcı ve çok fazla yoruma da mahal gerektirmeyen bir eleştiridir bu: “Pratiğiniz kadar konuşun”
Vakıfbank hisseleri değerlenmeye başladı ve geçen hafta 27 liralık son toplu satış fiyatının üzerine çıkarak 33 liraya kadar yükseldi. Haftayı 30 lira 98 kuruştan kapattı.
CHP’nin hedeflediği parlamenter sistem önerisini sunarken, bu sistemin sadece Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden değil, geçmiş parlamenter sistem deneyiminden de ne kadar farklı olduğunun üzerinde durması da gerekli.
Ankara Tandoğan Meydanı'nda 6 Aralık mitinginde atılan her adım ve yükselen her ses, yalnızca bugünün değil, yarının adil, demokrat ve aydınlık bir toplumun da inşasına katkı sunacak.
Marmaray ve İzban: Ulaşım Ağları Suçu Nasıl Tetikliyor?Kentsel suç oranlarının toplu ulaşım güzergahlarını izlediği teorisi doğru mu? Washington'daki nadir bir çalışma, istasyonlar kapanınca soygunların %5 azaldığını gösterdi.Peki, Gebze-Halkalı hattında gördüğümüz yoksulluk, pahalı semtler ve "Taskafa" tıraşlı gençlerin şivelerinde yankılanan göç hikayeleri bu denklemin neresinde? Venezuelalı mega çete Tren de Aragua'dan Adana'nın "Tren Hattı Tayfası"na...
Kasım ayı enflasyon rakamları açıklanınca (aylık yüzde 0,87, yıllık %31,07) yine tartışması koptu. Yaygın kanaate göre TÜİK, maaş ve ücret zamlarını düşük tutulmasına zemin oluşturmak üzere yılın son ayları enflasyonu düşük açıklıyor…
Hızın doğru kabul edildiği bir çağda insanın yavaşlığı kusur gibi algılanıyor. Durmak, sezmek, beklemek, bağlam kurmak…Teknoloji bunları ‘verimsizlik’ olarak okuyor; oysa insanı insan yapan tam da bu verimsiz görünen alanlar.
Her kentin bize gösterilenin, janjanlı parıltısının ardına gizlenmiş, konuşmak istenmeyen ardıl bir varlığı vardır. O orada öylece durur. Gözden çıkarılmış, yarım bırakılmış, terk edilmiş, öksüz şehir. Oysa gölgede kalan bu katmanlar, kentin hafıza arkeolojisi alanlarıdır.
Ayasofya, kapısından içeri kamyon girdiğinde dahi bize, bir şehrin ancak kendi geçmişiyle barıştığında yönetilebilir olduğunu, hafızası yok sayıldığında değil, görünür olduğunda yaşayabilir olduğunu hatırlatır.
KESK'in çağrısı artık bir sendika çağrısı olmanın ötesine geçmiş, toplumsal bir dayanışma ve hak arayışına dönüşmüştür.
Çatışma ve gerginlik artışı silahlanma yarışına yol açıyor. Birçok analist, şu sıralar ticaret savaşları olarak idrak ettiğimiz şeyin küresel ölçekte bir dünya savaşına yol açma potansiyeline işaret ediyor. Nefret ve çatışma isteği dolu siyasal atmosfer içinde işler çığırından çıkmadan önce bir çeşit “dehşet dengesinin” korumasında olabiliriz.
“CHP’de Kılıçdaroğlu dönemi sona ermiştir” denilemez. Hala “iktidarın iletişim imkanları” üzerinden “ana muhalefete” ayar vermeye çalışıyor. Belli ki…Yargı yoluyla ya da başka bir şekilde partiyi ele geçirme beklentileri bitmemiş.
Bugün AKP’nin en güçlü muhalefeti kendi parti programıdır. Programında şu ifadeler vardır: “Kamusal yaşamın her alanında tam şeffaflık ve hesap verme anlayışı hâkim kılınacaktır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı bütün unsurlarıyla gerçekleştirilecektir. Tüm bireylerin hak arama yolları kolaylaştırılacaktır.Partimiz bütün vatandaşlarımızın özgür haber alma ve düşüncelerini yansıtma hakkını esas kabul eder."
Öğretmenlerin insanca yaşayabileceği bir maaş ve gereken özlük hakları sağlanmalıdır. "Öğretmenler Günü" adı altında yapılan kutlama ve övgülerle öğretmenlerin gerçek, ekonomik, sosyal ve mesleki sorunları örtbas edilmemelidir. Öğretmenler, yılda bir kez hatırlanmayı değil, sorunlarına somut ve kalıcı çözümler üretilmesini talep ediyor.
Akımların içinde savruldukça, üretimimizin özgün tarafı silinir, bizi ayıran çizgi kaybolur. Geriye sadece kalabalığın içinde küçük, tekdüze bir işaret kalır.
Bir kentin hafızası, bazen bir kitabevinin kapanırken çıkardığı o metalik “tık”ta saklıdır. Turhan Kitabevi’nin kapanışı da tam olarak böyle bir sestir.
Devamı gelir mi, gelmez mi bilemeyiz ama kısaca Kaosun Anatomisi dozunda aksiyonu, yerli yerinde karakterleri, usta ellerden çıkmış senaryosu ve sağlam prodüksiyonu ile son zamanların en elle tutulur yerli işlerinden biri olmuş.
Kadir Has Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Tekgüç; Hanehalkı Bütçe Anketi verileri ve hanehalkı harcamalarında gıda harcamalarının payını dikkate alarak, teknik ifadelerle “Engel Eğrilerini kullanarak Enflasyon hesabının düzeltilmesi” çalışması yaptı.
Açığa satış işlemlerinin serbest bırakıldığı günden beri yabancılar ve yabancı görünümlü yerliler borsada doğranmadık küçük yatırımcı bırakmadı. Hemen her gün testereleri çalıştırıp vurgun yapıyorlar.
Fidan, SDG ve YPG’ye bu aşamada “silah bırakma” dayatmasının hem Türkiye’deki hem de Suriye’deki sürece “sabotaj” olacağını ve ilerleme sağlanamayacağını düşünüyor. Kalın, SGD tarafının “HTŞ’nin daha önce olduğu gibi İŞİD kimliğine bürünerek bize saldırmayacağının garantisi yok. Bu garanti anayasal olarak güvence altına alınmalı” kaygı ve talebini de onaylamadan aktarıyor. Kalın SGD’nin bulunduğu noktayı, Şam ile entegrasyon da dahil yapıcı görenlerden.
Bir ülkenin gıda güvenliği seviyesi; o ülkenin ekonomik politikalarını, kamu yönetim kalitesini, bilimsel kapasitesini ve halkın eğitim seviyesini doğrudan yansıtır.
Kamuoyunda IŞİD’in bittiği, kapanmış bir defter olduğu yönünde bir algı var. Ancak İzmir’de bir karakola yönelik saldırı ve ardından ortaya çıkan "sis perdesi", tehlikenin geçmediğini, aksine şekil değiştirdiği gerçeğini yüzümüze çarpıyor.
NATO zirvesi sona erip konvoylar dağılıp, kameralar kapandığında geriye kalan ne olacak? Bir VİP havaalanı mı? Yoksa Cumhuriyet’in başkentinin hafızasından biraz daha eksilmiş bir Cumhuriyet mekânı mı?
Çocuk işçiliği yasaklanmadıkça, denetim mekanizmaları bağımsızlaştırılmadıkça, ruhsatsız iş yerleri kapatılmadıkça ve cezasızlık zinciri kırılmadıkça sorunun yanıtı daha çok acı olacaktır.
Z kuşağı sosyal medya çağının çocuğuysa, Y kuşağı bu çağın sonradan görme yetişkini. Çocukluğunda olmayanın büyüsüne kapılmış, ekranın devrimini gören, ama aynı ekrana teslim olmuş bir kuşak.
Yarım kalmış sözler, sevgiliye ilk dokunuşlar, öğle arası kaçamakları, memleket tartışmaları, sanat söyleşileri, atölyeler, sergiler… Bir kafeden ötesi Cafe des Cafes…
Türkiye'nin desteğiyle Rauf Denktaş'ın kurulmasını sağladığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni kimse ortadan kaldıramaz...
Rejimin evrildiği yerde ona direnmek, değerlerdeki çürümeye ve kurumlardaki çökmeye karşı çıkmak tam da burada başlar. Siyaset için araçsallaştırılmış yargıya da ortaya çıkan iddiaların tamamına da mesafeli kalmak gerekir.
Bu ruh hali, en derin acıların karşısında kelime bulamamayı da beraberinde getiriyor. Zira kelimeler artık duyguların ağırlığını taşımaya yetmiyor.
IKSV’nin AB destekli “Ortaklaşa” projesi, kültür politikalarını geliştirmek için yola çıktı. “Ortaklaşa”, yerelde yeni iş birliklerinin mümkün ve gerekli olduğunu gösterdi.
Ne Kanada Büyükelçisi’nin “yalanlaması” ne de DMM’nin “dezenformasyon” iddiası gerçekler karşısında bir şey ifade ediyor. Kısa Dalga’nın haberi doğru. Belgeler konuşsun...
İstanbul ve lakerda ilişkisine dair en eski metin Statius’un “Bizanslılar lakerdaya tapar” veya “Byzantion lakerda kokar” dizesinin de yer aldığı Silvae adlı eseridir.
Stokun hızlı artışının baş nedeni bütçe açığı… Bu açık arttıkça kapatmak için daha yüksek miktarda borçlanmak gerekiyor. Fakat işin diğer tarafı çok yüksek faizlerle borçlanılabilmesi…
Zamanımızın bir kısmını bile olsa kendi deneyimimizle doldurmak, sessizliğimizi değerli kılmak, dijital üretim çarklarının dönüşünü yavaşlatmanın ilk adımı olabilir.
Wüppertal’in yüzen asılı treni, geçmişle gelecek arasında salınırken askıda kalmış belleğimizin somut halini yansıtıyor. Demirin gölgesinde yeşeren bir direniş hattı gibi, asılı kalmayı öğretiyor.
Zihinlerde "musluk suyu içilmez" yargısı oluşturuldu.Bu yargı, vatandaş tarafından süreç içinde benimsenip, pekiştirildi. Bazı kişiler de temizlik kaygısıyla başlattıkları ambalajlı su tüketim alışkanlığını, sınıfsal kimlik göstergesine dönüştürdüler.
Çıkıyorlar, “Kişi başına gelirimiz 15 bin doları geçti, yüksek gelirli ülke olduk” diyorlar.Bir bakıyoruz, milyonlarca sığınmacı hesapta yok. Üretimleri var. Üretimleri milli hasıla hesabına katılmış ama bölüşümde hesapta yoklar! Milyonlarca emekli ve asgari ücretlinin yıllık gelirinin 5 bin doların altında olduğunu söylemiyorlar.
Tarihin içinde “dikili ağaç” arıyorsanız işte burası tam da orasıdır. Bayar’ın, Menderes’in, Demirel’in, Turgut Özal’ın, Tansu Çiller’in, Mesut Yılmaz’ın, Abdullah Gül’ün, Binali Yıldırım’ın, Ahmet Davutoğlu’nun ve Erdoğan’ın oturdukları koltuklar, temsil ettikleri makamlar CHP’nin bu ülkedeki “dikili” ağacıdır.