Yeni Sabah’tan Twitter’a
“Elon Musk ile Safa Kılıçlıoğlu’nun ne alakası var?” diyebilirsiniz. Büyük ölçüde haklısınız. Ancak bu iki ismi de yönlendiren bir temel güdü var ki eskisiyle yenisiyle medyanın şekillenmesinde pay sahibi.
“Elon Musk ile Safa Kılıçlıoğlu’nun ne alakası var?” diyebilirsiniz. Büyük ölçüde haklısınız. Ancak bu iki ismi de yönlendiren bir temel güdü var ki eskisiyle yenisiyle medyanın şekillenmesinde pay sahibi.
Kısa Dalga, bir yandan yüzünü geleceğe dönerken bir yandan da iyi gazetecilik yapma ısrarını bugüne taşıyan bu köklü ve direngen geleneğin mirasçısı olacak.
Peru'da, Pedro Castillo’nun yakın gelecekte iktidardan düşmeyeceğini öngörebiliriz. Bununla beraber, seçim öncesinde yarattığı heyecanın biraz sönümlendiği görülmekte. Kurumların zayıf, yetişmiş kadro ihtiyacının büyük olduğu söylenebilecek olan Peru’da Castillo’nun yapabilecekleri sınırlı.
Mbembe’nin şu sözlerinin bir değeri var en azından hâlâ dünyadaki deneyimlerin şimdiye bir yansıması olabileceğinden umudumuz varsa, hiçliğin içinde kaybolup gitmemişsek: “Yeryüzü meselesinin bundan böyle en umulmadık, en karmaşık ve en paradoksal şekliyle ortaya konacağı yer, insanlığın anavatanı olan Afrika kıtasıdır.”
Mümkünse ne karakterlerde ne başka bir şeyde fazla derinleşmeden, köpük köpük anlatalım gitsin yaklaşımıyla çekilmiş bu Netflix yapımına ben de ancak beş bölüm dayanabildim.
Millet İttifakı'nı işletmek burada uzun uzun yazıldığı kadar kolay olmayacak doğal olarak. İktidarın engelleri ile de karşılaşacaklar, partilerin kendi iç dinamiklerinin dirençleriyle de. Ama Türk siyaseti açısından çok önemli bir deneyim olacağı kuşkusuz.
Dünya, enerjide “yeşil dönüşüm”ü konuşurken, Ukrayna işgaliyle birlikte dengeler değişti. Hem enerji bağımlılığını sonlandırmak, hem “temiz” enerji üretebilmek adına nükleere dönüş seçeneği tartışılıyor
Batı için en ciddi risk Rusya, Çin ve Hindistan’ın ortak hareket etmesi olur. Batı’nın politikası Çin’in yanına stratejik olarak hiçbir gücün yanaşmaması üzerine kuruluydu. Rusya’nın durumunda bu strateji işlemedi. Hindistan’ın Çin yerine, zayıflamış bir Rusya’ya yakın durması, ABD açısından kötünün iyisi olarak görülüyor.
Aradan geçen 125 yıla rağmen, Sir Vincent’in ruhunun pek de fazla uzaklarda olmadığını, sadece hisse senetleri ya da vadeli işlemlere değil, çeşitli saadet zincirlerine, kripto para girişimlerine yutkunarak baktığını söylemek pek de kehanet sayılmaz.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Orta Asya’da siyasi tedirginliğe, toprak bütünlüğüne dönük örtük bir endişeye ve ekonomik karamsarlığa neden oluyor. Yani Rusya’nın Ukrayna’daki adımları sadece Batıyla değil, Orta Asya devletleriyle ilişkilerinde de yeni sorunlar ve soru işaretleriyle dolu bir döneme girildiğini gösteriyor.
Rusya’da “savaşa hayır” dövizleri taşıyan küçük çocukların gözaltına alınmasına gösterilen haklı tepki, Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarından Emniyet’e götürülüp parmak izleri hatta kan örnekleri alınan çocuklar için gösterilmedi. Ana akım medyanın hatta muhalefetin bile bu konudaki sessizliği, yargının ve kolluk güçlerinin istedikleri zaman istedikleri şekilde eğip büktükleri mevzuatta yazılanları bile aratıyordu. Diyarbakır Barosu’nun sesini sadece muhalif basın duyuyordu. Bu ülkenin gözaltına alınan ikizlerinden, çocuklarından bahsetmek; onları Sonya, David, Matyev, Liza ve Gosha kadar değerli kılmaz mıydı? O gün Diyarbakır’ı “unutmamak” bütün helalleşmelerden daha değerli olmaz mıydı?
Putin bu savaşı kazansa da kazanmasa da, artık iktidardan düşünceye dek yaptırımlar tam olarak kalkmayacak. Bundan sonra Batılı bir lider Putin ile görüşmeyecek. Putin yönetimi içeride daha baskıcı olacak. Avrupa Konseyi’nden çıkan Rusya’nın Batı bağı iyice azalacak. Batı yanlısı kesimler zayıflayacak. Yalnızca Doğu Avrupa ülkeleri değil, halkları NATO’ya daha çok sarılacak, Avrupa’da NATO’nun ne kadar önemli bir savunma örgütü olduğu söylemi güç kazanacak. Ukrayna işgali bir kırılma noktası olarak analizlerde, akademik metinlerde yer alacak.
Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğuna oturduğu günden bu yana açıklamalarıyla hep tartışmaların odağında olan Bakan Nebati performansını her gün başka bir zirveye taşıyor.
Dünyanın en büyük doğal gaz ihracatçısı Rusya’ysa zaten Pekin ile enerji satışı konusunda yuanı gündemine almıştı. Şimdi buna rubleyi ekliyor. Rusya’nın 2021’deki doğal gaz ihracatından elde ettiği gelir 61 milyar dolardı. Bu yıl satış miktarı aynı kalsa da gelirlerinin bir kısmı dolar cinsinden olmayacak. Bu çerçevede Rusya’da hem dolara olan talebi geriletiyor hem de kasasında dolar yerine ruble biriktirmeye başlıyor.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sürerken ardı ardına gelen yaptırımlar ve bu konuda artan baskı küresel sistemin işleyişine dönük bazı güvensizlik ve soru işaretlerine neden oluyor. Örneğin Rusya Merkez Bankası’na ait varlıkların dondurulması ve son olarak Rusya’yı Dünya Ticaret Örgütü’nden (DTÖ) çıkarma çabası ve tartışmaları aslında yaklaşık 10 yıldır alttan alta yürüyen küresel sistemin oturduğu finansal dinamiklerin geleceğine dönük da dikkat çekici sonuçlara gebe. Bu yazıda Rusya’nın maruz kaldığı finansal adımların küresel sistemin yaslandığı dinamiklere etkisini ele alacağız.
AKP’nin hazırlayıp Meclis’e sunduğu yeni yasa teklifi, kadına yönelik şiddette uygulanan “iyi hal indirimi”nde, kapsamı daraltayım derken “pişmanlığı”, indirim için yeterli hale getirmeye aday hükümler içeriyor. Öyle anlaşılıyor ki teklif bu haliyle yasalaşırsa, bundan sonra indirimlerin adı “iyi hal indirimi” yerine “pişmanlık indirimi” olacak. Ve kadın kuruluşları şimdi çok da ses çıkarmadıkları bu “pişmanlık indirimi” için yine uzun yıllar mücadele etmek zorunda kalacak. Teklifteki düzenlemeler ve yargının daha bu teklif yasalaşmadan verdiği kararlar, hafızalardaki yerini koruyan Serpil Erfındık cinayetindeki “pişmanlık indiriminin kurumsallaşması” endişesini artırıyor.
Savaş belli ki Rusya’nın istediği gibi gitmedi ama şimdiye kadar olan durum savaşın ABD’nin istediği şekilde ilerlediğini gösteriyor. Ukrayna işgali Rusya için giderek kaybet-kaybet senaryosuna dönüşüyor.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini yaptırımlar sonlandırır mı? Yaptırımlar bugüne kadar kaç ülkeyi yolundan alıkoymuştur? Bu yaptırım politikasından başta diğer enerji üreticileri başta olmak üzere kâr elde ederken kaybedenler kimdir? Bu strateji Rusya’yı işgalden döndürür mü yoksa kör bir inada mı iter?
1900’lerin başında başlayan etnik, mezhebi ve siyasi kitle göçlerini mesleki göçler takip ediyor. Her gün yeni bir araştırma yayınlanıyor. Gençler, eğitimli beyaz yakalılar başta olmak üzere insanlar ülkeyi terk ediyor ya da terk etme planları yapıyor. Ve bunların hepsinin altında yatan nedenin aslında memlekette 100 yıldır yeşermeyen demokrasi eksikliği ısrarla inkâr ediliyor veya görmezden geliniyor.
Türkiye, haklı olarak Sedef Kabaş’ın tutuklanmasını konuştuğu günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) bir o kadar önemli “Cumhurbaşkanına hakaret” kararı çıkıyordu. AİHM ilk kez, yasasında bu düzenleme olduğu için Türkiye’yi mahkum ediyordu. Ve AİHM’nin bu kararı Kabaş, salıverilmeden 10 gün öncesinde kesinleşiyordu. Tüm bunlar olup biterken Türk aydını, Kabaş’ın tahliyesine sevinmenin yanında ifade özgürlüğünün boynuna asılan 2 yıl 4 aylık hapis cezasının varlığını da tartışmıyordu. Tıpkı bundan 90 yıl önce Sabahattin Ali’nin Sinop Hapishanesi’ne konuluş nedenini konuşmaması, sadece “Aldırma Gönül”ü bir ninniymişçesine dinlemesi gibi.
Savaş sadece cephede değil, medya ve sosyal medya üzerinden tam gaz devam ediyor. Putin Rusya’sıyla Erdoğan Türkiyesi arasında benzerlikler görmezden gelinirken Ukrayna’yı desteklemek uğruna yapılan yanlı habercilik ve kültürel baskılar, Rusya’da kalan son eleştirel seslerin boğulması demek .
Ukrayna krizi çıktığında, AKP iktidarının ilk refleksi bundan nasıl faydalanacağı oldu. Erdoğan Zelenski ve Putin’i bir araya getirse ne şık olur, diplomatik bir başarı olarak hem dünyaya Türkiye’nin/Erdoğan’ın ne kadar değerli olduğu gösterilir hem de içeride kullanılacak müthiş bir malzeme çıkardı. Bu olmayınca dışişleri bakanları seviyesiyle yetinmek zorunda kaldı.
Rusya’ya dönük bu toplu yaptırım silsilesi, küresel ekonomi ve siyaset açısından ne söylüyor? Örneğin nasıl oluyor da Rusya yaptırımlar altında boğulmaya çalışılırken Irak işgalinde bu durum, ABD için imaj kaybıyla kaldı? Peki Rusya ABD’nin yerinde olsaydı, aynı şey onun için de geçerli olmayacak mıydı?
Hazır, Ukrayna Savaşı disiplini popülerleştirmişken, Türkiye’de uluslararası ilişkiler çalışanlar üzerine bir kaç not düşeyim istedim. Ben bizim disiplinde üç akademisyen kategorisi görüyorum: Elit, halk tipi ve memur tipi Uluslararası İlişkilerciler...Elitlerin soyu tükeniyor, giden gidiyor kalan da merkezde bir kaç üniversiteye sıkışıyor. Halk tipi de, aşırı siyasallaşma ile memurlaşma arasında gidip geliyor. Şimdilik hikayenin sonunda memurlar kazanacak gibi duruyor ama hayat da akademi de sürprizlere açık, kim bilir?
Batı Rusya’ya karşı bir yaptırım değil, büyük bir ekonomik savaş açmış durumda. Askeri müdahale dışında elindeki bütün imkanları kullanarak Rusya’yı ekonomik olarak çökertme politikasına geçti. Bu bir izole etme, iktisaden boğma harekatı, ölçüsü giderek artacak.
Türkiye de 20. yüzyıl anlayışıyla yönetiliyor. Doğal kaynaklarını talan ederek, gümbür gümbür gelmekte olan felaketlere karşı daha hazırlıksız, daha kırılgan hale getiriliyor. En acısı sadece iktidarın mahşeri atlısı değil muhalefet de felaketin büyüklüğünün farkında değil- daha fenası, önemsemiyor.
Tüm dünyada koronavirüs önlemleri adım adım kaldırıldı... Artık önlemleri kaldıracak kadar “post-pandemi” dönemine girdik mi? Pandeminin toplumsal yapıya etkisi ne oldu? Hangi tüketici trendleri baş gösterdi? Bunların iş modellerine etkileri ne oldu, ne olur?
Rusya'nın bir enerji devi olması ekonomisine katkı sunduğu kadar, küresel ilişkilerinde de fırsat kapıları açıyordu. Uluslararası enerji şirketlerinin çekilmesi, Rusya'nın hem bugünü hem de yarınına zarar verecek. Bu noktadan hareketle bu hafta Rusya dış politikasında enerjinin rolünü ve yaptırımların, şirket ayrılıklarının etkisini ele alacağız.
Her savaş bir risktir ve Putin bu riski göze aldı. Putin’in ilk hatası Ukrayna’daki direnişi hesap edememesi oldu. İşgalin beşinci gününde Rusya, Belarus sınırından 150 km mesafedeki Kiev’e yaklaştı ama alamadı. Zayıf, donanımsız ve deneyimsiz bir orduya karşı yeterince etkili olamadı, en azından şimdilik. Putin yönetiminin beklentisi bir olasılık, Ukrayna ordusunun moral olarak çökeceği, Zelenski hükümetinin paniğe kapılıp ülkeyi terk edeceği ve böylece yoğun bir çatışma olmadan, kolay bir zafer elde etmekti.
Zelenski ailesinin sığınağına kısa süreli göz atalım… Bizim için anahtar kelimeler, Olena Kurilo’nun sözlerindeki “sadece ülkemin yanında olacağım” sözleri... Bakalım Zelenski önümüzdeki dönemde ne kadar ve sadece ülkesinin yanında olabilecek? Ve ülkesi ne kadar O’nun yanında durabilecek?
Son yıllarda din tacirlerine olan öfkemizden Özdil gibi yırtma/yapıştırma uzmanı tüccar-terzilerin demokrat, çağdaş fikirli zannedilmesindeki vahameti unutuyoruz.
İki senaryo muhtemeldir. Birinci olasılık, Ukrayna'ın askeri altyapısının ve askeri gücünün yok edilerek, bir daha geri konmayacak bir şekilde etkisiz hale getirilmesi. Ama Rusya'nın askeri kontrol olarak yalnızca Donbas bölgesiyle sınırlı kalması. Yani, Donbas'ın tamamen ele geçirip, Ukrayna'nın da askeri kapasitesinin yok edilmesi. İkincisi, Rus askeri harekatının Kiev'e uzanması ve bütün ülkenin Rus işgaline uğraması, hükümetin düşürülerek yerine Rusya'ya yakın yeni bir hükümetin getirilmesi.
Ukrayna savaşında kimin kazanacağını kestirmek güç. Ancak Batı blokunun Gürcistan’da, 2014’te Kırım’da olduğu gibi üç yaptırım beş azarla bu işi kurtarma, başına kuma gömme politikasının AB’nin kendi içinde dahil olmak üzere yıkıcı etkileri olacağı açık. Ancak savaşın açık kaybedenleri şimdiden belli. Tıpkı Afganistan’da, Suriye’de Libya’da, Irak’ta olduğu gibi burada da kaybeden, başka ülkelerde yaşama tutunmak için yola reva olacak olan masumlar, mazlumlar, yoksullar ve kaçacak yeri olmayanlar…
“Sevgili Ceylan, ben “bilmediğin dilde” yazacağım, sen kendi dilinde oku… Senden sonra da çok çocuk aldı bombalar, mermiler, bıçaklar ve hatta bulanık denizler. Senin oralara gitti her biri... Ben, onları sana tarif edeyim, sen oralarda gördüklerine sor bakalım: Geççek mi? Hele hesap sormadan...” Hani köyünde gördüğün jandarmalar var ya, onların en üst komutanlığı vardır Ankara’da. Adına, Jandarma Genel Komutanlığı derler. Onlar senin davanda, “Ceylan Önkol kız çocuğu olduğundan, genel mevzuat çerçevesinde, ailesine maddi destek yükümlülüğü bulunmamaktadır” deyip ailene verilen tazminatı çok görmüşler.
Türkiye gibi bölge devi sayılabilecek bir ülkenin bozulan ilişkileri düzeltmek için cumhurbaşkanının, daha önce kendisini devirmeye çalışmakla suçladığı bir ülkenin başkentine gitmesi, Mısır’ın önüne bir ön koşul listesi koyması, İsrail’in daha ilişkiler düzelmeden Yunanistan ve Güney Kıbrıs’a güvence vermesi korkunç düzeyde bir çöküştür.
Türkiye solu iyi-kötü bir özeleştiri öğretisine sahip. Fakat İslamcı geçmişi olanlarda adam akıllı bir özeleştiriye ben bugüne kadar rastlamamıştım. İki Mustafa, itirafçılık çukuruna düşmeden onurluca geleceğimiz için tarihi bir sorumluluğu yerine getiriyor. Söyledikleri ne İhsan Eliaçık gibi aşırı yoruma dayalı sol soslu şeyler, ne de Cemil Kılıç gibi tribünlere hoş gelecek Kemalist çıkışlar.
1994’de Lefkoşa’da Kıbrıs Kürdistan Dayanışma Komitesi Başkanı Theofilos Georgiadis’in öldürülmesi siparişinin Kuzeyli eroin kaçakçılarıyla ilişki kuran Abdullah Çatlı’dan geldiği ileri sürülmüştü. Kıbrıs’ın iki yakasında “vatanseverlerin” oluşturduğu bir suç ağı mükemmel işliyor, uyuşturucu, bahis ve kumar üzerinden oluşturulan ortaklıklar vatan, bayrak, millet ve sınır tanımadan çalışıyor. Halil Falyalı bu atmosferde, uyuşturucu, kara para ve bahis-kumar ağında Güney’den Kuzey’e, Türkiye’ye uzanan ilişkilerin içinde öldürüldü.
Halil Falyalı’nın Güney’deki ilişkilerinin merkezi Fanieros ailesiydi. Andonis Fanieros Güney’in “Babası” olarak tanınıyordu, yasadışı kumar ve kara para işlerinden sabıkalıydı. Halil Falyalı gibi “yardımseverliğiyle” tanınıyordu.
Rusya’nın Çin’e yanaşması, Çin’in Rusya’dan destek alarak Batı’ya daha çok kafa tutması, Şubat başında yayınlanan bildirinin dünya sisteminde dönüşüm yarattığı algılamasına yol açtı. Bu yazıda Rusya-Çin yakınlaşmasının dinamikleri üzerinde durup, bu iki gücün bize önerdikleri yeni dünya düzenin gerçekçiliği, moral değeri, varolan sorunları çözme potansiyelini tartışacağım.
Bulgu Araştırma Şirketi'nin son araştırmasından: AK Parti 24 Haziran 2018 seçimlerine göre 10 puan, MHP 4 puan kaybetmesine karşın, Cumhur ittifakı yüzde 40 civarında oylarını koruyor. Semih Turan, AK Parti'nin hala yüzde 25’lik çekirdek bir seçmeni olduğunu vurguluyor. Bu kesim yukarıda belirttiğimiz siyasi aidiyeti, duygusal bağlılığı olan hedef kitle. Muhalif partilerin CHP ve İyi Parti’nin toplam 9 puan artışla yüzde 41,7, HDP yüzde 11, Gelecek ve DEVA’nın sırasıyla yüzde 2 ve yüzde 3,6 oranında oy aldıklarını görüyoruz.
Fransa İslam’ın regülasyonu ve denetimi konusunda biraz daha Türkiye’ye yaklaşmış durumda. Dernekler hâlâ özel elbette ve imamlar hâlâ devlet memuru değil ancak İslami davranışlar biraz daha gözetim altında ve biraz daha devletin güdümünde.
Türkiye 2022’ye enerji kalemlerinde dikkat çeken zamlarla girdi. Elektrikte 210 kWh (daha önce 150 kWh) olan tüketime yüzde 50, bunun üstündeki tüketime yüzde 127 zam yapıldı. Benzer biçimde hanelerin kullandığı doğalgaza da yüzde 25 oranında zam geldi. Hava koşullarının ağırlaşması hanelerde bu iki kalemde tüketimi artırdı. Bu da şubat başında gelen faturalar karşında büyük şaşkınlığa ve öfkeye neden oluyor. Hükümet küresel düzeyde petrolden doğalgaza uzanan enerji darboğazı/krizi bunun ana gerekçesi olduğunu öne sürüyor. Peki gerçekten öyle mi? Mühdan Sağlam bu hafta Mercek’i Türkiye ve dünyanın enerji krizine tutuyor.
Türkiye’nin AKP yönetimi altında Ermenistan ile normalleşmesi olumlu bir gelişme. Bunu eski açılım sürecindeki hatalara düşmeden, yüksek konumdan, dayatmacı bir tarzda yürütmemesi önemli. Yoksa böyle bir tavır Ermenistan tarafında milliyetçileri güçlendirip hükümeti zor durumda bırakabilir. Bu süreçte Azerbaycan’ın dışarıda bırakılmaması, bir diğer olumlu gelişme. Bu ipoteğin şimdilik kalkmış görünmesi, başarı şansını artırıyor.
Kanuni Sultan Süleyman’ın başlattığı torpil düzenine 1631’de Koçi Bey, 2010’da Danıştay hakimleri itiraz etmişse de her zamanki gibi sultanların dediği olmuş, ustaca ve de kibar cümleler ile kameradan bahsetmeden mülakatlara kamera konulması yasaklanmıştır.
Üretici fiyatlarındaki artışın ay ay yükseldiği ve hızını düşürmediği dikkate alındığında önümüzdeki aylarda yüzde 60’lık enflasyon şaşırtıcı olmayacak. Asgari ücret zammı ilk ayda erirken pek çok sektörde ücretler ocak enflasyonun altında kaldı. Üstelik zamda liderliği kimseye bırakmayan kalemler toplumun tamamını yatay kesen ancak en çok alt ve orta sınıfı vuran kalemler. Yani yoksullar için 2022’nin yakıcılığı daha fazla orta sınıftaysa alt orta sınıftan yoksul sınıfa doğru kayma hızlanacak.
Babamın cinayetinde halen karanlıkta olan, başta emri kimin verdiği olmak üzere yanıtlanması gereken onlarca soru var. Bunları gündeme getirmek yerine, davaya hiçbir katkısı olmayan, sadece bir bombanın insan bedeni üzerinde yaratacağı tahribatı gösteren bir tutanağı ısrarla gündeme getirmeyi bir lütuf sandığınız gazeteciliğiniz de sizin Türkiye’ye bir mirasınız muhtemelen.
Şubat ayında İsrail Cumhurbaşkanı Herzog Türkiye’ye gelecek. İsrail ile ilişkilerin düzelmesi hem Biden yönetiminin gözüne girme, hem Yahudi lobisinin desteğini yanına çekme, hem de Kongre’de son derece olumsuz olan havayı Türkiye lehine çevirmeye yarayabilecek bir girişim. İsrail tarafı bütün bunların farkında ve muhtemelen diplomatik pazarlıkta el yükseltiyor. Erdoğan’ın bu kazanımlar için hangi ödünleri vereceğini zaman içinde göreceğiz.
Eşi ve yoldaşları gözlerinin önünde katledilen Maria zorla, sürüklenerek kıyıya çıkarılmış ve tahminen iki buçuk yıl boyunca her gün dövülüp, tecavüz edilmiştir. Hapsedildiği evler bellidir, çığlıklarını duyan eşraf günlük hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam eder.