Hüdapar’ı fetişleştirmekten vazgeçip yeni Meclis’e bakalım
İslamcı gelenekten gelen Saadet, Gelecek ve Deva gibi partilerin Millet İttifakı’ndan Meclise girmesi Hüdapar kadar “alarm zilleri” çaldırmıyorsa, sırf Cumhur İttifakı’nda olmamasından.
İslamcı gelenekten gelen Saadet, Gelecek ve Deva gibi partilerin Millet İttifakı’ndan Meclise girmesi Hüdapar kadar “alarm zilleri” çaldırmıyorsa, sırf Cumhur İttifakı’nda olmamasından.
HDP çevrelerinde konuşulanlara bakınca sadece Demirtaş’ın değil cezaevinde haksız hukuksuz bir şekilde tutulan başka isimlerin de parti yönetimince ağır bir şekilde “incitildiği” ortaya çıkıyor.
İstanbul Ansiklopedisi hakkında Salt Galata’da ‘Başka Bir Kayda Rastlanmadı’ adında bir sergi açıldı. Reşad Ekrem Koçu’nun 1944 yılında fasiküller halinde yayımlamaya başladığı ve 1973 yılına kadar fasılalarla sürdürdüğü ansiklopedisi G maddesine kadar gelmiş. Reşad Ekrem 1975’teki ölümünden önce ansiklopedinin tüm haklarını arşiviyle birlikte bir yayıncıya satmış...
Her yerde üzerimize gelen karanlığı ve yapılan yanlışları söylemekten öte, artık eylemeye geçmek zamanı. Kapatılan kapıları açmaya, etten örülmüş duvarları aşmaya, eleştirileri ve önerileri içtenlikle söylemeye, her alanda elini taşın altına koyarak örgütlenme zamanı. Tarih geleceği gören, söyleyen ve örgütlenmeyenlerin acılarıyla dolu. Az değil çoğuz.
Meclis’teki yemin töreninde katip üye, oturumu yönetecek olan Devlet Bahçeli adına HÜDA PAR Genel Başkanı’nı “Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu” diye seslenerek kürsüye çağıracak. Ancak Hatay vekillerinin yemin sırası geldiğinde “Şerafettin Can Atalay!” diye seslenildiğinde Meclis’te önce derin bir sessizlik olacak ve ardından muhtemel ki “hapiste” sesleri yükselecek.
İdealist "süper vatandaşlar" partiler üstü bir dil geliştirerek, sandıklara sahip çıkıyor... 36 partiyle seçimlere girilirken "süper vatandaşlık" daha da gelişiyor. Belki bir gün bahar gelecek, ama bugün değil.
Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci turu bitti. Vatandaş oyunu kullandı, Erdoğan kazandı. Haliyle kutlanacak. Kutlansın. Ha bir de baktık Beştepe’ye kalpaklı Atatürk fotoğrafı asılmış. Şeriatçılar Meclis’e girerken, Beştepe’ye kalpaklı Atatürk fotoğrafı asılıyor! Siyasetin manzarası bu. Ekonominin manzarası da böyle. Şimşek’in tek adam ekonomisine serbest piyasa kalpağı olması isteniyor.
Faturayı yurtdışı seçmene, vatandaşlık alan yabancıya, Kürde, milliyetçiliğe kesme kolaycılığından artık vazgeçilse, nasıl olur?
İsmi dağlara taşlara yazılan bir liderdi. Halkçılığın temelinde yatan anlayışı özetlerken, günümüz siyasetçilerine de şu mesajı verdi: "Siyaset yaparken taktik uygulamıyorduk. Çünkü taktik ancak düşmana karşı uygulanabilir.
Yalan ve dezenformasyonun akıl almaz hale getirildiği bir zamanda yaşamamızın yanı sıra dijital çağın dünyasında, özgürlüğün gasp edildiği, sokak siyasetinin önünün kapatıldığı, nefes alamadığımız bir şimdinin içindeyiz ve mecburen sosyal ağlara sıkışıyoruz.
Sadece kendinizin değil, çocuklarınızın, depremzedelerin, gelecekteki depremzedelerin, ekonominin, iklim krizinin, sokak hayvanlarının sorumluluğu üzerinizde olduğu için, lütfen gidin oyunuzu verin ve mümkünse sandığınıza da sahip çıkın.
Bugün bir ilk yaşıyoruz. Cumhurbaşkanı seçimleri için ikinci turda, iki adaydan birine oy vereceğiz. Oy pusulasında yer alan iki isme takılmayın, bu ülkenin geleceğine, devletin niteliğine oy vereceğiz.
Türkiye'ye sığınan Suriyelilerden kaçının vatandaşlık aldığı tam olarak bilinmiyor ve doğru sayı açıklanmıyor. En fazla 150-200 bin kişiden söz ediliyor, ama gerçek durum farklı.
Umutsuzluğa yer olmadığını yıllarca birlikte deneyimledik. Çözülmeyecek bir sorun yoktu, hep birlikte bir yolunu bulduk ve her dönemi başarıyla tamamladık.
Bu toplum nefretten, kinden, birbirinden kuşkulanmaktan yoruldu. Bu yorgunlukla güvenli bir yola çıkacak takati kalmadı belki. Belki bu yola birbirimize el vererek son bir gayretle çıkabiliriz. 28 Mayıs’ta aslında her şeyin bitmediğini, en son umudun öldüğünü göstermenin zamanıdır.
Crary’nin uyarı niteliğindeki, “Yeryüzü Yakılıp Yıkılırken ‘Dijital Çağdan Kapitalizm-Sonrası Dünyaya’” metninde işaret edilenleri düşünmeli fikrimce ki kitapta harekete geçmek soyut bir duruma işaret etmiyor, şu an hepimize düşen görevlerden de bahsediliyor.
AKP’nin ürettiği seçmen kitlesini uzun süre bu söylemle konsolide etmesi de zordu. Destek unsur Türk milliyetçiliğiydi ve MHP’nin varlığı bu konuda yardımcı oldu. Son seçimde de görüldüğü gibi birbirlerine oy verdiler, oy aldılar. Seçim zamanında “sağ siyaset pratiğinin” dibine vurdular.
2018 seçimine kadar tek başına muhalefet partilerinin tamamından fazla milletvekilliği elde edip mutlak iktidar olan AK Parti 2023 genel seçiminde ilk kez, iktidarını koruyabilmek için 5 partiden destek almak zorunda kaldı.5 partili Cumhur İttifakı 323, 6 partili Millet İttifakı 212, 3 partili Emek ve Özgürlük İttifakı 65 milletvekilliği elde etti. Artık Ak Parti'nin muhalefet partileri karşısında tek başına mutlak hakimiyet sağladığı dönemler geride kaldı.
Tüketicinin bir bankanın borcunu diğerinin kredi kartıyla, nakit avans olanağıyla ödeme imkanı kapandı.
Herkes Erdoğan’ın balkona çıktığı anda, “kazandık” demesini bekliyordu ama Erdoğan, yüzde 49.5’i görmüşken, sadece 200-300 bin oya ihtiyacı varken, “İkinci tura kaldı” dedi. Bu, Erdoğan’ın “fıtratı”na aykırıydı. ‘İtiraz edin, seçimi alalım’ demesi beklenen Erdoğan’a bu kabulü zorlayan neydi? 14 Mayıs’ı 15 Mayıs’a bağlayan gece 04:00’te parti teşkilatlarına bir kısa mesajla alarm verildi. Bu, aynı zamanda “itirazları durdurun” mesajıydı. Ve bu mesajın ardında, “İstanbul sendromu” vardı.
FED faiz artırım döneminin sonuna geldi. Faiz artışları durduğunda dolar dünyada değer kaybetmeye devam edecek. Türkiye'de ise siyasi istikrarın sağlanmasıyla birlikte aşırı talepten kaynaklanan artışlar sona erebilir.
15 Mayıs sabahından itibaren -belki hemen ve her şey değil ama- pek çok şey değişecek. Bunu verdiği oy ile seçmen yapacak. Şahane bir döneme tanıklık yapıyoruz, lütfen, yüzyılda bir gerçekleşen bir ay tutulması, güneş tutulması gibi çok dikkatli izleyin, hiçbir karesini kaçınmayın. Ve bu değişimin en önemli aktörlerinden biri, üstelik sadece tek bir oy kullanarak siz olacaksınız. Unutmayın!
Son günlerde, YSK’dan seçim sonuçlarını istediği için çokça duyduğumuz GAMER nedir? 28 Şubat’ta kuranları post modern darbe yapmakla suçlatan Batı Çalışma Grupları ile benzerliği nedir? Kanunsuz kararsız nasıl kurulmuştur da sonradan cumhurbaşkanlığı kararı ile mevzuat dayanağı bulmuştur? Kısacası Soylu nasıl yol aldı da mevzuat geriden geldi? Ve GAMER’in başında kim var?
Eğer Erzurum’da İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun planladığı mitinge Valilik engeli ve kolluk güçlerinin himayesinde saldırılmasıydı belki de bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul’daki mitingi konuşacaktık…
Yılların birikimi geniş kitleleri hareketlendirdi. İnsanlar Türkiye’nin kaynaklarını tüketircesine kendi hesabına yazan, sonsuz maddi gücü bir politik güce çevirip iktidarını böylece sürdürmek isteyen bir anlayışa karşı bir araya geliyorlar. Bu seçim hakikaten Türkiye’nin en zor seçimi olacak. Kaybedilmesi halinde, kendini ülkenin sahipleri görenlerin daha ne kadar ileri gidebileceğini tahmin etmek bile istemiyoruz.
İzmir Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında, Cumhuriyet’in temeli kültür politikalarıyla 14 Mayıs’a koşuyor. Kültür ve sanat politikalarının hak ettiği değeri bulması ve bir toplumun yeniden uyanışına ve geleceğine ışık tutacak bir toplumsallıkla buluşması için 14 Mayıs aynı zamanda bir kültür değişiminin de harekete geçiricisi olacak.
Devlet Bahçeli, Kılıçdaroğlu ve Millet İttifakı’nın ortaklarını “vücutlarına mermi alır“ diyerek tehdit ediyor. İşte böyle bir ortamda Erzurum’da büyük bir provokasyon düzenleniyor.
Urfa’da İŞİD’e mühimmat satışı olayının şüphelilerinin bizzat ortak olduğu şirket Kara Kuvvetleri’nden aldığı mühimmat ihalesiyle övünüyor...
İçişleri Bakanı Soylu’nun “15 Temmuz fiili bir darbe girişimiydi, 14 Mayıs da siyasi darbe girişimidir” sözleri, 15 Temmuz’a dair sorular hala geçerliliğini korumasaydı belki “Bir siyasinin seçim döneminde tabanını konsolide etmek için söylediği sözler” denilerek okunup geçilebilirdi. 15 Temmuz’da öyle bir olay vardı ki bugün Soylu’nun bu sözleri gazeteciye, “15 Temmuz’un darbe olduğu devlete söylendiği halde inanılmadı da devletin kurduğu sandığa atılacak oy mu darbe girişimi?” diye sorduruyor
Üsküdar’dan Kadıköy’e giderken sanki İmparatorluk’tan kalkıp Cumhuriyet’e gider gibisinizdir. Her ne kadar faaliyet kolektif gibi gözükse de yolculuk tek başına yapılır. Ben çoğunluk öyle yaptım. Zira Üsküdar’da yaşar ve Kadıköy’de okumaya, çalışmaya, eylemeye, eğlenmeye giderdim. Yani geçmişte yaşayıp, gelecek için mücadeleye gider gibi…
Politikalarımızı 80 milyon kişiye tek tek anlatmak mümkün değil, medya ile sesimizi duyurabiliriz ancak. Öte yandan ‘havuz medyası’ sürekli iktidarın sözlerini yayıyor…
Şu anda borsada görünen yaklaşık 5 milyon yatırımcının yüz binlercesi sahte olabilir. Hesap sahipleri gerçekte hisse sahibi değil. "Tanıdık" birileri onların kimlikleriyle hesap açıp daha fazla hisse senedine ulaşıyor.
Erdoğan seçimi kaybederse ilk yapacağı iş Kılıçdaroğlu’nun bu yetkilerle ülkeyi yönetmesinin önüne geçmek olacaktır. Bunun ilk adımı olarak da parlamenter sisteme geçiş için anayasa değişiklik teklifini AKP olarak TBMM’ye sunacağını düşünüyorum.
"Seçim döneminde kamu kaynakları kullanılarak herhangi bir temel atma töreni yapılamaz açılış yapılamaz buralarda nutuk atılamaz.Kanun bunu söylüyor. Peki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ne yapıyor? Temel atma törenlerinde, resmi açılışlarda ‘onlar’ diyor, ’Bay Bay Kemal’ diyor, ‘yaparsak yine biz yaparız’ diyor."
1977 seçimlerinde CHP yüzde 41.38 oy aldı. Bu çok partili siyasal yaşama geçildikten sonra solun ulaştığı en yüksek oy oranıydı… “Ecevit yaşasa kimi desteklerdi” sorusunun yanıtı bu geçmişte gizlidir.
Hatay’ı Antakya’yı bilenler Petek Pastanesi’ni bilir mesela. Depremde büyük zarar gören bölgede Petek Pastanesi de önemli zarar gördü. Hem personelden hem de onların ailelerinden kayıplar yaşadılar. Ama toparlanıp bölgede ellerinden gelebildiğince destek verdiler, karınları doyurmaya çalıştılar. Ben de bugün onlara bir selam vereyim istedim. Unutmayalım...
"Farkındasınız değil mi yaşlılar ile gençleri, torun ile dedeyi buluşturan tek etkinlik artık bayram kutlamaları. Ve siyasetin elinde bu da aşınıyor. Politikanın merkezine konulan ve araçsallaştırılan din, bayramı anlamından uzaklaştırıyor."
Dünya tanıdı onu. AKP’ye kimse kolay para vermez. Ama hukuka saygılı bir hükümete kredi açar, gelir.
Vadim o kadar güzeldi ki, yönetenler onu betona boğdu. Cennet bahçesini cehenneme çevirdi. Büyükesat Vadisi’nde yapılaşmayı durdurun.
Bu yazı seçimler ve parlamentoya dair teorik meselenin üzerine değil, bir yargıcın seçimlere dair ilk yargıçlık tecrübesi üzerine. Belki yazının sonunda bu konuda da birkaç şey söylerim. Şu halde uzun uzadıya teorik açılımlar yapmayacağım. Kürtlerle seçimin nasıl yapıldığına dair anımı aktaracağım…
HDP ile Yeşil Sol Parti birlikte kapatılabilir mi? Bu sorunun cevabı hukuken pek açık. Kapatılamaz. HDP’nin kapatılmasına karar verilmesi de hukuken mümkün değil. Fakat eğer kapatılmasına karar verilirse beraberinde Yeşil Sol Parti değil AKP ve MHP kapatılabilir belki.
ABD ise bu yeni dönüşüme, yeni küresel gerçekliğe karşı bir hamle de geliştiremiyor, buna adapte olmayı da reddediyor. Elinde büyük ve kapsamlı bir plan varsa da ona uygun bir siyaseti göremiyoruz. Bütün enerjisini Hint-Pasifik’te Çin’i çevrelemeye harcarken, kendi geleneksel nüfuz bölgelerinde Çin’in etkisi giderek artıyor, Çin bir bakıma arkadan dolanıyor.
Dolar, faiz, tahvil, kredi piyasasını kenardan köşeden zapturapt altına almaya çalışıyorlar ama zor. Faizde nas var diyorlar. Tutmuyor. MB faizini 8.5’e çekmişler ama piyasada faizler enflasyona doğru tırmanıyor. Onlar indirdikçe piyasa faizleri artıyor. Yüzde 30 – 35’i bulmuş.
Şırnak’ta aynı aşiretten 4 ismin Cumhur ittifakındaki 4 partinin birinci sırasından milletvekili adayı olduklarını bir magazin haberi gibi okuduk geçtik ama aslında bu tablo siyasetin, Bucak’lardan alışkın olduğumuz, “aşiret hayranlığı”nın bir göstergesiydi. 15 Temmuz’da siyasetin arkasında poz veren mafyanın adının karıştığı cinayetin kurbanı ise bugün siyasetin adamlarını paylaşamadığı aşiretin mensubuydu. O aşiret ki Afrin’de devlet adına operasyon yapıyordu.
Özellikle sol rehavet ve konfor alanından bakıldığında Gülen cemaati de dahil “siyasal islamcı” figürlerin tümü aynı örgüt gibi anlaşılır. Dahası bu örgütlerin “hareket” ve “çevresi”, toplumsal zemini de yekpare gibi görünür. Türkiye solunun sağa ve özellikle de islamcılığın farklı tezahür ve hareketlerine dair ilgisi ve bilgisi-bu nedenle- son derece zayıftır.
Türkiye’nin Irak’ın Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nde açtığı davada Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ile yapılan petrol ticaretini “Ezidilere yönelik IŞİD soykırımını önlemek için zorunluydu” savunması yaptığı ortaya çıktı. Uluslararası Tahkim Mahkemesi bu savunmayı “Petrol ticareti Ezidi soykırımından önce başlamış ve halen sürüyor” diyerek reddetti.
Türkiye’nin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin petrolünü Kerkük - Ceyhan boru hattı üzerinden satmasına ilişkin Irak hükümetinin açtığı davada verilen tazminat kararına Kısa Dalga ulaştı. Irak hükümeti kararın uygulanmasını sağlamak üzere ABD mahkemelerine “tenfiz” (kararın tanınması) için başvurdu. Karar, petrol ticaretinden Türkiye devletinin değil, ticareti yapan şirket ya da şirketlerin kazanç sağladığını teyit etti. Türkiye, mahkemenin talebine rağmen IKYB ile anlaşmaları gizledi.
Sandığa çok kısa bir zaman kaldı. Artık tablo netleşmeye başladı. Tablo her gün aleyhine gelişen Saray’da da ne tavşan ne de o tavşanı çıkaracak şapka kaldı. Ama Erdoğan, kazanmak için her yolu zorlayacak. Nitekim onu da önceki gün denedi.