Bir arada yaşar mıyız?
Gözlerinizi kapatın ve gerçekçi bir Türkiye toplumunu gözünüzün önüne getirin. Gerçekçi diyorum. Yani olmasını istediğiniz Türkiye toplumu değil.
Gözlerinizi kapatın ve gerçekçi bir Türkiye toplumunu gözünüzün önüne getirin. Gerçekçi diyorum. Yani olmasını istediğiniz Türkiye toplumu değil.
Ne demek 15 bin dolar çıkacaktı? Buna geleceğim. Önce TÜİK’in açıkladığı Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) rakamlarına bakalım bir. Türkiye ekonomisi geçen yılın son çeyreğinde yüzde 3,5 büyümüş. Yıl bazında büyüme yüzde 5,6 olmuş. Cari fiyatlarla milli gelir 15 trilyon TL, dolar cinsinden 905,5 milyar dolar, kişi başına gelir 10 bin 655 dolar olmuş.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim tarihi için, depremin etkilerinin daha azalmış olacağı 18 Haziran’a göre 14 Mayıs’ta ısrar etmesinin nedeni ne? 14 Mayıs’ta demokrasiyi askıya almak, 18 Haziran’a göre hem daha kolay hem de 14 Mayıs seçimleri ne zamana ertelenirse ertelensin, 14 Mayıs’ın kuralları işleyecek. Erdoğan 14 Mayıs’la adaylığını garantilemeyi, bir yıl kazanmayı ve YSK’yı ertelemeye zorlamayı hedefliyor. Belki de YSK’ya yardımcı oluyor.
Torunlar GYO’ya ait olan Ankara merkezli doğal gaz dağıtım şirketi Başkent Gaz’ın, Kızılay üzerinden hükümete yakın ve ismi çocuk istismarı skandalına karışmış olan Ensar Vakfı’na 27 Aralık 2017’de yaptığı 8 milyon dolarlık bağış sonrası Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ın “Vergi kaçırmak başkadır, vergiden kaçınmak başkadır.” sözleri hala zihinlerde olsa da bu zihniyeti biz düz insanlar için anlamak imkansız.
Kızılay'ın artık bir hayır kurumu niteliği taşımadığı, kar amaçlı ve iktidara yakın isimlerin yönetimde olmasından, iktidara bağımlı, toplumdan ve insanların yaşadığı trajediden uzak, ABD’de kurulan Türgev ve Ensar’ın toplamından oluşan TURKEN’e para aktaran bir kurum olma niteliği taşıdığı anlaşılıyor.
Son günlerde yaşadığımız deprem felaketiyle birlikte hayatta tutma çabasının önemini bir kere daha fark ediyoruz. Çünkü yıllardır bize sadece ölüm dayatılıyor. Yaşam ekranda akıp giden tabutların sayısına indirgeniyor. Felaket ve salgın gibi durumlarda ölüm bir an önce ortadan kaldırılması, görünmez kılınması gereken olarak şeyleştiriliyor. Sayı sayı akanın birinin hayatı olduğunu unutmamız, ölüm normalmiş gibi benimsememiz isteniyor.
Eğer Mayıs'ta erken seçim olursa emekli ve asgari ücretlilere Nisan'da ek zam yapılma ihtimali artar. Ancak deprem nedeniyle daha önce zikredilen yüzde 20'ye varan oranların aşağı yönlü revize edilme olasılığı yüksek.
Siyasete biraz dokunan bir yazı yazdığımı sakın anneme söylemeyin, o beni yemek yazan bir makina mühendisi olarak biliyor.
Cumhur İttifakı’nın bu nedenle gözü kulağı Millet İttifakı’ndan gelecek “dağıldılar” haberinde ya da verecekleri birden çok aday kararında. Çünkü TBMM’de çoğunluğu kaybettiklerinin uzun zamandır fakındalar ve bunu kabul etmiş vaziyetteler. Ama hala cumhurbaşkanlığı seçiminden umutları var. Çünkü kurdukları sistem anaysa değişikliği sağlanmadığı sürece parlamentonun bir işlevinin olamayacağı bir sistem.
Deprem denklemi de yere bir etti. Nasıl o kolonlarındaki demiri çalınmış bina denen tabutlar birbirine sarılmış o insancıkları ezdiyse yukarıdaki Makyavelik ahlaksız denklemi de dümdüz ettiler.
Dış güç desen olmuyor, iç güç desen olmuyor. Konu her şekilde üstlerine kalıyor.
Yirmi yıl sonra, tarih tekerrür etmek üzere. Depremin yaratacağı “siyasi artçı şokun” ya da yükselen dalganı nerelere uzanacağı, neyi çatlatıp, kırıp geçeceğini, büyüklüğünü ve kimleri kapsayacağını tahmin etmek güç. Biat ve tevekkül kültürünün hüküm sürdüğü muhafazakâr tabanın öfkesini ya da bağlılığını ölçmek, sınırlarını belirlemek güç. Ama devasa dalganın öncelikle deprem bölgesindeki on ilde 2 milyon 800 bin oyu olan AKP’yi aşacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok.
Depremzede, bölgede askeri beklerken, Ankara’da 6 şubat sabahı daha gün ağarmadan bambaşka bir deprem yaşanıyordu. Bu deprem; Şubat 2021’deki Gara operasyonu, Haziran 2022’deki Jandarma’nın MSB’ye bağlanma girişimleri, Ekim 2022’deki Polisevi saldırısı ve Kasım 2022’deki İstiklal saldırısı sırasında biriken enerji patlamasının sonucuydu. Depremde askerin sahaya çıkabilmesi için İçişleri ve MBS’nin birlikte hareket etmesi gerekiyordu ama o bakanlıkların başındaki iki isim arasında gerilim vardı.
Kabak tadı verdi artık “Bağcılar düşerse Kudüs düşer. Bosna düşer. Mekke-Medine düşer.” koçaklama şiirleriniz. 20 yıl doğru düzgün bir tedbir almadığınız için Antakya düştü, Elbistan düştü, Pazarcık düştü, Maraş düştü…
“Şimdi diil, acılar henüz çok taze” deniyor. Ama hayır artık, on binlerce canımız gitmişken, hiçbir şeyden çekinmeden konuşmanın zamanı geldi, hatta geçiyor. Bu, başta kayıplarımıza, anasız babasız kalan çocuklarımıza olan borcumuz olmalı. Yaşanan büyük faciada vebali bulunanların adil ve hak ettikleri biçimde yargılanması, kimsenin kanının yerde kalmaması için konuşmamız, ve insan gibi siyaset talep etmemiz gerekiyor.
“Bir şey yapıyor gibi görünmek” için zorlama faaliyetlere sarılanlar da aynı duyguları yaratıyor: Ya bir dur, biraz saygı. Biraz sus. Sus!
Ölülerini alabilmek için bile günlerce enkaz başında gözyaşı döktü insanlar. Aç, susuz, soğukta beklediler. İki hafta geçti hala yığınla sorunla boğuşuyor 10 kentte binlerce yurttaş; üzgün, yorgun, kırgın ve kızgın. Saray iktidarı ise hala acziyetini örtme telaşında.
İmar barışlarında oradaydınız, önlemler alınmazken oradaydınız, inşaatlar usülsüz kontrol edilirken oradaydınız, Hatay afet bölgesinden çıkarılırken oradaydınız. Deprem vergileri nerede? Neredeydi o ayazda Kızılay’ın çadırları? Nerede afet durumlarında organize olması gereken ordu?
Erdoğan seçimler için 14 Mayıs tarihinde ısrar edecektir. Çünkü önemsediği “kalp gözü açık” hocalar o tarihi işaret ettiler. MHP’nin de seçim erteleme işine sıcak bakmadığı da bir biçimde kulis bilgisi olarak sızdırıldı.
Bekleyenin ve düşüşü fırsat bilip alanların kazandığı, panik olup satanların kaybettiği bir haftaydı. Depremde alım yapan yabancılar, 130 milyon dolarla 3 günde yaklaşık 15 milyon dolar para kazandı. Amerika'da yükselen faizlere rağmen bunu 2 yılda elde edemezsiniz...
Önümüzdeki bir kaç yazımda özellikle deprem bölgesinde geçici mutfaklarda kolay pişirilebilecek ama besleyici yemek tarifleri paylaşmaya çalışacağım. Umarım faydası olur.
Sistem bizi acımızı yaşamaya değil, onu daha fazla nasıl gösterinin parçası yaparak, etkili hale getiririz düşüncesine itiyor.
MB enflasyon raporunda da 2023 için tahmin yüzde 22,3’tür. Ama bu oranın gerçekleşmesi imkansıza yakındır. Dolayısıyla hesabını kitabını yüzde 20 enflasyona göre yapanın işinin rast gitmesi de imkansıza yakındır. Ocak ayı enflasyon rakamı, bu yüzde 22,3’ün 6.65 puanını götürdü bile.
Bugün Türkiye’nin yüzde 30’u sosyal yardımlarla yaşıyor. Rakamın 25 milyon kişiye yaklaştığı söyleniyor. Evet ekmek karneyle satılmıyor ama kömür, tahıl, makarna yardımları gırla gitmiyor mu? CHP’nin 1940’larda başta Varlık Vergisi vb faşizan uygulamaları ve eleştirilecek onlarca politikası varken ekmek karnesi üzerinden siyaset yapmak ucuz değil mi?
Strasbourg Üniversitesi olarak bölgedeki bütün üniversitelerle dayanışmak istiyoruz. Bilgisayarlarımızı, kütüphanelerimizi, derslerimizi paylaşmak. Fransızca, Türkçe ve Arapça açıklama yayınladık.
Şimdi bizim, yurttaşlar olarak, istediğimiz zaman kampanyalar düzenleyebiliriz. Faydalıdır. Dayanışmadır, iyidir. Buna hakkımız var ama “felaket büyük ama devletimiz halleder, vergilerimizi verdik, parası pulu vardır” rahatlığında olmamız da gerekmiyor muydu?
Acıdan nefes alamazken, acıyana el uzatırken azarlanan tek halkız herhalde. Aslında bildiğimiz en iyi şeyi yapıyoruz, dayanışıyoruz. Kim olduğuna bakmadan dayanışıyoruz bir de. Başka türlü ayakta kalamayacağımızı biliyoruz. Ama galiba işin en çok o tarafını sevmiyorlar.
Siyaset ve hukukçular, seçimler ertelenir mi ertelenmez mi diye tartışırken, YSK’da farklı senaryolar üzerine alternatifli hazırlıklar yapılıyor. Öncelenmeyen veya ikinci planda tutulmayan senaryolar: “Yeni yasalı 18 Haziran, yeni yasasız 18 Haziran, yeni yasalı 14 Mayıs, yeni yasasız 14 Mayıs.” YSK’da, ‘nasıl olsa deprem oldu, seçimler ertelenir” havası yok. El kitabı niteliğindeki genelgenin adı da hazır: Seçmen Kütüğünün Güncelleştirilmesi Usul ve Esaslarını Gösterir 141 Sayılı Genelge.
Artık sorun yurttaşlık haklarımızın en temel ve asgarisi olan yaşama hakkı sorununa dönüşmüştür. Türkiye’de ekonomik ve siyasi nüfuz sahiplerinin çıkarlarını takip eden “devlet kültürü”nün değiştirildiği, “toplu infaz”ların durdurulduğu ve böylece can güvenliğinin sağlandığı bir ülke için yurttaşların kendi politik sorumluluğunu ele almaktan başka çaresi kalmamıştır.
Arama kurtarma ekipleri çok yorgun. Konuşma fırsatı bulduğumuz madenciler de, itfaiye ekipleri de personel değişimini kabul etmiyorlar ve “bizim daha işimiz bitmedi” diyorlar.
Göz göre göre işlenen bu cinayette bu yüzden enkaz kaldırma süreçlerinde deliller yok ediliyor, beton ve demir numuneleri alınmadan, bir gecede enkazlar kaldırılıyor, 1999 depreminde Veli Göçer’e çıkartılan fatura şimdilerde yeni faillerini arıyor.
Bir hafta oldu.Bir ülke kan ağlıyor.Hala sorumluluklarını kabul etmeden felaketin hesabını soracaklarını söyleyenlere saldırıyorlar.
Elinde hisse senedi bulunan 381 bini depremzede olmak üzere 4 milyon yatırımcı, Borsa İstanbul'daki 17 saatlik sarsıntıda 870 milyar lira kaybetti.Canından, malından olanların borsadaki hisseleri de eridi.
Ülke olarak yine çok ağır bir tablo ile karşı karşıyayız. Canımızı ziyadesiyle acıtan bir de yönetime muhatabız. Öte yandan göz yaşlarımız eşliğinde izlediğimiz insan üstü bir dayanışma var. O, sokaklarda hak hukuk dedikleri için itilip kakılan Halkevci, TKP’li, TİP’li, SOL partili çocukların ellerinde çok iptidai aceleyle paketlenmiş kolileri görünce duygulanmamak elde değil. Devleti aşan bir çaba ile organize oldu insanlar.
Ben makina mühendisiyim. Babam inşaat mühendisi. Mühendis diploması bir sorumluluktur. İnsana karşı sorumluluk getirir. Siz hesapları doğru yapar, uygulamayı doğru yapar ve denetlerseniz, sonuç doğru olur. Kahramanmaraş'ta etrafında onlarca bina yıkılmışken camı bile kırılmayan İnşaat Mühendisleri Odası binasını gördünüz mü? İşte odur bahsetmeye çalıştığım şey.
Belli ki toplanan vergiler ranta gitmiş. Belli ki binalar çirkin olmalarının yanında zayıfmışlar da. Demirleri çalınmış, betonları çalınmış, onayları çalınmış, denetimleri çalınmış. Çalınmış binalardaki hayatlar da çalınmış.
Hatay hakkında ne söyleniyorsa, zihninizde nasıl bir kent canlandırıyorsanız lütfen onu 100 ile çarpın. Evet koca bir kent yok olmuş durumda. Medeniyetlerin beşiği, halkların kesişim merkezi, sokaklarıyla, kültürel birikimiyle, kapılarıyla, mutfağıyla, güzel insanlarıyla bildiğimiz bir kenti kaybettik.
85 milyon nüfuslu Türkiye'de yaklaşık 330 bin müteahhit bulunuyor. Sadece İstanbul Ticaret Odası'na kayıtlı 60 bin müteahhit var. Aynı nüfusa sahip Almanya'da müteahhit sayısı kaç dersiniz? Sadece 3 bin 800!
Devletin “sosyal” özelliğini yekten yitirip, ağır bir baskı ve otorite devletine dönüşmesiyle birlikte memleketin “kurumsuzlaştırılması” ve “sivil toplumsuzlaştırması” artık akıl almaz boyutlara varmış durumda.
18 Temmuz 2016’dan tanıdığımız bildiğimiz bir siyasi yol haritasıydı aslında çizilen. Olanlar olduktan sonra onları “olmamış gibi göstermenin” planları. Bunlar, siyasi kader planlarıydı. İşte ilan edilen OHAL’in planları Beştepe’de çizildi. Slogan belirlendi: Enerjimizi seçime harcamayalım. Bu, seçimlerin en azından 14 Mayıs’ta yapılmasının bir kez daha düşünülmesi demekti. Yarın başka bir hava eserdi belki yine 14 Mayıs’ta sandık kurulurdu; şu OHAL yetkileri cepte dursundu.
20 küsur yılda “kalkındık, zenginleştik, büyük Türkiye” derken kimin zenginleştiği, bu büyük acıyla bir kez daha suratımıza çarpıldı.
Altılı masanın ortak politikalar metninde Cumhurbaşkanlığı’nın Çankaya Köşkü’ne taşınacağı vaadi, salonda en çok alkışı alan vaatlerdendi. Bu vaatle birlikte, pek çok kez iktidar değişince “saray ne olacak?” tartışması yeniden alevlendi. Üniversite olmasından, müze olmasına, kadın örgütlerine verilmesine kadar onlarca fikir kamuoyunun gündemine atılıyor.
Bir siyasi parti lideri “suikast tehditleri“ aldığını söylüyor, “silahların gölgesinde“, “kelle koltukta“ siyaset yapmak zorunda olduğunu söylüyor… Devlete çöreklenmiş çetelerden, mafyadan, hırsızlardan söz ediyor. Onları söküp atmayı vaadediyor. Tartışılması, konuşulması gereken asıl bu meseleyken Kılıçdaroğlu’na yönelik linç kampanyasına ortak olanlar gerçekte kimlere hizmet ediyor?
Fener evleri için Fener-Balat bölgesinin simgesi olmuş yapılardır diyebiliriz. Haliç kıyısındaki yoldan geçerken, yol kenarındaki tuğladan yapılmış o eski evleri geçmişe meraklı herkes mutlaka fark etmiştir. Çoğu, yakın zamana kadar metruk ve bomboş duran bu yapılardan üçü, yakınlarda Büyük Şehir Belediyesi tarafından restore edilip birer sanat merkezi olarak açıldı.
Giorgio Van Straten, “Kayıp Kitapların İzinde” kitabında, yazıda örneklediğimiz gibi yazıldığı bilinen, tahmin edilen hatta Benjamin örneğinde olduğu gibi belki yazılmıştır diyerek peşine düşülen, yarım bırakılan, bizzat yazarı tarafından yok edilmiş olabileceği düşünülen, çalınan, yandığı söylenen metinlerin izini sürüyor.
Cuba Libre'de yediğim yemeğin adı Ropa Vieja idi. İsminin anlamı eski elbise olan bu yemek, biberlerle ve et suyuyla uzun saatler pişirilmiş ve sonra lime lime edilmiş yumuşacık nefis bir et yemeğiydi. Eski elbise adı da o lime lime olmuş görüntüsünden geliyor diye öğrenmiştim o zamanlar, doğrudur herhalde. Sevgililer günü de yaklaşırken, acaba o gün evde özel bir yemek mi denesem diyenler olursa diye size Ropa Vieja tarifi yazayım istedim.
İlginç olan, yüksek değer kaybına rağmen küçük yatırımcıların beklemeyi başarmasıydı. Bu direnç ve sabır, borsaya yeni girenlerin günlükçü değil uzun vadeli yatırımcı olduğunu gösteriyor.
Millet İttifakını ilerleyen günlerde kriz yaratma ihtimali hayli yüksek konular bekliyor.