Ahlakın, duygunun, mantığın depremi
“Bir şey yapıyor gibi görünmek” için zorlama faaliyetlere sarılanlar da aynı duyguları yaratıyor: Ya bir dur, biraz saygı. Biraz sus. Sus!
“Bir şey yapıyor gibi görünmek” için zorlama faaliyetlere sarılanlar da aynı duyguları yaratıyor: Ya bir dur, biraz saygı. Biraz sus. Sus!
Ölülerini alabilmek için bile günlerce enkaz başında gözyaşı döktü insanlar. Aç, susuz, soğukta beklediler. İki hafta geçti hala yığınla sorunla boğuşuyor 10 kentte binlerce yurttaş; üzgün, yorgun, kırgın ve kızgın. Saray iktidarı ise hala acziyetini örtme telaşında.
İmar barışlarında oradaydınız, önlemler alınmazken oradaydınız, inşaatlar usülsüz kontrol edilirken oradaydınız, Hatay afet bölgesinden çıkarılırken oradaydınız. Deprem vergileri nerede? Neredeydi o ayazda Kızılay’ın çadırları? Nerede afet durumlarında organize olması gereken ordu?
Erdoğan seçimler için 14 Mayıs tarihinde ısrar edecektir. Çünkü önemsediği “kalp gözü açık” hocalar o tarihi işaret ettiler. MHP’nin de seçim erteleme işine sıcak bakmadığı da bir biçimde kulis bilgisi olarak sızdırıldı.
Bekleyenin ve düşüşü fırsat bilip alanların kazandığı, panik olup satanların kaybettiği bir haftaydı. Depremde alım yapan yabancılar, 130 milyon dolarla 3 günde yaklaşık 15 milyon dolar para kazandı. Amerika'da yükselen faizlere rağmen bunu 2 yılda elde edemezsiniz...
Önümüzdeki bir kaç yazımda özellikle deprem bölgesinde geçici mutfaklarda kolay pişirilebilecek ama besleyici yemek tarifleri paylaşmaya çalışacağım. Umarım faydası olur.
Sistem bizi acımızı yaşamaya değil, onu daha fazla nasıl gösterinin parçası yaparak, etkili hale getiririz düşüncesine itiyor.
MB enflasyon raporunda da 2023 için tahmin yüzde 22,3’tür. Ama bu oranın gerçekleşmesi imkansıza yakındır. Dolayısıyla hesabını kitabını yüzde 20 enflasyona göre yapanın işinin rast gitmesi de imkansıza yakındır. Ocak ayı enflasyon rakamı, bu yüzde 22,3’ün 6.65 puanını götürdü bile.
Bugün Türkiye’nin yüzde 30’u sosyal yardımlarla yaşıyor. Rakamın 25 milyon kişiye yaklaştığı söyleniyor. Evet ekmek karneyle satılmıyor ama kömür, tahıl, makarna yardımları gırla gitmiyor mu? CHP’nin 1940’larda başta Varlık Vergisi vb faşizan uygulamaları ve eleştirilecek onlarca politikası varken ekmek karnesi üzerinden siyaset yapmak ucuz değil mi?
Strasbourg Üniversitesi olarak bölgedeki bütün üniversitelerle dayanışmak istiyoruz. Bilgisayarlarımızı, kütüphanelerimizi, derslerimizi paylaşmak. Fransızca, Türkçe ve Arapça açıklama yayınladık.
Şimdi bizim, yurttaşlar olarak, istediğimiz zaman kampanyalar düzenleyebiliriz. Faydalıdır. Dayanışmadır, iyidir. Buna hakkımız var ama “felaket büyük ama devletimiz halleder, vergilerimizi verdik, parası pulu vardır” rahatlığında olmamız da gerekmiyor muydu?
Acıdan nefes alamazken, acıyana el uzatırken azarlanan tek halkız herhalde. Aslında bildiğimiz en iyi şeyi yapıyoruz, dayanışıyoruz. Kim olduğuna bakmadan dayanışıyoruz bir de. Başka türlü ayakta kalamayacağımızı biliyoruz. Ama galiba işin en çok o tarafını sevmiyorlar.
Siyaset ve hukukçular, seçimler ertelenir mi ertelenmez mi diye tartışırken, YSK’da farklı senaryolar üzerine alternatifli hazırlıklar yapılıyor. Öncelenmeyen veya ikinci planda tutulmayan senaryolar: “Yeni yasalı 18 Haziran, yeni yasasız 18 Haziran, yeni yasalı 14 Mayıs, yeni yasasız 14 Mayıs.” YSK’da, ‘nasıl olsa deprem oldu, seçimler ertelenir” havası yok. El kitabı niteliğindeki genelgenin adı da hazır: Seçmen Kütüğünün Güncelleştirilmesi Usul ve Esaslarını Gösterir 141 Sayılı Genelge.
Artık sorun yurttaşlık haklarımızın en temel ve asgarisi olan yaşama hakkı sorununa dönüşmüştür. Türkiye’de ekonomik ve siyasi nüfuz sahiplerinin çıkarlarını takip eden “devlet kültürü”nün değiştirildiği, “toplu infaz”ların durdurulduğu ve böylece can güvenliğinin sağlandığı bir ülke için yurttaşların kendi politik sorumluluğunu ele almaktan başka çaresi kalmamıştır.
Arama kurtarma ekipleri çok yorgun. Konuşma fırsatı bulduğumuz madenciler de, itfaiye ekipleri de personel değişimini kabul etmiyorlar ve “bizim daha işimiz bitmedi” diyorlar.
Göz göre göre işlenen bu cinayette bu yüzden enkaz kaldırma süreçlerinde deliller yok ediliyor, beton ve demir numuneleri alınmadan, bir gecede enkazlar kaldırılıyor, 1999 depreminde Veli Göçer’e çıkartılan fatura şimdilerde yeni faillerini arıyor.
Bir hafta oldu.Bir ülke kan ağlıyor.Hala sorumluluklarını kabul etmeden felaketin hesabını soracaklarını söyleyenlere saldırıyorlar.
Elinde hisse senedi bulunan 381 bini depremzede olmak üzere 4 milyon yatırımcı, Borsa İstanbul'daki 17 saatlik sarsıntıda 870 milyar lira kaybetti.Canından, malından olanların borsadaki hisseleri de eridi.
Ülke olarak yine çok ağır bir tablo ile karşı karşıyayız. Canımızı ziyadesiyle acıtan bir de yönetime muhatabız. Öte yandan göz yaşlarımız eşliğinde izlediğimiz insan üstü bir dayanışma var. O, sokaklarda hak hukuk dedikleri için itilip kakılan Halkevci, TKP’li, TİP’li, SOL partili çocukların ellerinde çok iptidai aceleyle paketlenmiş kolileri görünce duygulanmamak elde değil. Devleti aşan bir çaba ile organize oldu insanlar.
Ben makina mühendisiyim. Babam inşaat mühendisi. Mühendis diploması bir sorumluluktur. İnsana karşı sorumluluk getirir. Siz hesapları doğru yapar, uygulamayı doğru yapar ve denetlerseniz, sonuç doğru olur. Kahramanmaraş'ta etrafında onlarca bina yıkılmışken camı bile kırılmayan İnşaat Mühendisleri Odası binasını gördünüz mü? İşte odur bahsetmeye çalıştığım şey.
Belli ki toplanan vergiler ranta gitmiş. Belli ki binalar çirkin olmalarının yanında zayıfmışlar da. Demirleri çalınmış, betonları çalınmış, onayları çalınmış, denetimleri çalınmış. Çalınmış binalardaki hayatlar da çalınmış.
Hatay hakkında ne söyleniyorsa, zihninizde nasıl bir kent canlandırıyorsanız lütfen onu 100 ile çarpın. Evet koca bir kent yok olmuş durumda. Medeniyetlerin beşiği, halkların kesişim merkezi, sokaklarıyla, kültürel birikimiyle, kapılarıyla, mutfağıyla, güzel insanlarıyla bildiğimiz bir kenti kaybettik.
85 milyon nüfuslu Türkiye'de yaklaşık 330 bin müteahhit bulunuyor. Sadece İstanbul Ticaret Odası'na kayıtlı 60 bin müteahhit var. Aynı nüfusa sahip Almanya'da müteahhit sayısı kaç dersiniz? Sadece 3 bin 800!
Devletin “sosyal” özelliğini yekten yitirip, ağır bir baskı ve otorite devletine dönüşmesiyle birlikte memleketin “kurumsuzlaştırılması” ve “sivil toplumsuzlaştırması” artık akıl almaz boyutlara varmış durumda.
18 Temmuz 2016’dan tanıdığımız bildiğimiz bir siyasi yol haritasıydı aslında çizilen. Olanlar olduktan sonra onları “olmamış gibi göstermenin” planları. Bunlar, siyasi kader planlarıydı. İşte ilan edilen OHAL’in planları Beştepe’de çizildi. Slogan belirlendi: Enerjimizi seçime harcamayalım. Bu, seçimlerin en azından 14 Mayıs’ta yapılmasının bir kez daha düşünülmesi demekti. Yarın başka bir hava eserdi belki yine 14 Mayıs’ta sandık kurulurdu; şu OHAL yetkileri cepte dursundu.
20 küsur yılda “kalkındık, zenginleştik, büyük Türkiye” derken kimin zenginleştiği, bu büyük acıyla bir kez daha suratımıza çarpıldı.
Altılı masanın ortak politikalar metninde Cumhurbaşkanlığı’nın Çankaya Köşkü’ne taşınacağı vaadi, salonda en çok alkışı alan vaatlerdendi. Bu vaatle birlikte, pek çok kez iktidar değişince “saray ne olacak?” tartışması yeniden alevlendi. Üniversite olmasından, müze olmasına, kadın örgütlerine verilmesine kadar onlarca fikir kamuoyunun gündemine atılıyor.
Bir siyasi parti lideri “suikast tehditleri“ aldığını söylüyor, “silahların gölgesinde“, “kelle koltukta“ siyaset yapmak zorunda olduğunu söylüyor… Devlete çöreklenmiş çetelerden, mafyadan, hırsızlardan söz ediyor. Onları söküp atmayı vaadediyor. Tartışılması, konuşulması gereken asıl bu meseleyken Kılıçdaroğlu’na yönelik linç kampanyasına ortak olanlar gerçekte kimlere hizmet ediyor?
Fener evleri için Fener-Balat bölgesinin simgesi olmuş yapılardır diyebiliriz. Haliç kıyısındaki yoldan geçerken, yol kenarındaki tuğladan yapılmış o eski evleri geçmişe meraklı herkes mutlaka fark etmiştir. Çoğu, yakın zamana kadar metruk ve bomboş duran bu yapılardan üçü, yakınlarda Büyük Şehir Belediyesi tarafından restore edilip birer sanat merkezi olarak açıldı.
Giorgio Van Straten, “Kayıp Kitapların İzinde” kitabında, yazıda örneklediğimiz gibi yazıldığı bilinen, tahmin edilen hatta Benjamin örneğinde olduğu gibi belki yazılmıştır diyerek peşine düşülen, yarım bırakılan, bizzat yazarı tarafından yok edilmiş olabileceği düşünülen, çalınan, yandığı söylenen metinlerin izini sürüyor.
Cuba Libre'de yediğim yemeğin adı Ropa Vieja idi. İsminin anlamı eski elbise olan bu yemek, biberlerle ve et suyuyla uzun saatler pişirilmiş ve sonra lime lime edilmiş yumuşacık nefis bir et yemeğiydi. Eski elbise adı da o lime lime olmuş görüntüsünden geliyor diye öğrenmiştim o zamanlar, doğrudur herhalde. Sevgililer günü de yaklaşırken, acaba o gün evde özel bir yemek mi denesem diyenler olursa diye size Ropa Vieja tarifi yazayım istedim.
İlginç olan, yüksek değer kaybına rağmen küçük yatırımcıların beklemeyi başarmasıydı. Bu direnç ve sabır, borsaya yeni girenlerin günlükçü değil uzun vadeli yatırımcı olduğunu gösteriyor.
Millet İttifakını ilerleyen günlerde kriz yaratma ihtimali hayli yüksek konular bekliyor.
31 Ocak 2023’de, Fransa’da 2.5 milyon kişi gene emeklilik reformuna karşı yürüdü. 2000’lerin başından beri bütün Fransız hükümetleri bu reformu gerçekleştirmek istediler ama sivil toplumun uyanıklığı, halkın bilinci sayesinde başaramadılar. Bahane hep aynıydı. Kriz var. Ekonomik kriz var, demografik kriz var, sosyal devlet krizde, medeniyet krizi var, göç krizi var. Kriz, kriz, kriz.
Prof. Dr. Hakan Kara, iktidar değişikliği, değişmemesi veya karma bir senaryoda neler olacağını analiz etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'na istediği üye İrfan Fidan'ın seçilememesinde neler etkili oldu? Beştepe'den gelen "Beyefendi'nin gönlünden İrfan Fidan geçiyor" mesajlarına rahatsızlık nasıl iletildi? Seçimlerdeki gizli protesto nasıl su yüzüne çıktı? Fidan'ın kaderini YSK Başkanlığı seçimleri nasıl etkiledi?
Ankara Çukurambar’da işlenen cinayetin soruşturması artık bir başka Marquez klişesini “Başkan Babamızın Sonbaharı”nı çağrıştıyor. Kitabın İspanyolca adı El Otono Del Patriarca ve “Reisin Sonbaharı” diye çevirmek de mümkün.
Dzino’nun Marcellinus’tan aktardığına göre, “Surların müdafileri imparatora yönelik defalarca 'sabaiarius' diyerek bağırıyorlardı”. Sabaiarius: Yani biraya sevgisi çok fazla olan ve aşırı bira tüketen (göbekli) adam profili.
İyi bir sonuçla galip gelinmiş maçtan sonra, takımda en çok beğendiğin futbolcunun tribünler tarafından çağrılıp özel olarak alkışlanmaması durumunda hissedilen vefasızlık duygusuna kapılıyor insan.
İsveçliler için en gurur duydukları haslet muhtemelen son yıllara kadar demokrasi ve ifade özgürlüğüydü. Tahammülü en güç ve rahatsız edici düşünceler bile bu çerçevede yıllar boyu İsveç’te sesini duyurma şansı buldu. Fakat bugün Rus yanlısı bir ifadede bulunmak bir yana empatik bir söz dahi hoş karşılanmaz durumda.
Ekokırım, Dünya ekosistemi veya küresel müşterekler üzerinde ciddi ve daimi değişime yol açan geniş çaplı zarar ve tahribata verilen genel ad.Brezilya’dan Hindistan’a ekoloji hareketleri, toplumsal muhalefetin temel politik özneleri arasında. Türkiye’de ekoloji hareketleri de hem seçimde ortak alıyor, hem “ekokırım yasası” için kolları sıvıyor
Hak, hukuk, adalet gözetmeden kağıtlara istediklerini yazıp mevzuat kalıplarına göre tebliğ, genelge antetiyle iktisadi aktörlere ferman gönderiyorlar. Bu fermanlar, “serbest piyasa ekonomisi” kurumsallığını her adımda çökertiyor. Yarısı serbest piyasa ekonomisine göre, kalan yarısı kumanda ekonomisine göre çalışan eklektik, kurum ve kararlarıyla birbiriyle çarpışan bir ekonomi çıkarıyor ortaya.
Fransız Hastanesi, Zonguldak‘ta Fransız Mahallesi’nde nam-ı diğer Fener Mahallesi’nde kente kimliğini veren kömür üretim tesislerinin çalışanları için yapılmış bir sağlık mekânıdır. Aynı zamanda mahallenin sağlıklı gelişiminin tanık mekânıdır. Kentin kimliğinde anıtsal bir yapı olarak özgünlüğünü koruyan, Zonguldak Fransız Hastanesi korunmalıdır.
Hakan Erdoğan’ın yıllardır düzenlediği konserlerin pek çoğu yaratıcı bir takım buluşlarla kendi dinleyicisini oluşturdu. Bu yıl Bach İstanbul’da konserlerinin 25. yılını kutluyorlar.
Wilhelm Genazino, “Bir Kadın, Bir Ev, Bir Roman” metninde de bize arada kalmış bir bireyin yaşamının nasıl olabileceğini düşündürüyor. Kendisiyle; toplum, yaptığı işler, ilişkiler, gündelik edimler arasında mesafe arttıkça sıkıntısı artan bir karakterle karşılaştırıyor.
Ne yazık ki hayat pahalılığı yüzünden malzemeler değişe değişe, satılabilir bir fiyatta tutulmak istenirken gerçekten lezzetli bir mezenin af buyurun içine edildi. Hayatımızın birçok zevkine son 20 yılda yapıldığı gibi...
Komisyon çalışmalarına ara sıra uğrayan o zamanın da Adalet Bakanı Bekir Bozdağ alınan notlara uygun olarak eleştirilere yanıt vermiş. Tartışmalar, açık hüküm olan adaylık meselesi ile ilgili değil, fesihle ilgili.
Muhalefetin İmamoğlu'nu aday göstererek seçimi riske atmak gibi bir lüksü var mı?